13X19,5 cm, 232 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Selahattin Özpalabıyıklar, “Benim Türkçem senin Türkçeni döver!”, Virgül, Sayı8, Mayıs 1998

Belki de bu yazıyı yazmak gerekmiyor artık: Öyle ya, Şiar Yalçın bir süredir "Doğru Türkçe" yazılarını yazmıyor: Dilinde tüy bittiği halde sözünü dinletemedi.Belki de sakalı olmadığı için. Ama bıraktığı izler (hem olumlu hem de olumsuz; ama korkarım daha çok olumsuz olanları) sürüyor, sürecek de... Dolayısıyla bu yazının her şeye rağmen bir işlevi olacak.

Belki de en önce şunu söylemem gerekiyor: Ben "Öztürkçe"ci değilim.Hatta bir vakitler (eski) TDK'nın -her ne kadar bu konuda yazmamış, sadece konuşmuş olsam da- en hızlı muhaliflerinden biri olduğumu söyleyebilir(d)im.

Ama bu, yeni TDK'nın yanlısı olduğum ya da en azından muhalifi olmadığım anlamına gelmiyor: "yeni" TDK, birazcık aklı, izanı ve insafı olan -bu hayli duygusal ve "alttan çalıştığı" için "kinik" diyebileceğim ölçütüm ilk anda biraz sonra Şiar Yalçın'da eleştireceğim "despot, buyurgan, dayatmacı tavır"dan benim de kendimi kurtaramadığım gibi bir izlenim uyandırabilirse de, kazın ayağı öyle değil, dikkatli okuyun, göreceksiniz- herkesin rahatça göreceği gibi, bir "tepki kurumu"ndan başka ya da öte bir şey değil; yayımladıkları Türkçe Sözlük ve İmlâ Kılavuzu bile "eski" TDK'nın yaptığı ne varsa hepsine karşı çıkmak, hepsini yerle bir etmek amacına yönelik, tıpkı belediye başkanlarımızın yaptığı gibi; bu yüzden bu yeni TDK ile nerdeyse hiçbir ortak noktam olmadığına memnunum.

Dolayısıyla "Yaşayan Türkçe"ci de değilim; o şey, her neyse, Tercüman'ın sayfalarında öldü gitti. O zaman da yaşamıyordu zaten.

Bu yazıyı okuyacak olanların göreceği -şans eseri (Şiar Yalçın buna ne der acaba: "şans" Fransızcadan, "eser" Arapçadan; ama "şans eseri" Türkçe!) başka yazılarımı okumuş olanların da zaten bildiği- gibi, yazım (imlâ) yaklaşımlarımızdaki ve sözcük seçimlerimizdeki farklılıklar dışında, apostrof kullanımı (ya da "kullanmayım"ı) gibi pek çok konuda Şiar Yalçın'la aynı kanıdayım. Ama bu onda gördüğüm ve yanlış, olumsuz olarak nitelediğim kimi özellikleri eleştirmemi engellemez, engellememeli tabii.

Şimdi "sebeb-i te'lif"e gelebiliriz: Doğru Türkçe: Şiar Yalçın'ın Milliyet ve Yeni Yüzyıl gazetelerindeki köşeyazılarının ve bu yazılarından derlenen kitabının başlığı. Şimdi bir düşünün: "Doğru Türkçe" ibaresinde bir zamanların "Yaşayan Türkçe"sindekine (tabii, "Öztürkçe"dekine de) benzer bir, deyim yerindeyse (ya da "tâbir câizse"), despot, buyurgan, dayatmacı tavır yok mu? "Benim bildiğim, kullandığım, [dahası] vazettiğim bu Türkçe'dir doğru olan [tabii büyük bir ihtimalle böyle bir devrik cümle kurmayacaktır Şiar Yalçın da "YaşayanTürkçe"ciler de ya, neyse!]; ötekiler [işte düğüm noktası da burda bence: "Bir ben varım, bir de öteki; yani aslında öteki yok!"] yanlış Türkçe!" demeye gelmez mi bu?

Bu konuda rasgele birkaç örnek:

"Bugün konuşma dilinde hemen hemen her çevrede çok sık işlenen bir hatâya değinmek istiyorum. 'Bir yere gidecek misiniz?' diye bir soru sorulduğu zaman, çok kimsenin cevabı 'yok' oluyor. Oysa, doğrusu [vurgu benim - S.Ö.] 'hayır'dır."

" '...' demeyin, '...' diyin." (Ben de Şiar Yalçın gibi diyeyim: " 'Diyin' demeyin, 'deyin' deyin.")

"Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı gibi makam adlarından sonra, [burdaki virgül gereksiz: ifadeye rekâket veriyor - S.Ö.] ekin önünde apostrofa gerek olmadığını belirten yazımıza rağmen [vurgu benim - S.Ö.], 'Başbakan'ın' gibi daha da büyük bir garabete geçenlerde hem de Milliyet'in bir alt manşetinde rastladık..."

"... dilde halkın ve halk diyince de çoğunluk iradesinin hâkimiyeti diye bir şey yoktur. Dilin, insanların kişisel beğeni ve iradeleri dışında oluşan kendine özgü objektif kuralları ve gelenekleri vardır." Ha şunu bileydiniz!

Başa dönüyorum: Şiar Yalçın kitaptaki ilk yazısında, özellikle Arapçadan dilimize geçen "hukuk", "eflak", "emlak", "evrak", "şerik", "melik", "merak", "erzak", "teşvik" gibi kimi sözcüklerin sonlarındaki "k" ünsüzünün sözcüğün -i ve -e halinde, daha doğrusu iki ünlü arasında kaldığında, genel kuralın tersine yumuşamaması, yani ötümlüleşmemesi konusunu işliyor; iyi de ediyor: "Bu söylediğim genel bir kuraldır fakat her kural gibi istisnaları vardır. Meselâ 'felek' de yabancı (Arapça) kökenli bir kelime olmasına rağmen, o kadar halka mal olmuş ve günlük dilimize girmiştir ki, onu yabancı bir kelime sayıp 'feleki' demeye ne dilimiz ne gönlümüz razı olur. (...) Buna karşılık aynı kelimenin çoğulu olan ve daha çok şiirlerde -meselâ Yahya Kemal'in 'Esrâr-ı nazmı şerhedemez akl-ı dünyevî /Eflâke perr ü bal açan efkâr söylesün' beytinde geçen 'eflâk' genel kural, daha doğrusu genel yumuşama kuralının genel istisnası gereğince, ek alırken 'eflâke' diye yazılır ve öyle okunur."

Katkım olsun için (Şiar Yalçın kızacak ama, "olsun diye" ve "olması için"in yanında "olsun için"in de doğru olduğunu düşünüyorum ben; ayrıca güvenilir birkaç yazarımızda da gördüğümü hatırlıyorum bu ibareyi) söylüyorum: Bu sözcüklerde ünsüz yumuşamasını engelleyen, galiba, sözcük sonundaki o ünsüzden önceki ünlünün uzun oluşu: "erzâk", "melîk" (her ne kadar kısa "i"li "melik" şekli de varsa bile), "merâk", "erzâk" gibi.

Bitiriyorum: Bu yazıların önemini, yararını görmezden (ya da "görmezlikten"; ama zinhar "görmemezlikten" değil - Şiar Yalçın "ne derse desin"; bu da benim "Doğru Türkçe"m!) geliyor, hiçe sayıyor... falan değilim; sadece Şiar Yalçın'ın -velev ki (sanıyorum bu da bir galat-ı meşhur: doğru kullanımının "velev" olduğunu sanıyorum) doğruları söylerken olsun- tavrında gördüğüm bir olumsuzluğa dikkat çekmek istedim. Hepsi bu kadar: "İşte bu kadardır ol hikâyet / Bâkîsi dürûg-ı bî-nihâyet"! Vesselâm!

 


Kişisel Veri Politikası
Aydınlatma Metni
Üye Aydınlatma Metni
Çerez Politikası


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2022. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova









İnternet sitemizi kullanırken deneyiminizi iyileştirmek için çerezlerden faydalanmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
X