ISBN13 978-975-342-704-3
13x19,5 cm, 160 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Celal Fedai, “Nesir fikri nereden doğar?”, Kitap Zamanı, 2 Mart 2009

Çocukluğumun geçtiği köyde yetişen meyveleri toplama işi çoğu zaman biz çocuklara düşerdi. Bu zevkli işi bir yandan topladıklarımızdan yiyerek bir yandan da düşlere dalarak yapardık. Çocukların zayıf bedenleri, doğrusu dokusu gevrek kayısı ağaçlarından meyve dermeye çok mahirdi.

Elma için de aynı şey söz konusuyken, sözgelimi ceviz çırpma işi büyüklerindi. ‘Cerek’ denilen uzun sopalarla düşürülen cevizleri çocuklar ancak yerden toplamaya ehil görülürdü. Ceviz dallarına tırmanmakla yetinirdik. Ceviz mevsiminin öncesinde gelen üzüm mevsiminden bu burukluğa alışık olan bizler, meselenin üzerinde fazla durmazdık. Geniş yaprakların altında parlayan türlü renkleri ile üzüm salkımlarını kesmekte yaşadığımız güçlük ortada idi çünkü. Salkımın arasına yapraklar girmiş olurdu kimi zaman. Ellerimizle tuttuğumuz salkımı üzüm çıbığından bıçkıyla ayırdığımızda koca salkımı yere düşürdüğümüz çok olurdu. Meyve taneleri ile üzüm salkımını, bu deneyimle bir kez daha ayrımsardık. ‘Salkım’ denilen şey, aynı meyvenin biraradalığı değildi sanki: Adını koyamadığımız başka bir şeydi salkım... Bana kalırsa Giorgio Agamben’in Nesir Fikri, çocuklukta adını koyamadığımız, aslında tüm kişioğullarının da kendi benliklerinde bir şekliyle deneyimlediği bu halin, yazmakla yüz yüze kalan kişilerde hükmünü yürüten ontolojik benzerliği ile başlayıp bitiyor.

Agamben’den öğrendiğimize göre İmparator I. Iustinianos, M.S. 509’da Atina felsefe okulunu kapattıktan sonra, o sırada okulun başında bulunan Damaskios, öğrencileriyle birlikte Pers hükümdarı I. Hüsrev Anuşirvan’a sığınıyor. Bu ilticanın sonrasında ömrünün kalanını ‘İlk İlkelere Dair Çıkmazlar ve Çözümler’i yazmaya hasreden Damaskios’un, ömrünü hasretmekle işi kolaylaşmıyor elbet: “Düşünce, düşüncenin başlangıcına dair bir soruyu nasıl ortaya atacaktı? Başka bir ifadeyle insan, idrak edilemez olanı nasıl idrak edecekti?” Yaşlı filozof, bu yolda kendinden evvelce yürüyenlerin peşinde yol almıştır ama derdinin imgesi, çocukluğunun geçtiği Şam’a dair bir anıda, yerini ayırtmış bir boşluk olarak belirir: “Aradığı tam da harman yeri gibi bir şey değil miydi? Düşünce ve dilin yaba gibi her şeyin çöpünü ayıkladığı, düşünülemez ve konuşulamaz o harman yeri.” Agamben, Nesir Fikri’nde işte bu harman yerindedir ve oraya ilişkin düşünmektedir.

Bir fikrin eşiğinde

Agamben’in eserinin ‘eşik’ inde sunduğu bu ‘hikâye’de, bizim hikâye kelimesinin iki yanına iliştirerek onu bir terim olmaktan azade kıldığımız tırnak işareti de var, modern şiirin anjambmana yönelerek klasik şiir karşısında varlık bulma mücadelesi de. Harman yeri, insanın eyleme halinde fikrettiği yerdir. Sapla saman yaba ile ayrılmadan önce başaklar dövenle gevşetilmiştir. Eylenenler hep bilenen şeylermiş gibidir görünürde, fakat işin aslında, dilde konuşmayı başlatan ıslaklığın ya da bunun tam tersini doğuran, susmakla dilin damağın kuruması halinin, yani fikretmenin, kişinin kendiyle ve çevresiyle bağıntılı doğası vardır. Bu, bir fikrin daha eşiğindeyken fikirler salkımını kendi için düşünülebilir kılma edimidir. Nesir Fikri bizi burada, bırakın çocuk kalarak merakla devinmeyi, bir bebek gibi lâl olarak ikamete zorluyor. Bir övgü olarak söylemiyorum bunları, birer tespit de değil. Okurun, bu dediklerimin kitapta yeri olduğundan kuşkusu olmasını istemem; fakat daha başında şunu da bilmeli ki, “Duygularımız, duyularımız bize vaatlerde bulunmuyor artık. Şaşaalı fakat faydasız ev hayvanları gibi bir kenara çekildiler.” diyerek, müzik yerine şamataya maruz bırakılıp insan ruhunun müziğini kaybettiğini ilan eden bir yazarla ve onun ‘ağyarını mani etrafını cami’ bir eseri ile karşı karşıyayız.

Eserin neleri vazettiğini kurgusu üzerinden anlatmak sanırım daha işlevsel olacak. Yazar, biri kitabın başında biri sonunda iki ‘eşik’ arasında inşa etmeyi tercihe şayan bulmuş eserini. Bu demek ki, sürdürülen inşa faaliyeti ‘eşik’in uzamındadır. Düşünmenin öncesinde ve düşünme sürecinde düşünceyi etkileyen, belirleyen ya da varlığıyla, söz açılmasıyla kendini hissettirse de düşünce üzerinde herhangi bir etkisi, belirleyiciliği olmayan otuz üç bahsi ise üç bölümde gruplamış. Bu bahislerin bazıları şunlar: Konu Fikri, Biricik Fikri, Esin Perisi Fikri, Çalışma Fikri, İktidar Fikri, Komünizm Fikri, Utanç Fikri, Çağ Fikri, Bebeklik Fikri. Bir fikrin daha eşiğinde o fikri belirleyen, etkileyen ama tam da bu sayede onu bir ‘fikir’ kılan fikirler salkımı bütün bu bahisler. Nesir karşısında şiirin varlık buluşu, esin perisinin ya da sebepler manzumesinin yazılanlarda kendini belli edişi ya da saklayışı, yazgısını sevenin ‘adil insanın ikamet ettiği hakikat’e yönelme iradesi ve tüm bu seyirlerde yol alanın, çalışmakla kendini aptallaştırma tehlikesi altında oluşu: “Çalışan kişi, bir şoka maruz kalıp kendisine çarpan şeyden dolayı aptallaşan, onun ne olduğunu anlamayan ve onu geride bırakacak gücü kendisinde bulamayan kişiyle aynı konumdadır.” İlk bölümün iç dikişlerinden en görünenlerdir bence, bu düşünceler. Fikretmek durumunda kalanın farkında olsun ya da olmasın, eğleşmek durumunda kalacağı meseleler, Nesir Fikri’nin ilk bölümüne gelip yerlerini kendileri seçercesine, doğallıkla yerleşmiş. İkinci ve üçüncü bölümlerde ise, bu yerleşik düşüncelerin dış dünya ile kendini sınaması söz konusu.

Kafka’ya sık sık gönderme yapan yazar, bu ‘utanç verici’ noktada da ondan bir çıkış buluyor düşüncelerine. Joseph K.’nın kendini utançtan kurtarmayı değil utancı kurtarmayı seçmesi ve Kafka’nın onun için “Ona göre, utancı onu yaşatacak” deyişi, yazar için anlamlıdır. Agamben, içinde bulunduğumuz çağın, kendini ne pahasına olursa olsun başka çağlardan ayırma arzusunun sayrıl yanlarını ve tercih edilmesi gerekeni de bu utancın ardından sunuyor: “Bu yüzden de yeni sanat ya da düşün eserleri istemiyoruz; başka bir kültür ve toplum çağı istemiyoruz. İstediğimiz, çağ ve toplumu gelenek içinde dolanıp durmaktan kurtarmak, onların içinde kısılıp kalan –tehir edilemez, devirsel-olmayan– iyi’yi ele geçirmek.”

Nesir Fikri, bana kalırsa ilk anda içindeki resimlerin sevimliliği ve şiirsel kurgusuyla, yazarının da söz açtığı ‘ebedi çocukluk’ duygusuyla yaklaşılabilecek, lakin harman yerinin tüm incelikli uğraşlarında sap saman yuttuktan sonra okuru için bir ‘cep kitabı’ haline dönüşebilecek bir eser. Çevirmenin nefis Türkçesini, Metis Yayınları’nın editör desteği taçlandırabilseydi, yabayı bilmeyen kentli okura daha yararlı olurdu sanırım. Zira eserin kimi yerlerinde Grekçe kelimeler, cümleler küçük izahlarla notlandırılmak bir yana olduğu gibi yazıldıkları alfabede bırakılmış. Bunların Nesir Fikrine yönelmede bir engel olmadığı söylenebilir fakat engelin ta kendisi bazen böyle, düşünce harmanının bileni olarak orada bulunmakla tebarüz eder. Oysa orada kimse esin perisini nikâhlayamadığı gibi ustalığı da nikâhlayamaz. Kesilen salkım ‘pat’ diye, toprağa düşüverir.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2021. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova