ISBN13 978-975-342-472-1
13x19,5 cm, 344 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

“Türkiye at ve köpek eti ithal etti”, Show tv net, 11 Ağustos 2004

Yemek kültürümüzde büyük yeri olan kırmızı etin insan sağlığı için ne kadar zararlı bir zehir haline getirildiğini biliyor musunuz? Evde veya bir fast-food restoranında afiyetle yediğiniz et ve et ürünlerinin içinde neler olduğunu hiç düşündünüz mü? Ya da etini yediğiniz hayvanın nasıl beslendiğini?

Amerika'nın ünlü araştırmacı gazetecisi Eric Schlosser'in Hamburger Cumhuriyeti adlı kitabı, Amerikan fast-food kültürünün iç yüzüyle birlikte, etteki korkunç tehlikeyi de gözler önüne seriyor. Bundan birkaç yıl öncesine kadar Türkiye de dahil dünyanın birçok ülkesine et ihraç eden Amerika'daki çiftliklerde ve mezbahalarda, inanılmaz şeyler yaşanıyor.

Schlosser'in verdiği bilgilere göre, tahıl fiyatlarının artması, ülkede bulunan ve ABD yönetimi üzerinde büyük ağırlığı olan hayvan üreticilerini, daha ucuz sığır yemlerine yöneltti. Özellikle büyümeyi hızlandıran yüksek proteinli maddeler, hayvancıların gözdesi haline geldi. Bu nedenle, Amerika'daki büyükbaş hayvanların tamamına yakın bir bölümü, koyun, sığın, kedi, köpek ve domuz ölülerinin atıklarından yapılmış hazır yemlerle beslenmeye başlandı. Bu leşlerin yanı sıra, sığır yemlerine proteini bol olduğu için hayvan kanı da karıştırılıyordu. Kesimlik sığırlar, yıllar boyunca hayvan barınaklarından satın alınan kedi ve köpek leşleriyle beslendi. Yaradılışı icabı yüksek selüloz içeren besinler, yani tahıl ürünleri yemeleri gereken sığırlar, bir çeşit etobur haline getirildi. Sığırlar kendi cinsi yedirilerek, bir nevi yamyamlaştırıldı. Bunun yanında tavuk çiftliklerinin artıkları, yani tavukların dışkıları da hayvan yemi haline getirilerek sığırlara veriliyordu. Öyle ki, tavuk çiftliklerinde dışkıları emmesi için yerlere dökülen talaşlar ve gazete kâğıtları da, atıklarla birlikte yem yapılıyordu. Bir araştırmaya göre, 1994 yılında sadece Arkansas eyaletindeki sığırlara, bin 500 ton tavuk dışkısı yedirildi. Tavuk dışkısının Salmonella ve Campylobacter gibi çok tehlikeli bakteriler ile, tenya gibi parazitler, arsenik ve ağır metaller içeriyor olması, olayın vahametini biraz olsun ortaya koyuyor. Kedi ve köpeklerdeki virüs ve bakterilerin çok daha tehlikeli olduğu biliniyor.

ABD'li bir sağlık yetkilisinin sözleri, insanın kanını donduracak cinsten: "Modern bir besi ünitesinin hijyen koşulları, insanların lazımlıkları pencereden sokağa boşalttıkları, sokaklardan lağım derelerinin aktığı ve salgın hastalıkların kol gezdiği Ortaçağ Avrupası'nın kalabalık şehirlerindeki hijyen koşullarına benziyor." Ancak bütün bunlar bilinmesine rağmen, hayvan ölülerinden yem üretilmesine uzun yıllar devam edildi. Böylece kedi-köpek ve diğer hayvanların leşlerinde bulunan öldürücü virüsler, yemlerle birlikte sığırlara bulaşıyor, oradan da sofralara gelen etlerle insanlara sunuluyordu. Amerika'nın uzun yıllar Türkiye ve birçok ülkeye ihraç ettiği hayvanlar, işte bu korkunç koşullarda yetiştirildi. Türk halkı yıllar boyunca, kedi-köpek leşleriyle beslenmiş sığırları yedi.

Bu durum, "deli dana" hastalığının ortaya çıkmasına kadar devam etti. Hastalığın hayvan artıklarından yapılan hazır yemlerden kaynaklandığının belirlenmesi üzerine, bu tür uygulamalar yasaklandı. 1997'den bu yana koyun, sığır, kedi ve köpek leşlerinden yem yapılamıyor. Ancak at, domuz ve kümes hayvanı ölülerinin sığır yemi haline getirilmesine hala devam ediliyor. 1996 yılında et ithalatını yasaklayan Türkiye, buna karşılık dışarıdan hazır yem almaya devam ediyor. Türkiye'deki yem ihtiyacının yüzde 50'si, ithalat yoluyla karşılanıyor. Hazır yem aldığımız ülkelerin başında ise, domuz, tavuk dışkısı ve at etinden yem üreten Amerika geliyor.

Türkiye'de son dönemde ürkütücü bir şekilde artan kanser vakalarında, uzun yıllar ithal et yenilmesinin büyük payı olduğu tahmin ediliyor. Kanserin en önemli nedenlerinden birinin doğal olmayan sağlıksız gıdalar olması, bunun en açık kanıtlarından biri. Yıllar boyunca leşle beslenmiş Amerikan sığırlarını tüketen Türkiye'de, adeta kanser patlaması yaşanıyor. Ancak tehlike bununla bitmiyor. Bir görüşe göre, sırada bir de 'deli dana' patlaması var. Sığırlarda ortaya çıkan ve bugüne kadar özellikle Avrupa'da çok sayıda can alan 'deli dana', çağımızın en tehlikeli hastalıklarından biri.

Hayvana yedirilen yemdeki kan ve leşle bulaşan ve daha sonra insana geçen hastalık, beyni bir sünger gibi eritiyor. Tedavisi henüz bulunamayan deli dana, bulaşan kişiyi korkunç bir şekilde ölüme götürüyor. Kuluçka döneminin ardından, hızlı bir yaşlanma ve bunamayla birlikte ölüm geliyor. Deli dananın en ürküten yanı ise, kuluçka süresinin bilinmemesi. Yani, hastalığın virüslü etin yenilmesinden ne kadar sonra ortaya çıkacağı bilinmiyor. Eric Schlosser, bu konuda korkunç bir iddiada bulunuyor: "Deli dana, hayvan leşiyle beslenen sığırlarda ortaya çıktı. Milyonlarca kişi, bu etlerden yedi. Deli dana hastalığının kuluçka süresi bilinmediğinden, önümüzdeki yıllarda, tıpkı Ortaçağ'daki veba salgını gibi bir deli dana salgını yaşanması mümkün."

Her gün yaklaşık 200 milyon kişinin gıda zehirlenmesine bağlı olarak hastalandığı ABD'de, besicilikte akıl almaz yöntemlerin uygulanması, yönetim ile üreticiler arasındaki çıkar ilişkisinden kaynaklanıyor. Ülkede büyük sermaye gücü oluşturan hayvancılar ve çiftçiler, Cumhuriyetçiler'in en büyük destekçileri. Başında Bush'un bulunduğu Cumhuriyetçi Parti'nin en önemli bağış kaynağını, hayvancılar ve çiftçiler oluşturuyor. Üreticiler, hayvan yemini ucuza mal etme uğruna, kendi vatandaşları da dahil milyonlarca insanın sağlığını riske atıyor. Cumhuriyetçiler de, oy ve para için bu entrikalara göz yumuyor.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova