ISBN13 978-975-342-249-9
13x19,5 cm, 312 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

"Yeni Beaujolais Şarabı Geldi!", s. 19-24

14 Aralık 1988 tarihli sayısında, Douala'da yayımlanan La Gazette, Kamerun'un batısındaki yüksek platolarda, "Bayangamba'daki güzel bir şenlik günü"nü anlatıyordu. Tanınmış bir işadamı olan Bay Sohaing André, "fowagap"lıkla, yani doğduğu kasabanın reisinin başdanışmanlığı payesiyle şereflendirilmişti. Ama bu "çok yönlü bir tören"di ve üç olayı içermekteydi: Bay Sohaing aynı zamanda hem evliliğinin 23. yıldönümünü, hem bölgesinde yaptırdığı özel kilise şapelinin teslimini, hem de "Beaujolais dostu" olarak taçlandırılışını kutluyordu. Gazete yazısı, "Tüm davetliler için kesinlikle unutulmayacak bir gündü. Bayangam'dan ayrılan davetliler, yumuşak bir iklime sahip, çok güzel bir bölgedeki şirin bir köyün anısını da beraberlerinde götürmüşlerdi. Ve hepsinin dilinde şu söz vardı: teşekkürler, fowagap Sohaing André!" diye bitiyordu.

Bizim entelektüel sınıflandırmamıza göre durum son derece açıktır. Afrika'da, bir üçüncü dünya ülkesindeyiz. Yerli gazetenin yazar müsveddesi, saf anlatımıyla bize bir âdeti aktarıyor: Önemli bir yerli kendi köyünün geleneksel reisi tarafından onurlandırılıyor ve dolayısıyla "eylemleri", "eserleri" ve "dikkat çekici hareketleri"nden dolayı ödüllendiriliyor. Kuşkusuz bu saygın kişi kapitalist bir patron, fazlasıyla inançlı bir hıristiyan ve görüldüğü kadarıyla tekeşliliğe bağlı iyi bir kocadır. Ama onun kişiliğinin derinliklerinde Afrika hâlâ canlıdır. Çalsın tamtamlar.

Gene de bu röportaj dikkatli okuyucuya geleneksel kültürün canlanmasının çok ötesinde bazı şeyler anlatmaktadır. Öncelikle, bu durumda hangi kültürden söz edilmelidir? Kamerunlu Bamilekeler dilleriyle olduğu kadar siyasal örgütlenmeleri itibarıyla da çok karışık bir cemaat oluştururlar. Kökenleri de birbirinden farklıdır ve artık klasikleşmiş olan bir etnik oluşum örneği sunarlar: Bamileke toplumu, Amerika'da kullanılan anlamıyla (frontier) bir "sınır" toplumudur; göçmenlerden, değişik yerlerden gelmiş bir nevi öncüler topluluğundan oluşmuştur. Ülkenin geri kalan kısımlarında "dinamizmi" nedeniyle övülen veya çekinilen bu insan grubunun ekonomik ethos'u da kendi içinde farklılıklar göstermektedir aslında. Bay Sohaing'in gösterdiği cömertlik de kimseyi yanıltmamalıdır: Bu hareket aslında, bir ölçüde, diğer Bamileke mensuplarının birikim karşıtı pratiklerini doğru bulmayan girişimcilerin tutumluluk ahlakına atıfta bulunmaktadır.

"Geleneksel" olana gelince, Bamileke reisliğinin –ki bu, aynı düzeydeki diğer birçok Afrika kurumunun aksine, sömürgeciler tarafından tesis edilmemiştir– 18. yüzyıldan beri yaşadığı değişim hiç de az değildir. Toplumlarının dünya pazarıyla bütünleşmesi, sonrasında da sömürgeci işgali sayesinde reisler genelde kendilerini çevreleyen eşraf ve halk meclislerinin denetiminden kurtulabilmişler, kendi iktidarlarını geliştirmişler ve hatırı sayılır zenginliklere ulaşmışlardır. Ellili ve altmışlı yıllardaki ulusal hareketler ve askeri öğrencilerin isyanı reisleri neredeyse ortadan kaldırmıştır. Sarayların çoğu yakılmıştır. Buna karşın, reislik kurumu kelimenin tam anlamıyla yeniden inşa edilmiş ve reisler Batı kültürüne yanaşan yeni bir seçkin tabaka tarafından korunmuştur. Bamileke ülkesinde, birçok Afrika toplumunda olduğu gibi hem geleneksel kabile reisi hem vali, daha da önemlisi işletme yöneticisi olmak olağandır. La Gazette muhabirinin yazdığı gibi: "Modernliğe açılmanın geleneklere bağlılıkla uyum içinde olması için her şey yapılmaktadır." Gelenek ne durağan ne de genel kabul görmüş bir şeydir. Değişimle öyle veya böyle uyum sağlamakta ve yerli halkta bile çelişkili yorumlara neden olmaktadır: 1990'da çok partili düzene geçilmesinden sonra, Bamileke bölgesi cumhurbaşkanına muhalefetin odaklarından biri olmuştur ama, reisler ve işadamları, rejimin güçlü siyasal, mali ve polisiye baskılarının da ağırlığıyla, kendilerini cumhurbaşkanının 1992 seçimlerindeki adaylığını desteklemek zorunda hissetmişlerdir.

Sonra, Kamerun geleneğine karşı olan başka bir gelenek parçası da vardır ortada. Mavi önlüklerine sarınmış kırmızı yüzlü Beaujolais bağcıları "Bayangam'ın kırsal ortamında ... cemiyetlerinin köklü âdetlerine uygun olarak görevlerini" yapabiliyorlardı. Buram buram "Fransız toprağı" kokan bağcıların, tüylü giysiler giymiş yerel dansçılardan aşağı kalır yanları yoktu. Bay Sohaing'in düzenlediği şenlik, "Leopold Sédar Senghor'un(*) pek sevdiği o alma ve verme toplantısının" somut bir örneği gibiydi, diye sürdürüyor şiirsel bir dille muhabirimiz: "Bir yanda Beaujolais sahilinin temsilcileri Fransa'nın derinliklerinden gelme bazı gelenekleri tropik güneş altında sürdürmeye çalışırlarken, diğer yandan Kamerunlu ev sahipleri Bamileke ülkesinin zengin ve canlı mirasının bazı yönlerini ortaya koyuyorlardı."

Aynı şekilde, törendeki Afrika'ya özgü modern unsurlara karşılık gelen başka bir modernlik parçası da söz konusudur. Beaujolais Dostları'nın Kamerun'daki varlığı güçlü bir girişim duygusuna, seksenli yılların yeni mezhebi olan ihracat ve uluslararası piyasanın fethine karşı duyulan sağlam bir bağlılığa da işaret ediyordu. İki gün önce Akva Sarayı bahçelerinde –Bay Sohaing'dir bu bahçelerin sahibi– Beaujolais Dostları "yüzlerce davetliye" yeni Beaujolais şarabını tattırmak üzere toplanıp, "cemiyetlerinin köklü âdetlerine uygun olarak" aynı şekilde "görevlerini yerine getirmişlerdi."

Her halükârda gelenek ve modernlik alternatifi burada pek yerine oturmuyor. Fransız bağcılık gelenekleri yeni bir icattır. İlk içki biraderliği, Tastevin Şövalyeleri adı altında 1934'te, Nuits-Saint-Georges'da kurulmuştu. Biraderliği kuran Burgonyalılar'ın meselesi, ABD'deki içki yasağı, 1929 buhranı ve Avrupa'daki ekonomik korumacılığın güçlenmesinin neden olduğu zararlara karşı koymaktı. Ocak ayında, bağcıların piri şerefine düzenlenen bayramı takip eden cumartesi günü, her sene başka bir kasabada, kâh Nuits tarafında, kâh Beaune tarafında yapılan "Saint Vincent Tournant" kutlamaları, Tastevin Şövalyeleri tarafından, pek de gizleyemedikleri ticari tanıtım kaygılarıyla ilk kez ancak 1938'de düzenlenebilmişti. Bordeaux şarabı biraderliklerinin kuruluşu daha da yenidir: Bordeaux Şarap Akademisi ve La Commanderie du Bontemps de Médoc et des Graves (Médoc ve Graves Şarapları Birliği) 1950'de kurulmuştu. Yani, La Gazette'in bu törenlerle ilk defa karşılaşmadığını, Commandeur du Grand Conseil de Bordeaux ve Chevalier du Coteau de Champagne(**) ünvanlarına sahip olduğunu belirttiği Bay Sohaing, modern bir tüccar folkloruna dahildi. Zaten Fransa'da şarabın tarihi sürekli bir yenilenmenin tarihidir. Tüketimi de Fransız kimliğinin sabit bir göstergesi değildir: Bütün ülkeye yayılması ve birayla elma şarabının yerini alması da seferberlik ve vesikalar sayesinde, Birinci Dünya Savaşı sırasında gerçekleşmiştir; yüzyılın yarısından sonra şarap tüketiminin ilerlemesi devam etmiş, niceliğinin azalmasına karşın niteliği yükselmiştir.

Seksenli yıllardaki Kamerun bağlamında, yeni Beaujolais şarabının tadılması töreni, sömürge tarihçilerinin "işlemsel yanlış anlaşılma" dedikleri olguya karşılık gelmektedir. Fransız bağcılar satış yapmaya gelmiş ve yerli âdetler karşısında şaşkına dönmüşlerdi: "Beaujolais delegasyonu üyelerinden Bay Chevrier, ortamın etkisiyle, şenliğe başından sonuna kadar renk katan Bayangam reisliğinin kadınlı erkekli dansçılarına katılmakta tereddüt etmedi." Ardı ardına gelen biraderlik törenlerine rağmen ağız tadının hassaslaşmadığı anlaşılan Bay Sohaing –Bordeaux şarabından Beaujolais'ye, ne düşüş ama!– sadece kendi ülkesinde veya yabancı ortaklarına karşı değil, kendi bölgesinde de bir meşruiyet edinme uğruna Batı'nın kültürel simgelerine başvuruyordu. O kitsch haliyle sahne, şeytancasına "postmodern"dir; bize James Clifford'un söz ettiği "farklılığın yeniden icadını" canlı canlı yakalama fırsatını verdiği de şüphe götürmez: Evrenselleşme ve küreselleşme kültürel bir tektipleşme anlamına gelmemektedir. Ama, "Siyahlar" ve "Beyazlar" aynı şarabı içmekte, aynı dinsel inancı paylaşmakta, aynı dansları yapmaktadırlar. Az bir zaman önce bir kısmı sahip, bir kısmı da köleydi, belki de bir gün derilerinin rengi yüzünden yeniden karşı karşıya geleceklerdi. Bay Sohaing'in taçlandırılmasından birkaç yıl sonra, Batı bölgelerinde hayli güçlü olan Sosyal Demokrat Cephe, François Mitterand'ın Başkan Biya'yı desteklemesini protesto amacıyla Fransız mallarının –Beaujolais dahil– boykot edilmesi çağrısında bulunacaktı. Ama 1988 Kasımı'nın o güzel gününde henüz her şeye dostluk ve karşılıklı anlayış egemendi. Bu bakış açısından, Gramsci'yi de taklit ederek diyebiliriz ki yeni Beaujolais tarihsel Fransız-Afrika blokunun "organik" içeceğidir (ve benim gibi bir sömürge anlaşması düşmanı için, bir tropikal başkentteki Novotel'de sirke gibi bir Beaujolais şarabına tahammül etmek zorunda kalmaktan daha aşağılayıcı bir şey olamaz).(***)

Geleneksel kültür kavramının Bayangam'daki danslı toplantının Fransız veya Kamerunlu versiyonlarını anlamada bize pek yararı olmaz. Ama gene de Bay Sohaing'in iktidar ve toplumsal yükselme stratejisiyle Beaujolais üreticilerinin ekonomik eylemlerinin açıkça kültürel bir boyutu vardır: Bağcılar folklorik kostümler giyerler, reisliğin ileri gelenleriyse yeni-müslüman diyebileceğimiz giysiler; kadınların giydiği kocaman yeni-britanik şapkalar ise, Bayangam dışında kuşkusuz alaylı bakışlara hedef olurdu. Bay Sohaing'e gelince, o takım elbise giymiş, kravat takmıştı. Sık sık taşkın bir hal alan, her zaman değişken olan bu tür kültürel pratikler, halkların ekonomik veya politik anlayışları bağlamında onları şeyleştirmeden nasıl anlaşılabilir? "Uygarlıklar"ın karşılaşmasını kaçınılmaz bir "çarpışma" gibi düşünmekten nasıl vazgeçilebilir? Kültürlerin kaynaşmasını, evrenselleşmeyi ve küreselleşmeyi, yabancı âdetlere ve temsillere bağlanmanın kaçınılmaz bir şekilde öz veya doğruluk kaybına yol açacağı basit bir sıfır sonuçlu oyun gibi görmekten nasıl kaçınılır? Kimlik saçmalığını yıkmak için cevaplamak durumunda kalacağımız sorgulamalar işte böyle şeylerdir. Bunları şöyle toparlayabiliriz: Kültür ve siyaset arasındaki ilişkileri, kültürelciliğe düşmeden nasıl değerlendirebiliriz?

Notlar

(*) Leopold Sédar Senghor, Senegal'in bağımsızlığını ilan etmesinden sonraki ilk devlet başkanıdır. Fransa ile iyi ilişkiler sürdürmeye çalışmış, "Afrika sosyalizmi"nin önde gelen savunucularından olmuştur. (ç.n.) Yukarı

(**) Söz konusu şarapçılık dernekleri, ortaçağ şövalye biraderliklerinin örgütlenmesini taklit ederek üyelerine o dönemin ünvanlarını vermişlerdi. (ç.n.) Yukarı

(***) Dürüst olalım: Kuşku yok ki Fransız-Afrika ilişkilerinin asıl organik içeceği şampanyadır. 1989'da Afrika 15 ila 20 milyon dolarlık şampanya ithal etti. O zaman Kamerun en çok şampanya ithal eden Afrika ülkesiydi. Bol miktarda şampanya içen Bamilekeler, onu alaycı bir ifadeyle "ülkenin suyu" diye adlandırmakla, Marksist İtalyan yazarın onların durumunu tarif eden eserini gayet iyi anladıklarını belli ediyorlardı. Sömürge sonrası tarihsel blok kavramı üzerine bkz. J.-F. Bayart, L'État en Afrique (Afrika'da Devlet), Paris, Fayard, 1989, bölüm VII. Yukarı

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova