ISBN13 978-605-316-277-3
13x19,5 cm, 80 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Arzu Ulaşdır, "Yolu Yutan Tanker, Sesi Yutan Dünya", kitaphaber.com.tr, 14 Ağustos 2026

Yıllardır edebiyatın içinde olmama rağmen dünya edebiyatını ne kadar dar bir harita üzerinden okuduğumu geç fark ettim. Türk edebiyatının dışına çıktığımda yolum hep Batı ve Rus klasiklerine, son yıllarda da Nobel'le görünürlük kazanan Uzak Doğulu yazarlara düşüyordu. Oysa yanı başımızdaki, tarihi ve acıları bize böylesine yakın coğrafyaların edebiyatlarına neredeyse hiç bakmamıştım. Bir gün kendime, "Bize hem kültürel hem de coğrafi bakımdan yakın bu edebiyatları neden okumuyorum?" diye sordum. Bu soru beni Gassan Kanafani'ye götürdü.

Mehmet Hakkı Suçin'in Türkçeye çevirdiği Güneşteki Adamlar; kısalığıyla değil, geride bıraktığı ağırlıkla ölçülmesi gereken bir novella. Daha ilk cümlesinde toprağa bir nabız verir Kanafani. Ebu Kays'ın göğsünü dayadığı toprak, yalnızca üzerinde yaşanan bir mekân değildir artık; yaşayan, hatırlayan ve kaybedilen bir yurttur. Ne var ki hayatın nabzıyla açılan anlatı, ilerledikçe ölümün ve suskunluğun içine kapanır. Okuma tamamlandığında ilk cümlede atan nabızla son cümlede yankılanan ölümcül sessizlik arasındaki karşıtlık, eserin bütün trajedisini görünür kılar.

Kanafani bu trajediyi, farklı yaşlara ve hayatlara sahip üç Filistinlinin aynı umutsuz yolculukta buluşması üzerinden kurar: Ebu Kays, Esad ve Mervan. Yoksulluk, yurtsuzluk ve gelecek kaygısı üçünü de kaçak yollarla Kuveyt'e gitme düşüncesinde birleştirir. Ebu'l-Hayzuran ise onları bir su tankerinin boş haznesinde sınırdan geçirmeyi üstlenen şofördür. Böylece dört karakterin kişisel hikâyesi, Filistin halkının ortak yazgısını taşıyan tek bir yolculukta birleşir.

Kısa hacmine rağmen eser, karakterlerini yüzeyde bırakmaz. Kanafani; Ebu Kays, Esad, Mervan ve Ebu'l-Hayzuran'ın umutlarını, korkularını ve onları bu yolculuğa sürükleyen kırılmaları geriye dönüşler ve iç monologlar aracılığıyla açığa çıkarır. Bu bölümlerde anlatı, doğrusal biçimde ilerlemez; tankerin içindeki şimdiki zamandan karakterlerin geçmişlerine sıçrayarak zikzaklar çizer. Her sıçramanın ardından yinelenen "Tanker alev alev yanan yolda ilerliyor…" cümlesi, okuru yeniden yolculuğun şimdiki zamanına taşır. Bu leitmotiv, yalnızca bölümler arasında geçiş sağlamaz; birbirinden farklı hayatları aynı tankerin içinde, tek bir yazgıda birleştirir. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Kuveyt yolculuğunun başladığı bölümde görülür:

"Kays'ı okutabileceğiz. Bir iki zeytin fidesi de alırız. Hatta bir yerlerde bir göz evimiz de olur…"

"Tanker alev alev yanan yolda ilerliyor, motoru aman vermeden harıldıyor."

"Peki, vatanseverlik ne işine yaradı? […]Şu anda tek isteğim daha fazla para kazanmak. Daha fazla para."

"Tanker alev alev yanan yolda ilerliyor, motoru gür bir sesle gümbürdüyor."

"Amcası, onun kızıyla evlenmesi için hayata atılmasını istiyordu. Aksi takdirde elli dinarı ölse bir arada göremezdi."

"Tanker alev alev yanan yolda ilerliyor, motoru yolu yutan dev bir ağız gibi harıldıyor."

Tekrarlanan cümle her defasında aynı değildir. Motor önce "harıldar", sonra "gümbürder", en sonunda "yolu yutan dev bir ağız"a dönüşür. Böylece tanker, insanları Kuveyt'e taşıyan sıradan bir araç olmaktan çıkar; onların geçmişlerini, umutlarını ve sonunda bedenlerini yutan bir ölüm makinesine dönüşür. Karakterlerin ayrı ayrı başlayan hatıraları da tankerin karanlığında ortak bir yazgıya bağlanır.

Eser, içerik açısından Cengiz Aytmatov'un Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek adlı eseriyle benzerlik gösterir. İki eserde de kahramanlar, kuşatıldıkları dar bir mekânda ölüm kalım mücadelesi verir. Ancak Aytmatov, insanı doğanın acımasızlığı karşısında sınarken dayanışmayı, kuşaklar arasındaki bağı ve fedakârlığı öne çıkarır; Kanafani ise benzer bir sıkışmışlığı tarihsel ve siyasal bir trajedinin içine yerleştirir. Aytmatov'un eserinde ölüm, bir çocuğun yaşaması ve hayatın devam edebilmesi için bilinçli bir özveriye dönüşür. Güneşteki Adamlar'da ise yurtsuzluğun, yoksulluğun, çaresizliğin ve suskunluğun kaçınılmaz sonucu olarak belirir. Birinde insanlar doğanın karşısında birbirlerine tutunarak anlam kazanırken diğerinde hayatta kalma umuduyla girdikleri tankerin içinde seslerini bile duyuramadan yok olurlar. Bu nedenle Aytmatov'un anlatısı bütün acısına rağmen insana ve hayatın devamlılığına dair bir umut bırakırken Kanafani, okuru cevabı kolay verilemeyecek sarsıcı bir soruyla baş başa bırakır: "Neden tankerin duvarlarına vurmadınız?"

Yazarın 1963'te, henüz yirmi yedi yaşındayken kaleme aldığı bu anlatı, aradan geçen onca yıla rağmen sona ermeyen Filistin trajedisini ve sesi duyulmayan bir halkın çaresizliğini sarsıcı biçimde görünür kılar. Ebu'l-Hayzuran'ın tankerin duvarlarına vurmayan adamlara yönelttiği soru, Kanafani'nin kaleminde yalnızca üç kişiye değil, onların sesini duymayan bütün dünyaya yönelir. Aracına yerleştirilen bombayla henüz otuz altı yaşında katledilen Kanafani, dünya edebiyatını alışılmış haritaların dışından okumak ve kendi sessizliğiyle yüzleşmek isteyen herkesin tanışması, okuması ve eserlerini sindirmesi gereken bir yazardır.

 
 

Kişisel Veri Politikası
Aydınlatma Metni
Üye Aydınlatma Metni
Çerez Politikası


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2026. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova









İnternet sitemizi kullanırken deneyiminizi iyileştirmek için çerezlerden faydalanmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
X