ISBN13 978-975-342-661-9
13x19,5 cm, 200 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Irmak Zileli, "Sözün sihirli işlevi", Radikal Kitap Eki, 18 Nisan 2008

Eduardo Galeano'nun denemelerinin derlendiği Biz Hayır Diyoruz isimli seçkinin sunuş yazısında Bülent Kale şöyle diyor: "Galeano için sözün onuru vardır; insan etten ve kemikten yapılmıştır ama söylediği kelimelerden de yapılmıştır." Bu bana Sait Maden'in Yeryüzü Şiiri isimli kitabında okuduğum bir Bambara atasözünü hatırlattı: "İnsanın kuyruğu da yoktur, yelesi de. Neresinden tutarsın onu? Ağzından çıkan sözden." O kitapta Maden, "Çağımızda sözün büyüsü yok oldu, kutsallığı yitti. (...) Bugün bir pilin, bir vidanın, bir bilgisayar faresinin kullanılabilirliğinin yanında söz'ün iş görür hiçbir özelliği yok" diyordu. Maden haklı. Ama insan, Eduardo Galeano'yu tanıyınca bu konuda bir gönül ferahlaması yaşıyor... Dünyanın bir başka memleketinde bir başka yazar daha 'sözün büyüsüne' sahip çıkıyor.

Gazetecilik ve edebiyat

Eduardo Galeano'nun sözle ilişkisi çokboyutlu. Onun için söz, bütünüyle işlevsel, gerçeğe dokunduğu ve gerçeği dönüştürdüğü ölçüde değerli. Sözün temel işlevi: Gerçekleri işaret etmek! Ve gerçeği göstermeyi başardığı ölçüde de değiştirme gücüne sahip. Bu anlamda Galeano, edebiyatın gerçekliği yorumlayabildiğini ama değiştiremediğini söyleyenlere karşı çıkıyor, "gerçekliği tanımlamanın onu değiştirmeye başlamak için ilk gerekli adım" olduğunu söylüyor. Galeano'nun sözle kurduğu bu işlevsellik temelli ilişkide kuşkusuz gazeteciliğinin payı büyük. Ki Galeano'ya göre gazetecilik edebiyatın bir alt kolu değil, aksine onun etkili kullanıldığı alanlarından biri. Galeano'nun gazetecilik ve edebiyat arasında kurduğu güçlü ilişkinin kaynağında da sözü bir uzuv kadar hayati görmesi var. Söz hayatla bağlarını güçlü kıldığı ölçüde büyüsünü koruyor. 'Gerçekleri ifade etme' rolünü bir kenara iten söz, işlevini, hayatı etkileme gücünü, dönüştürme yetisini de kaybediyor. O yüzden edebiyatın 'kurgu dışı' yazın türleri karşısında eksik olduğunu savunanlara meydan okur Galeano: "Hiçbir sosyolojik araştırma Kolombiya'daki şiddet hakkında Marquez'in kısa romanı –eğer yanlış hatırlamıyorsam içinde tek bir kurşunlama bile olmayan– Albay'a Mektup Yazan Kimse Yok'tan daha fazla şey öğretemez." Ve ekler: "Gerçekliğin içine işleme yetisinde olanlar gerçekliği döllerler."

Galeano'nun yazınında söz 'kıymetli'dir. Bir savaşçının silahındaki sınırlı kurşun kadar kıymetli. Boşa atılan her mermi gibi, söz de yerinde ve 'yeterince' kullanılmalıdır. Ne daha az ne daha çok. O yüzden onun yazılarını okuduğunuzda 'çıkarılabilecek' tek bir tümce, tek bir satır, tek bir sözcük bulamazsınız. O yüzden onun kitaplarını okurken her satırının altını çizmek istersiniz. O, "arkasında silgisi olan eski kalemlerle yazar gibi yazmak gerektiğini" düşünür. Çünkü "ucundan çok arkasıyla yazılır kalemin, yani ekleyerek değil; silerek." Eduardo Galeano kısa yazma yetisini de gazeteciliğine borçludur. Şöyle der: "(gazetecilik) beni bir sürü şey söylemek isteyen biri için elzem olan bir senteze zorladı."

Eleştirinin gerekliliği

Eduardo Galeano, Uruguaylı bir gazeteci ve yazardır. Ama Uruguaylı olmaktan önce o Latin Amerikalıdır. Latin Amerika'nın çatısı altındaki her bir ülke ortak bir kaderi paylaşıyordur ona göre: "Sınıflı toplumun çelişkileri burada zengin ülkelerdekinden çok daha kıyıcı." Ve tam da bu yüzden o, "Sesi olmayanların sesinin ortaya çıkmasına yardımcı olan bir edebiyat için çalışmak isteyenler"dendir.

Galeano, Biz Hayır Diyoruz'da yer alan denemelerinde Latin Amerika'nın toplumsal gerçeklerine dair önemli saptamalarda bulunur. Ancak bu yazılarda, Galeano'nun diğer pek çok 'muhalif' yazardan bir farkı çıkar ortaya. Galeano görünen gerçeklerin ötesindeki noktalara işaret eder. Pek çok muhalif sesin söyleyebileceklerinin ötesine geçer. Bunu da derin bir felsefi kavrayış sayesinde yapar. Sürgündeki yazar ve sanatçıların yaşadıklarının acımasızlığı herkes tarafından kabul görmüştür. Galeano, artık bir başka eleştiri yapmanın gerekliliğinin farkındadır. O, yine kendi topraklarında yaşayan ve üreten ama zihninde bu toprakları çoktan terk etmiş olan yazarların varlığına işaret eder: "Kendi ülkende sürgün olup kendi içine sürgün edilmek, dışarıdaki herhangi bir sürgünden her zaman daha zor ve faydasızdır."

Galeano hiçbir sözcüğü boşa kullanmadığı gibi, 'fayda' sözcüğünü de özellikle kullanmıştır. Ülkesinden sürgün edilmiş yazar ne pahasına olursa olsun yazdıklarıyla topraklarından kopmayarak, ülkesi için 'faydalı' olmayı sürdürebilmektedir. Ve ardından şu örnekleri verir: "Paris'te Julio Cortazar son derece Arjantinli bir edebiyat yazıyor. Pedro Fugari yıllar önce tüm zamanların Uruguaylı tablolarını boyadı ve hayatının dörtte birini orada geçiren Cesar Vallejo Perulu bir ozan olmayı asla bırakmadı." İşte Eduardo Galeano'nun farklılığı ve bence üstünlüğü tam da burada: Herkesin kolaylıkla ifade edebileceği gerçeklerin ötesini işaret edebilmesinde.

Biz Hayır Diyoruz'da Galeano'nun Che, Zidane, Salgado, Evo Morales, Şili, Küba, Bolivya, ABD, ırkçılık gibi pek çok konuda denemeleri yer alıyor. Eduardo Galeano güncel konuları, edebiyatın gücünü kullanarak okura kendi bakış açısı ve değerlendirmeleriyle sunuyor. Okur televizyonlardan, gazetelerden ona aktarılan gelişmeleri, yeni bir pencereden görme olanağı ediniyor.

Latin Amerika'nın entelektüel dünyası

Galeano'nun Latin Amerika'nın tarihi ve bugünü üzerine pek çok yapıtı bulunuyor. Biz Hayır Diyoruz'da farklı olan bir şey var. Galeano bu kitapta yer alan denemelerinde Latin Amerika'nın entelektüel dünyasının da son derece derin bir eleştirisini yapıyor. Latin Amerika'da Edebiyat ve Kültür Üzerine On Yaygın Yanlış ya da Yalan başlıklı denemede Galeano, kapitalist-emperyalist sistemin devamını sağlayan kitle kültürü, televizyonlar ve popüler kültür üzerine analizler yaparken, yazarın işlevini de sorguluyor. Bir başka yazısında "kendini seçilmiş hisseden yazar"ın kibrini yerden yere vururken, bu tür yazarların, gerçeklik onların beklentisine uymayınca, 'seçilmişliklerinden' bir anda nasıl vazgeçtiklerini, halka sırtlarını nasıl döndüklerini cesaretle ifade ediyor. Galeano, 'işçiler için edebiyat' anlayışını tartışırken, Latin Amerika soluna yönelik de son derece çarpıcı bir eleştiride bulunuyor ve diyor ki: "Halkın seviyesine 'inmeyi' reddeden güzelliğin tekelcileri ve halkla iletişim kurmak için bu seviyeye 'inmeyi' amaçlayan iyi niyetliler arasındaki polemiğin sahte olduğuna inanıyorum. İki taraf da aynı fikirde: Tepeden hareket ediyorlar ve bilmeyenleri küçük görüyorlar."

Biz Hayır Diyoruz'da sanmayın ki Latin Amerika toplumunu, entelektüellerini, sanatçılarını, politikacılarını göreceksiniz yalnızca. Her bir satırında Türkiye'den de 'yüzler', durumlar çıkacak karşınıza.

İşte o satırlardan biri: "Sorumsuzluk ayrıcalığını talep eden yazarların ve sanatçıların sayısı çok fazla. Tarihten ve toplumsal mücadeleden ayrı tutulunca kültürel işlev metafizik bir şey olur. Kitaplar ve tablolar, kulağına cinlerin, şeytanların ve hayaletlerin üflediği seçilmiş olanın aracılığıyla meydana gelirler. Sanatçı bu yüzden dokunulmazlık beyanıyla doğar." Eduardo Galeano'nun kalemi devrimcidir. O gerçeği dönüştürmek için yazar. Bunu da her fırsatta ifade eder. Bu anlamda da bütün sorumluluğu yüklenmiştir. Paul Nizan'ın sözlerini aklında tutar hep: "Dünyaya karşı bir suçlama olmayan tek bir büyük eser yoktur".

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova