ISBN13 978-975-342-739-5
13x19,5 cm, 168 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Birol Aktaş, “Hikmet-i hükümetin hikmetinin suali”, Radikal Kitap Eki, 9 Nisan 2010

3 Kasım 1996 tarihinde Susurluk’ta meydana gelen bir trafik kazasıyla gündeme gelen ve adını buradan alan ‘Susurluk Olayı’, ‘Susurluk Skandalı’, ‘Devlet, polis, mafya üçgeni’ ‘devlet içinde devlet’ vs. isimler altında çeşitli kesimler ve anlayışlar tarafından çeşitli yaklaşımlarla araştırılıp incelendi. Çalışmaların çoğunda ana izleği, olayın adli ve polisiye yanıyla, kişiler ve kurumlar arasında var olduğu iddia edilen ‘karanlık ilişkiler ağı’ oluşturdu. Yargılama sürecindeki tutumlar, bürokrasideki skandallar, JİTEM’in varlığı yokluğu tartışmaları, mafya hesaplaşmalarının trajik tasvirleri, yapılan çalışmaların oldukça önemli bir kısmını teşkil etmekteydi. Kuşkusuz sayısız yararlar sağlayan bu çalışmaların en büyük eksikliği, olup biten bütün bu olayların, ne tür bir ‘akıldan’ kaynaklandığı, hangi siyasal kuramlardan beslendiği ya da hangi siyasal kuramların izdüşümleri ve yansımaları olduğuydu.

Susurluk Olayı, ekonomik ve siyasi çıkar peşinde koşan birtakım lümpenlerle, bazı bürokratik kesimlerin, bazı devlet kurumlarını gizlice kullanarak, belli kazanımlar elde etmeleri sürecinde tesadüfen ortaya çıkan adli bir vaka mıydı, yoksa siyasal iktidarların köklü devlet teorileri ve kuramlarıyla beslenmiş, politik temelleri olan ve siyaset felsefesinde önemli paradigmaları oluşturan içeriklerin düpedüz devlet yönetme adına uygulanan düsturları mı?

Örneğin, Mehmet Ağar’ın Susurluk Olayı’yla ilgili bilgi vermek için kapalı bir oturum talep etmesi ve Kutlu Savaş’ın raporunun bir bölümünün resmi devlet sırrı olma gerekçesiyle sansürlenmesinin Max Weber’in gizlilik ve sır kuramıyla örtüşmesi, yalnızca bir tesadüf müydü? Aynı şekilde devletin birtakım yasal olmayan faaliyetlerine katılmış devlet görevlilerinin, –bunlar–sanki sıradan vatandaşlarmış gibi, kurumsal kimliklerinden soyutlanarak, yaptıkları faaliyetlerin kişisel çıkar ve sorumluluk ile ilişkilendirilip yargılanmalarının Hans Kelsen’in devlet-devlet görevlisi ayrımı kuramıyla örtüşmesi?

Ayşegül Sabuktay’ın Devletin Yasal Olmayan Faaliyetleri kitabı, Susurluk Olayı örneğinde, bizim düşünme biçimimizde çok belirgin olmayan, henüz içselleştiremediğimiz bir titizlikle –Adorno’nun dediği gibi ‘anlaşılma uğruna anlatılacak şeye ihanet etmeden’– hukuk-siyaset kuramının kavramlarıyla devlet hukuk siyaset ilişkisinin karbon testini yapıyor adeta. Yazar, kitabın ana temasını oluşturan kuramlardan herhangi birini öne çıkarmadan; hikmet-i hükümetin hikmetinin sorgulanma olanaklarını, hukuk, devlet, siyaset ayrımının olası içeriklerini, ürettiği ‘hukuk devleti’ anlayışıyla, ‘devlet hukukuna’ kavramsal olarak meydan okuyan liberal düşüncenin teorik ufkunu, devletin kutsal ve kutsal olmayan perspektiflerle incelendiğinde nasıl başkalaştığını, meşru şiddet kullanma tekelinin modern devletin siyasetinde ne tür başkalaşımlara yol açtığını belirginleştirerek, bizlere; devlet, siyaset hukuk diyalektiğinde geliştirilebilecek olası açılımların yeşerebilmesi için hatırı sayılır bir alan açıyor.

Liberal bir kuram: Hukuk devleti

‘Devletin Yasal Olmayan Faaliyetleri’ başlığı, kitap okunduğunda ironik bir niteliğe dönüşüyor. Bu durum, yazarın devleti ve ‘devletin yasal olmayan faaliyetlerini’ yine onun kendisi için oluşturduğu siyaset ve hukuk çevreni içinde ele almasıyla oluşan bir sarmaldan kaynaklanıyor.

Devletin kendisi için belirlediği yasal alan ve buna bağlı olarak geliştirdiği faaliyet ufku ve iş görme stratejileri, siyaset, hukuk ve devlet diyalektiğinde, devletle toplum arasındaki olası çatışma ve yarıkların kaçınılmaz olduğunun bir işareti olması bakımından oldukça aydınlatıcı. Zaten ‘devlet hukukuna’ karşı, ‘hukuk devleti’ istenci, özünde bu yarıklardan sızan çatışmaların toplumsal muhalefette beliren efektinden başka bir şey de değil aslında. Susurluk Olayı’nın toplumun büyük bir bölümü tarafından ciddi protestolarla karşılanması ve bu protestolar ışığında sürekli ‘hukuk devleti’ ilkesine gönderme yapılması bu durumun en açık örneklerinden biri. Yazar bu durumu çalışmasında, ‘hukuk devleti kuramı’ ve ‘pozitif hukuk kuramı’ başlıkları altında tartışarak; ‘hukuk devleti kuramının’ devleti bir bütün olarak, kavramsallaştırırken ‘pozitivist hukuk’ kuramının ise devleti, meşruluk sorununu dışarıda bırakarak kavramsallaştırdığını belirtiyor. Hukuk devleti kuramını; Max Weber’in ‘biçimsel-ussal hukuk düzeni’ ve Jürgen Habermas’ın ‘demokratik hukuk devleti’ kavramsallaştırması ile tartışan Sabuktay; Weber’in, bürokrasi ve yönetim alanında modern devlete yaptığı katkının, Susurluk Olayı’na bakışta sağlayacağı faydaları ve yine Weber’in resmi sırlar anlayışının devletin iş görme stratejilerinde ne denli ‘kullanışlı’ bir kavram olduğunu hatırlatarak, Susurluk Olayı’nın kimi temalarına bakışı Habermas’ın ‘iletişimsel iktidar’ fikrine bağlı olarak geliştirdiği ‘demokratik meşruiyet’ anlayışıyla zenginleştiriyor. Weber ve Habermas’ın, hukuk düzeninin meşruiyet sorununu gündeme getiren , ‘hukuk devleti’ düşüncesini, farklı bakış açılarından kavramsallaştırdıklarını iddia ederken, ‘pozitif hukukun’ böyle bir meşruluk sorununu gündeme getirmediğini ifade ederek, başka bir düşünürün kapısını çalıyor. Bu düşünür; ‘saf hukuk kuramı’nı geliştiren ve ‘devletin anayasa ile kurulmuş bir korporasyon olduğunu ve bu anlamda devletin normlardan ve bu normların uygulayıcısı olan öznelerden ibaret olduğunu’ dile getiren Hans Kelsen’dir. Kelsen ismi, yazarın Susurluk Olayı’nda yasal olmayan faaliyetlerin devlete atfedilemeyeceğini, bu faaliyetlerin onları gerçekleştiren görevlilerin kişisel suçları olduğu yönündeki zamanın devlet görevlilerinin verdiği beyanatların kaynağını oluşturan düşünür olmasına işaret etmesi bakımından oldukça şaşırtıcıdır. Kelsen tarafından ‘ulusal hukuk düzeni’ olarak tanımlanan devlet, yazara göre Susurluk Olayı’na bakışta bilerek ya da bilinmeyerek kuramlarından en çok yararlanılan düşünürlerden biri olması bakımından da ayrıca önemlidir.

Hukuk devleti fikri özünde liberal bir kuram olup, odağında ‘ceberut’ ve ‘keyfi devlete’ karşı bir duvar, bir sınırlama oluşturmak fikri yatar. O ceberut devlet, modern siyasal teoride genellikle Thomas Hobbes’in Leviathan’ı ile simgeleştirilmiş olan bir canavar, Hegel’in kendinde amaç olarak gördüğü, tanrının yeryüzündeki tezahürü, ya da Schmitt’in öngördüğü gibi bizzat siyasal bir kurum olup, ‘hukuk devleti’ fikrinden daha eski ve köklü bir geleneği temsil eder ve ‘hukuk devleti’ fikrine karşılık ‘devlet hukuku’ ya da hikmet-i hükümet olarak kavramsallaştırılır.

Hukuk devleti düşüncesinin karşısında yer alan siyasal devlet geleneği anlayışının çağdaş anlamdaki en büyük referansı Carl Schmitt’ir. Schmitt egemenlik kavramını, hukuk kavramının üstünde inşa ederek, buna ‘siyasal’ kavramı adını vermiştir. Hukukun idealize edilerek soyutlanamayacağını, ‘olan’ kavramından, hayattan yani hali hazırdaki durumdan yola çıkılması gerektiğini ifade eden Schmitt, dost düşman ayrımı ile temellendirdiği siyasal kavramını, devlet hukukunun olmazsa olmazı olarak belirlemiştir. Susurluk Olayı’na bakışta Schmitt’in kuramının göz ardı edilemez unsurlara sahip olduğunu ortaya koyan yazar, ‘devlet hukuku’ ile ‘hukuk devleti’ arasındaki gerilimin nasıl siyasal bir karakter taşıdığını, daha doğrusu, siyasalın alanını nasıl belirlediğini bir kez de Schmitt’in kavramlarıyla tartarak, ‘olağanüstü hal’, ‘dost’, ‘düşman’, ‘istisna’ gibi kavramları Susurluk Olayı’nın çeşitli katmanlarında sınamıştır.

Modern devletin eleştirilme ufkunun ne yalnızca Hegel’den Schmitt’e uzanan’ maddi/özsel devlet geleneğiyle, ne de ‘prosedürel’ devlet geleneğiyle sınırlandırılamayacağını bizlere bir kere de Susurluk Olayı üzerinden hatırlatan yazar, modern devletin ve onun iş görme teknik ve stratejilerinin çok çeşitli kuramlar ve bakış açılarıyla incelendiğinde nasıl farklı görünümler kazandığını göstererek, adeta, Susurluk Olayı’na örneğin Antonio Gramsci’nin tahakküm ve hegemonya kavramlarıyla ya da Michel Foucault’nun ‘iktidar’ ve ‘yönetimsellik’ kavramlarıyla da pekâlâ bakılabileceğinin ipuçlarını veriyor.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova