ISBN13 978-975-342-356-4
13x19,5 cm, 208 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Melez Bilinç, 2013
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Deniz Dalkılıç “Sahte Modernlik”, Sinemasal, Sayı 1

Farkında mısınız bilmem, son yıllarda Batı Kültürü'nün geçtiği süreçlerin anlatıldığı kitaplar kitapçı raflarını doldururken, gazete ve dergilerde bu konuyla ilgili bol miktarda yazı yayınlanmakta. Böylesi çalışmaları okurken ister istemez içinde yaşadığınız kültürle karşılaştırmalar yapıyorsunuz. Bu çalışmalar sizi kendi kültürünüzü öğrenmeye, tanımaya zorluyor. Öyle ki "toplumu şekillendiren olayların arkasında ne vardı ?" sorusunun yanıtını aramak ile bir ömür tüketebilirsiniz. Bir yanda modernizm incelenirken, diğer yandan da toplumu şekillendiren zihinsel yapımız üzerine yazılan deneme kitapları yayın hayatına girerek düşün yaşamımızı zenginleştirmektedir.

Bizimkine benzer biçimde geleneğin ağır bastığı İran toplumundan yola çıkan Daryush Shayegan, modernizmin bu toplumda hangi etiklere neden olduğunu, bireyin zihinsel yapısını nasıl etkilediğini Çatlama, Ontolojik Uyumsuzluk, Çarpıklıkların Alanı ve Çarpıklıkların Zemini adlı dört bölümden oluşan çalışmasında anlatmaktadır.

Çatlama bölümünde, "Nahda (yenilenme) döneminin ilk düşünürleri Avrupa'daki Siyasal ve Hukuksal sistemleri dikkatle izlemekteyken hayran oldukları bu kavramları, geleneksel değerleri tahliye ederek, marjinalleştirerek kendi dünyalarına yerleştirmeyi düşünemediler. Batı'da teknik-bilimsel altüst oluşlar devrimlere neden olurken ve bilinç de buna uyum sağlamaya çalışırken benim bilincim herşeyin tevekkülle karşılandığı, sorgulanmadığı, büyülü dünya düzenine takılıp kalmıştır." Yazar, "Tarihsel koordinatlarım bütünüyle başka. Ben hesaplarımı ne 16,17,18. yüzyıllarla, ne de Ortaçağ'dan Rönesans'a, Klasik Çağ'a, Modern Zamanlara geçişteki kopmalarla yaparım. Tarihte birbirini takip eden dönemler beni ilgilendirmez. Yüzyılların üzerinde daldan dala atlayabilirim. Çünkü zihnimde, Batı tarihini kesitlere ayıran niteliksel süreksizliklerin hiçbir somut tasavvuru yoktur... Yüzyıldır derin altüst oluşlara maruz kaldığım doğrudur; tarihten söz ederim, tarihi düşünürüm, tarihin çarklarını öğrenmeye, sahte modernliğimin bütünüyle göreli kaynaklarına inmeye çalışırım, ama sürekli daha geniş ufuklara sürüklenen bir zaman görkemli bir giriş yapmama damgasını vuran bu kısa dönemin içinde ruhsal yaşantım, önce ve sonra'nın sonra ve tarih-sonrası'yla hâlâ karıştıkları bir tarih ötesinde geçer. Ve ikisinin arasında kendimizi aynı zamanda bir başlangıç da olan bir son'a ertelenmiş buluruz." diyerek geleneksel toplumlardaki zihin çarpıklığının Batı Kültürü ile aralarındaki tarihsel dönemlerin yaşanmışlığındaki etkilerine ve bunun geleneksel toplumlardaki yansımalarına açıklık getirmeye çalışmaktadır.

Okullarda modern insanın entelektüel alt yapısını (Fen bilimleri, matematik, tarih, coğrafya, edebiyat) belirleyen dersler okutulur. Bu bilimlerin normlarıyla geçmiş yeniden oluşturulmaya çalışılır. Geleneksel toplumlara yabancı olan ödünç fikirler, olgular, toplumsalda karşılığını bulamaz ve kavramlar açıklanmaya, öğretilmeye çalışılırken birşeyler daima eksik kalır.

D. Shayegan, "Düşünce ustalarım bu dünya'da daha çok mevcut olabilmek için bu dünyadan çekilmemi öğütlerken, modern ustalarım, aksine deneyle doğrulanmayan hiçbir şeyi kabul etmememi, dogmacı a priori'lerden ve arzularımı gerçeklik zanneden düşlerden kendimi sakınmamı öğütlerler. Şizofreni, çabalarıma karşın beni koşullandıran bir durum değil yalnızca; hayattan, okuldan, sokaktan, siyasetten ve beni gün boyunca bunaltan anlaşılmaz aptallıktan gelen bir işaretler ağı tarafından da ayakta tutulmakta. Yalan, fikirlerimin dokusuna, kavramlarımın çarpıklığına, hareketlerimin tutarsızlığına kadar girip, son savunma noktalarıma kadar izlemekte, bir bakıma ikinci mizacım olmaktadır. Kendi kendimle kararsızlık içindeyimdir. Yani temsil ediyor sayıldığım ve dört bir yandan teşvik edildiğim şeyle kendilerine özgü bir mekan olmamasından ötürü buharlaşıp giden fikirler ve uyarlanma eksikliğinden ötürü keskinleşen arkaik tavırlar arasında cendereye alınmışımdır." demekle olan bitene günah keçisi aramanın (Siyonizm, kapitalizm, sosyalizm gibi) boşuna olduğunun altını çizmektedir. Bireyin zihinsel yapısı oluşurken gelenek ile modern uyumlu bir birliktelik kuramamıştır. Tarihte tatile çıkan geleneksel toplumlar, dört yüz yıldan fazla bir süredir dünyanın baş döndürücü gelişimine seyirciliklerini devam ettirmektedirler.

Çin-Hint ve İslâm dünyasından örnekler veren yazar, her nedense yanı başındaki Osmanlı İmparatorluğu'nun (19. yüzyılda Tanzimat ile başlayan yenilik hareketine şöyle bir dokunup) görkemli varlığını ve sonrasında Cumhuriyet ile gelen değişim ve gelişimi atlamaktadır. Sanki İslâm'ın içinde Türkler yoktur. Bu nedenle de yaptığı karşılaştırmalar eksik kalmaktadır. Ontolojik Uyumsuzluk bölümünde gerçek daima başka yerlerde aranırken, aranan gerçeğin gerçek olup olmadığı da soru işareti olarak kalmaya devam etmektedir.

"Babil kulesi, yalnızca dillere ilişkin bir gerçeklik olmaktan ziyade –ki üstelik bu noktada da hemen hemen çözülmesi olanaksız sorunlarla karşı karşıya- zihniyetlere ilişkin bir gerçekliğe dönüşmektedir. Dini sayıklama; devrimci saplantı; kadınların özgürleşimi; günden günden ciddiyetsizleşen ütopyalara doğru gerileme; yıldız savaşları; elden düşme inançların yeniden ortaya çıkışı; içinde düşüncelerin, inançların ve dünya görüşlerinin oynaştığı bir tür kaleydoskopta birbirlerini izlemektedirler; ve neden söz ettiğini bilen, filanca siyasal söylemi niye falanca ilkenin kurduğunu bilen kimse yoktur." diyor Shayegan. Anlaşılamayan bir modernlik, geleneğin üzerine yama edilmeye çalışılmış. Ve ikisinin arası bir yaşam tarzı. Ülkemizde de hüküm sürmüyor mu?

İslâm dünyası, yeniden doğuş (Nahda) ve Devrimler Çağı (Sevre) ile Batı hegemonyasının bilincine varırken, Batı karşısında geç kalışla da etkilenmişlerdir. İslâmi Rönesans fikri diğer İslâm ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de ateşli yandaşlar bulabilmektedir.

D. Shayegan, "Modernliğin yapıları yeryüzündeki bütün kültürlere kendilerini kabul ettirdiler, bütün alanlarda tahribat yaptılar ve sonunda algılama aygıtımızın içine sızdılar." demekle çarpıklıkların doğuş noktası Ontolojik Uyumsuzluğa dikkat çekiyor. Yazar, yaşanan çarpıklığın İslâm geleneksel yapılı toplumlarla birlikte Latin Amerika ülkelerini de içine aldığını, Octavio Paz'ın entellektüelleri anlatan sözleriyle dile getirmektedir:

"Fikirler bugünün fikirleri, tavırlar dünkü tavırlar. Bunların ataları Aziz Thomas adına yemin ediyorlardı, kendileri de Marx adına yemin ediyorlar; ama hem eskiler, hem yeniler için akıl, bir doğrunun hizmetinde olan bir silahtır."

Bu sözleri, kendi düşün yaşamımızı ve entelektüellerimizi de (istisnalar her zaman vardır) tanımlamakta kullanabiliriz. Yazar, "Günümüzde İslâmı yeniden keşfeden Alman 'entergristleri', İngiliz sufileri, Guènon'cu Müslüman İsviçrileliler ve kültürel olarak çekici ve münasip bir İslâm'a vurgun Fransızları ona göre bu yeni haçlıları da ilerici aydınların söylemi ne kadar modern olmaya çalışırsa, bunların söylemi de o kadar iddialı bir şekilde şatafatlıdır." diyerek Octavio Paz'ın "Fikirler dünkü fikirler, tavırlar bugünün tavırları. Bunların ataları Aydınlanma filozofları adına yemin ediyorlardı, kendileri Peygamber adına yemin ediyorlar." şeklindeki formülünü onlara da uygular. Avrupa'da kalmak şartıyla yaşanmak istenen bir İslâm.

Yamalama, birbirini tutmayan iki dünyanın (Batı ve İslâm) yazara göre "olgularda hiçbir karşılığı olmayan fikirleri toplumsal gerçeklerle çakıştırmaktan ibarettir." Milan Kundera'nın Totaliter Kitsch diye adlandırdığı çöküşten önceki sosyalist blok için söylenen "herşeyin varlığın kategorik ülküsüne bağlanmasını. Bu tek parti diktatörlüğü ya da siyasal olarak egemen ideoloji (İslâm) olabilir. O andan itibaren her yerde hüküm süren bu kitsch'e dokunmaya kalkışan her şey hayattan uzaklaştırılır. Burada hayat dahi askıya alınmıştır" sözleri, iç karartıcı bu durumu görmemizi sağlıyor. Acaba temeli tüketim ekonomisine dayalı modern toplumlarda (gerçeğin ortadan kaldırılmasıyla) böylesi kitsch farklı bir biçimde yaşanmıyor mu?

"Doğulu insan no man's land'ın sınırlarında asılı kalmıştır. Gerçeği bir alt-gerçekliktir; hem geleneksel görüntünün halesi nezdinde, hem de medyaların aşırı-gerçek patlaması nezdinde. İkonaların halesinden mahrum kalmış olan starların geçici zaferlerini de tadamayan Doğulu, mekân dışı bir dünya'da bulunmaktadır." diyor yazar. Belki de böyle bir dünyada yaşıyor olmayı, Batı'nın geldiği tıkanma noktasında şansa dönüştürebiliriz.

Denemenin son bölümünde çarpıklıkların toplumsal zemini İran toplumu özelinden çıkarak, İslâm dünyasındaki entelektüeller, ideologlar, teknokratlar ve halkın üzerinde etkisi olan mollaların davranışları ve bu davranışlara neden olan yapı irdelenmektedir.

Kitabı bitirdiğinizde, komşu ve İslâmi gelenekten gelen bir ülkenin bizler gibi (farklılıklar vardır ve olacaktır) bir süreçten (zininsel anlamda) geçen ve Batı kültürünü tanıma fırsatı olan (buna Shayegan da dahil) "Bilinçleri Yaralı" insanlarının davranış nedenlerine tanık olunmakta. Bu tanıklık, bizim (birey ve toplum olarak) kendimizi tanımamızı ve eksiklikler üzerinde düşünmemizi sağlasın yeter. Gerisi gelecek. Ve birbirini iten, karşılıklı olarak biçimsizleştiren iki dünya arasında uyum başlayabilecektir.

Kimbilir... Güneş'in doğudan doğması gibi Batı'nın tükenmişliğine Doğu'nun zengin kültürü ilaç olabilir. Önce hastalığı doğru teşhis edelim.

Böylesi bizi bize anlatan denemelerin çoğalması dileğiyle, iyi okumalar...

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova