ISBN13 978-975-342-380-9
13x19,5 cm, 253 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Siyaset, Sosyoloji ve Toplumsal Teori, 2000
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Hasan Bülent Kahraman, “Sağ ve Solun Ötesinde”, Radikal Kitap Eki, 29 Kasım 2002

Yirminci yüzyıl çok uzun ve zengin bir zaman parçası olmasına karşın siyasal kuram alanına daha önceki 18 ve 19. yüzyıllarda olduğu kadar büyük bir katkıda bulunamadı. Örneğin estetik alanında geçen yüzyılın birikimi ve onu doğuran heyecanlar kendisinden önceki bütün yüzyıllarla karşılaştırılabilecek bir düzeyde ve güçtedir. Aynı etkinliğin son derecede karmaşık ve hatta dramatik olaylara (örneğin iki dünya savaşına) sahne olmasına karşın niye siyasal kuram alanında gösterilmediği ciddi biçimde ele alınması gereken bir soru olarak duruyor ortada.

Belki bu durumu açıklayabilecek bir spekülatif cevap, 20. yüzyılın çok uzun bir döneminde daha önceki yüzyıllarda üretilmiş ideolojilerin bir tür sınama alanı olmasıyla ilgilidir. Liberal demokrasinin Batı (kapitalist) blokunda tek seçenek olarak görülmesi, sosyalizmin geniş ölçüde Marx ve Engels'in kurguladığı yörüngede gelişmesi bu sürecin farklılıkları kapsayan iç dönüşümlerle yaşanmasını engellemiştir. Bu anlamda 20. yüzyılın çok büyük bir bölümü kapitalizmle sosyalizm, liberal demokrasiyle daha sert otoriteryen / totaliter / devletçi modeller arasındaki çarpışmalara tanıklık etti. Şimdi içinde bulunulan dönemde 'galip' gelmiş olan liberal demokrasinin sosyalizmi bir bütün olarak yok sayması, dışlaması ise ne türden sonuçlar doğuracağını bilemediğimiz bir süreci açıyor önümüze. Ne var ki, burada ortaya çıkan sorunla büyük siyaset kuramlarının, Lyotard'ın deyişiyle, büyük anlatılar olarak biçimlendiği dönemin sorunu aynıdır. Bütün siyasal kuramlar insanların mutluluğunu ençoklaştıracak bir model arayışı içindedir. Sorun bunun makro yaklaşımlarla mı yoksa daha mikro anlayışlarla mı gerçekleştirilebileceğidir.

Bu açıdan bakılırsa 20. yüzyılın asıl meselesinin modernite olduğu iddia edilebilir. 20. yüzyılın farklı toplumlar ve siyasal modeller içinde olsa da ağırlık verdiği şey budur. Düğüm, bütüncül bir modernleşmenin hangi bağlamda, hangi yöntemle sağlanacağı söz konusu olunca atılır. Bu bağlamda 20. yüzyılın kendisine cevap aradığı ikinci soru demokrasinin ne olduğudur.

Burada da gene liberal doktrinle ona alternatif oluşturan öteki modeller arasında önemli gerilim hatları meydana gelir. Onun başında da cemaatçi yaklaşımlar bulunmaktadır. Üstelik, 20. yüzyıl belki yeni ve büyük bir anlatı geliştirememiştir ama demokratik kuramın zenginleşmesine önemli katkılarda bulunmuştur. Toplulukçu, liberal yaklaşımlar ve daha mikro yönelimler 20. yüzyıl demokrasi kuramlarının gelişmesine emek harcamıştır.

Bütün bunlar 1980'lerden başlayarak yeni bir siyasal / toplumsal dönemin karşımıza çıkmasına yol açmıştır. Sovyetler Birliği'nde meydana gelen dramatik değişiklik bu yolun açılmasında öncü olmuştur. Özellikle Berlin Duvarı'nın yıkıldığı tarihten başlayarak liberal demokrasinin giderek egemenleştiği bir ortamda yeni bir siyasal süreç kendisini gösterir olmuştur. Bu dönem bir çok düşünüre göre postmodern dönemdir. Başkalarına göre 'apolitik' bir çağdır. Küreselleşmenin yarattığı yeni evreleri içeren bir zaman parçasıdır. Fakat hiç şüphe yok ki, modernitenin ve demokrasinin yeni bireşimlerini içeren belki post-Marxist bir tarihe dünya tanık olmaktadır.

Bu gelişmeyi ilk okuyanlardan birisi Anthony Giddens'tır. 1990'lı yıllara son derecede saygın bir toplumsal kuramcı ve toplumbilimci olarak giren Giddens bu dönemde yayınladığı iki kitapla birdenbire daha farklı bir yönelim içinde bulunduğunu çevreye gösterdi. Giddens, önce modernitenin sonra da egemen büyük anlatıların köklü bir eleştirisine girmişti.

Giddens'ın 3. Yol politikaları özünde sosyal demokrasi düşüncesinin (neo) liberal yaklaşımlarla da toplulukçu bir anlayışla da yeniden harmanlanmasını ve bu yapının post-modern dönemin getirdiği bir dokuyla kaynaştırılmasını öngörüyor. Giddens'ın bu eğilimini anlamanın temel metni ise Metis Yayınları'nın Türkçesini bastığı Sağ ve Solun Ötesinde isimli yapıttadır. (Ben 'Sağın ve Solun Ötesinde' veya 'Sağ ve Sol Ötesinde' diye çevrilseydi keşke diye düşündüm. Çünkü, 'Sağ ve Solun Ötesinde' deyince sanki kitap özellikle 'sağ'ı anlatıyor ve onu 'zaten' 'solun ötesinde' bir yere yerleştiriyormuş gibi bir anlam doğuyor.)

Giddens bu yapıtta post-modern kuramın getirdiği bütün açılımları kendi düşüncesini üzerine oturtacağı bir zemin olarak görür. Bu anlamda Giddens da modernitenin yeni bir döneme girmiş olduğunu kabul etmekte, bunun özellikle siyasal yansımaları üstünde durmaktadır. Bu bağlamda Giddens, yapıtında yeni bir güç ve etkinlik kazanan Muhafazakarlık, yeniden değerlendirilmesi gereken Sosyalizm üstünde durduktan sonra demokrasinin içinde bulunulan dönemdeki niteliğini ele alır. Bu son derecede önemli bir olgudur. Çünkü, Giddens, bu yapıtında çok önemli bir temel kavram geliştirecektir. Bu 'yaşam politikası' kavramıdır. Giddens, burada daha önce Beck ve Lash'le birlikte yazdığı 'reflexive modernleşme (bu kitabı çeviren Sözen ve Yücesoy, bu kavramı 'düşünerek davranmaya dayanan modernleşme' diye Türkçeleştirmiş) düşüncesinden hareket ederek ve gene Beck'in geliştirdiği 'risk toplumu' anlayışını kendisine eksen alarak ortaya koyduğu bir kavramdır. Buna göre geleneğin ve doğanın çözülmesiyle birlikte karar alma / verme süreçleri karmaşıklaşmıştır. Bu da yeni bir kimlik, benlik ve toplumsallık üretilmesini gerektirmektedir.

Bu yaklaşım Giddens'ın modernleşmeyle yaşadığı sorunsal ilişkiyi belirtmeye yeter. Çünkü, Giddens, modernleşmenin hemen tüm alanlarda sorunlar yarattığını, çöküntülerle karşılaştığını ve giderek 'negatif gösterge altında' tanındığını (çevirmenler bunu 'modernliğin eksileri' diye çevirmiş) belirtmekte, yeni bir sürecin buradan başlatılması gerektiğini savunmaktadır. Sağ ve Solun ötesinde yaklaşımı da buradan türemektedir. Çünkü, bu yeni düzenin 'standart' sistemlerle aşılması olanaksızdır. Yeni bir sürecin temel dayanakları arasında da yeni bir toplulukçu anlayış ve diyalojik demokrasi görülebilir.

Amaç, bir 'yaşam politikası' oluşturacak süreci en geniş değerler sisteminin üstüne oturacak şekilde kurmaktır.

Giddens'ın kitabı 1994'de yayınlanmıştı. Göreli eski yapıtlarından birisi niteliğini taşıyor. Fakat buna rağmen özellikle Türkiye gibi kendisine yeni bir yol arayışı içinde bulunan ve hâlâ modernleşme ihtiyacını derinden hisseden toplumlarda kitabın üstlendiği işlevsel anlamdır. Yeni İşçi Partisi iktidarının ilk dönemine doğru yazılmış olması nedeniyle Giddens'ın da kitabı böyle bir alt yaklaşımla hazırladığı bellidir. Çok ayrıntılı felsefe çözümlerinden öte Giddens daha pragmatik bir sistem kurucusu kimliğindedir. Ayrıca 1990'ların ilk yarısı küreselleşmenin etkisinin henüz hissedilmeye başlandığı bir dönemdi. Kitap bu olguyu kuşatmaz. Ama buna karşın modernite sonrası dönemin risk, şiddet, ayrımcılık gibi olumsuz yanlarının üretken, 'olumlu refah poltikaları'na dayalı (Giddens bugüne kadarki refah politikalarını 'olumsuz' diye nitelendirmektedir), yoksullaşmayı aşan, katılımcı, çevreye karşı duyarlı, kuşatıcı bir anlayışla nasıl dönüştürüleceğini, kısacası bir 'yaşam politikası'nın temel kurgusunu bu yapıtta ortaya koymaktadır.

Giddens, bugünlerde çok tartışmalı bir isim. Bu onun evrensel öneminden kaynaklanıyor. Hiç kuşku yok, kendisi, içinde bulunduğumuz dönemlerin en yaratıcı düşünürlerinden birisi. Bu kitabı hem bir modernite eleştirisi hem de bir çözüm önerisi olarak mutlaka okunmalıdır. Bir küçük ayrıntı: Ben, İngilizce baskıda yer alan 'İçindekiler' düzeni korunsaydı daha iyi olurdu kanısındayım. Giddens, her bölümü alt başlıklara ayırmıştır. Bu alt başlıklar özgün metnin içindekiler bölümünde veriliyordu. Bakınca insan hem aradığını daha kolay buluyor hem de kitabın bütünlüğünü ve yapısını daha iyi kavrıyordu.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova