ISBN13 978-605-316-250-6
13x19,5 cm, 328 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Kabuğunu Kıran Hikâye, 2010
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Sunuş, s. 11-15

Romanları incelemenin, anlamlı, bütünlüklü bir bakışla romanlar ile okurlar arasındaki ilişkiye derinlik katmanın pek çok yolu var. Kimi durumlarda yazarın niyetinin karşısına metnin niyetini çıkarmak, kimi durumlarda bu iki niyetin kesişim noktalarını okur niyetiyle analiz ederek metni “çok niyetli” bir anlamlandırma pratiğinin nesnesi kılmak mümkün. Farklı kuramsal yaklaşımların, farklı öznel bakışların ve kimi zaman bu ikisinin sessiz bir işbirliğiyle iç içe geçmesinin ulaşmak istediği ortak hedef, romanı kat kat açmak, romanın “varsayılan” örtülerini kaldırmaktır. Postyapısalcı bir açıdan bakıldığında ise “Eleştirmen yapıtı ‘çevirdiğini’, özellikle de daha açık bir biçime çevirdiğini ileri süremez, çünkü yapıttan daha açık bir şey yoktur. Yapabileceği şey bir biçimden, yani yapıttan belirli bir anlam türetip ‘doğurtmak’tır” (Barthes 1990: 83).

Roland Barthes, okur ile eleştirmeni kıyaslarken şöyle demişti: “Bir metne gözlerle değil de yazıyla dokunmak, eleştiri ile okuma arasına bir uçurum sokar [...] Okumak yapıtı arzulamaktır, yapıt olmak istemektir, yapıtı yapıtın kendi sözü dışında herhangi bir sözle seslendirmeyi yadsımaktır” (1990: 91). Öte yandan şunu biliyoruz: Yazı ile dokunabilmek için o metne defalarca gözlerle dokunmak gerekir. Bu dokunuşların bir noktasında okurun yapıtı değil “kendi dilini arzuladığı” bir an gelir. Barthes’a göre edebiyat metni üzerine yazmanın ilk motivasyonu işte budur: Kendi dilini arzulamak. Peki her yazı ele aldığı edebiyat metnine dokunabiliyor mudur gerçekten? Metne yazı ile dokunmak nedir? Metinde ve kendinde bir dönüşüm hissetmek, senden ona, ondan sana geçen bir akımın etkisiyle bu dönüşümü yazıda görünür kılmaktır, herhalde. Dokunan elin zihni, o dokunuşun niteliğini, gücünü belirleyecektir.

Dokunmak fiilinin çağırdığı başka bir fiil de “yaklaşmak”. “Yakın okuma”, “satır aralarını okuma” gibi ifadeler, derinlemesine bir dikkate ve kuşkucu bir yorumlama pratiğine gönderme yapar. Metindeki çatışmaları, tercihleri, önyargıları, niyet uyumsuzluklarını ortaya koyabilmek, metnin güçlü ve güçsüz yönlerini nedensel labirentlerden çıkmayı başararak tespit edebilmek, büyük oranda bu yaklaşma ve uzaklaşma, dokunma ve el çekme hamlelerinin zamanlamasına bağlı olacaktır. Bazı durumlarda eleştirmen ile metin arasındaki ideal mesafenin belirlenmesi için, öncelikle okuma sürecinin bir deneyime dönüşmesine, metinle özdeşleşmeye izin verilmesi gerekecektir. Fazla yaklaşmak ile fazla uzaklaşmak arasındaki skalada, risk, metnin toplumsal bağlamdaki anlamını ıskalamak ile metni toplumsala gömmek arasında değişen yoğunluklarda kendisini gösterir. Romanlar üzerine yazmanın zorluğu çoğu zaman bundan kaynaklanır. Meselesiz ve bakış açısız, esaslı varsayımlarla inşa edilmiş bir zeminden yoksun, çoğu zaman betimlemeden ibaret, eleştirmenin metinle cebelleşmelerinin, mesafe ayarlama gerilimlerinin hissedilmediği yazılarda kuşkusuz bu zorluk üzerine düşünüldüğünün izlerine pek rastlanmaz. Kendi dilini arzulamak, metni kendi diline boğmak, onu görünmez kılmak değildir elbette. Tersine, belli bir etki alanı oluşturmuş edebi eleştirilerin çoğu, edebi metni daha da görünür kılmak üzere onun kendine özgü biçim-içerik formülasyonlarını araştırmışlardır. Metni çok yakından tanıyacak kadar içerden okuyarak ve yapıtın dilinden (dünyasından) çıkıp toplumsal bağlamdaki yerini tespit edebilecek kadar dışardan değerlendirerek.

Umberto Eco Açık Yapıt kitabında, yapıtların her farklı algılanışlarının aynı zamanda o yapıtın bir performansı olduğunu söylüyordu; “çünkü yapıt her algılanışında yepyeni bir perspektife” (2001: 10) kavuşmaktaydı. Farklı yazarların, Türkiye’de son on yıl içinde yayımlanmış romanlardan biri üzerine derinlemesine düşünerek yazdıkları yazılardan oluşan bir derleme hazırlama fikri, yaklaşık üç yıldır aklımdaydı. Yazıların “romancı”ya değil de tek bir romana odaklanmasını özellikle istiyordum. Bu tek romandan söz ederken kuşkusuz yazarın diğer romanlarına atıfta bulunmak, o tek metni anlamak için yazarın tüm metinlerinde kurduğu-kurmaya giriştiği dünyanın özelliklerine değinmek gerekebilecekti. Ancak analiz tek roman üzerine yoğunlaşmalı, merkeze o romanı koymalıydı. Yazılar o tek yapıtın performansına dönüşmeliydi. Bu kitapta 15 roman üzerine farklı kuramsal yaklaşımlarla, farklı bakış açıları ve mesafelenme tercihleriyle yazılmış 15 yazı bulunuyor. Son on yılda yayımlanmış romanların sayıca fazlalığı bir tarafa, eleştirmenlerin dikkatini çeken, hakkında daha çok yazılan ve konuşulan romanların önemli bir ortak noktası olduğunu söyleyebilirim şu aşamada: Anımsama, geçmişle hesaplaşma, travmalar çevresinde dönen, geleceğe dair bir beklentisi olmayan, ya da bu beklentisizliğin acısını şimdiden çıkaran ve onu delik deşik eden ya da geçmişe saplanmış metinler çoğu. “Beşerin tahakkümü altındaki” dünyada değil, bir yokyer’de geçen, ütopik tonlar barındıran YerKuşAğı, aileyle cisimleşmiş toplumsal cendereden çıkma imkânlarını araştıran parçalı bir aile anlatısı Kıymetli Şeylerin Tanzimi ve “erkek oluş” ekseninde “zamanın ruhu”nu kahramanı aracılığıyla okuruna hissettiren Dünyadan Aşağı romanları “kısmen” hariç, yazılara konu olan romanlar bu ortaklığı paylaşıyorlar.

Tematik anlamda söz konusu olan felaketler, bireysel ve kolektif travmalar, savaşlar, toplu göçler olduğunda, “temsil edilebilirlik” meselesi eleştirmenlerin her zaman gündeminde oluyor. Bu derlemedeki birkaç yazıda ayrıntılarıyla üzerinde durulan “Travmanın, felaketin temsili mümkün mü?” sorusunu izleyen diğer önemli soru da “Edebiyat ne işe yarar?” sorusu. Toplumların tanık olduğu derin acılar karşısında edebiyat ne yapabilir? Bunu önceleyen bir soru olarak Agamben, Maurice Blanchot’nun temel sorusunun Auschwitz’e atıfla “Edebiyat nasıl mümkündür?” olduğunu söylüyordu. Atıflar değişse ve çeşitlense de genelde sanat özelde edebiyat bu soruyu sormaktan ve yanıt aramaktan kurtulamadı. Kurtulacağa da benzemiyor. Soru kendini çoğaltırken edebiyat da varolmayı, biçimde uzlaşımsal olan ile denenmemiş olanın çatışmalı birlikteliğiyle farklılaşan, en önemlisi de “hakikat”le derdi olan, edebi hakikatin ne demek olduğu üzerine düşünen metinler üretmeyi sürdürüyor. Başka yollarla anlatmanın mümkün olmadığı, tarihle, yarayla dolu ânı, “zalim parıltı”yı anlatmak için çabalıyor. Sanırım Türkçe roman hem toplumsal hem de bireysel anlamda bu denli geçmişe dönük yol alırken bir şey söylemeye, edebiyat yapabilmeyi mümkün kılmaya çalışıyor: Geçmişin yaralarını iyileştirmek ya da onlarla (edebiyatta ya da hayatta) sahteliğe düşmeden yaşayabilmek, önce onları görmek ve göstermekle mümkün. Üzerinden atladığımız her travma, her felaket, anlatmaya çalıştığımız “birey”in üzerine yıkılacak. Bireyin anlatılabilmesi, içinden çıktığı toplumun örtük ya da açık ama hakiki izlerini taşımasıyla mümkün.

Bana kalırsa romanın işlevi konusundaki en özlü ve kapsayıcı açıklamalardan biri Rita Felski’ye ait: “Bilhassa roman güdü ve arzunun bulanık derinlikleri üstüne düşünmek, bilincin anlaşılmaz akım ve karanlık yollarının haritasını çıkarmaya çalışmak, kendi kendini belirleme ile toplumsallaşma arasındaki sayısız bağ ve çatışmayı aydınlatmak yoluyla yüksek bir psikolojik farkındalığa yol açar” (2010: 40). Bu işlev tespitinin en önemli kısmının “kendi kendini belirleme ile toplumsallaşma arasındaki sayısız bağ ve çatışmayı aydınlatmak” olduğunu düşünüyorum. Bireyin derin hikâyesiyle memleketin hikâyesinin çatışarak iç içe geçtiği bir roman tarihimiz var. Bu derlemede ele alınan romanlardan çoğu da benzer bir iç içe geçmişliğin ürünü. Geçmişin felaketleri, yası tutulmamış kayıplar ya da mülteci sorunları söz konusu olduğunda birey ile toplum arasındaki çatışmalar da çeşitlenip derinleşiyor. Bu derlemedeki yazılar da öncelikle bu derinleşmeyi ve çeşitliliği gösterir nitelikte.

“Mesafeyi aramak” ifadesinin bu kitap bağlamında ilk anda akla gelen iki anlamı var: Birincisi, eleştirinin metni analiz ederken metinle arasına koyduğu, koymaya çalıştığı, aradığı ideal mesafe. Diğeri ise, kurmacanın geçmişle arasına koyduğu mesafe. Süreğen bir mesafesizlik de mutlak bir uzaklık da ilişkiyi her iki anlamda bir sorun yumağı haline getirebilir. Konumların birbirine karışmasına neden olabilir. Dolayısıyla ilk anlamda “eleştiri”nin, ikincide “edebi hakikat”in dinamikleri zarar görebilir. Tam da bu nedenle, her zaman nesnel bir biçimde tarif edemesek de ideal mesafeyi arıyor olmak önemlidir. Bu arayışın yazıya sinmesi, önemlidir.

Kuşkusuz son on yıl içinde bu derlemedeki yazılarda ele alınmayan ama önemli, dikkat çekici, üzerine tartışılması gereken pek çok roman yayımlandı. Kitabın sınırları bu romanların tümünü kapsayacak kadar geniş olamazdı. Ancak şartlar el verirse, 2010 sonrası yayımlanmış ve edebiyat kamusu tarafından önemli görülmüş, kısmen tartışılmış, “2010’lu yıllarda roman” başlığı altında adı mutlaka zikredilmesi gereken diğer romanlara da eleştirel yaklaşan yazıları derlemeyi sürdürmek isterim. Çağdaş Türkçe roman üzerine daha çok konuşulması, yazılması ve son yıllarda roman türünün tematik-biçimsel gelişimine farklı eleştirel bakışların aklıyla tanık olunması, eleştirmenlerin ve akademisyenlerin bu romanlara dair görüşlerini kamuyla paylaşmasıyla mümkün.

Derleme fikrini kendisiyle paylaştığım andan itibaren desteğini ve ilgisini esirgemeyen, ufuk açıcı önerileri ve yorumlarıyla süreç boyunca hep yanımda hissettiğim Müge Gürsoy Sökmen’e ve elbette yazarların her birine bu kitabın ortaya çıkmasını mümkün kıldıkları için teşekkür ederim. Romanın son on yılı üzerine yoğunlaşmak için mütevazı bir katkı olarak düşünülmesini istediğim bu kitap, dilerim yeni çalışmalara vesile olur.

Jale Özata Dirlikyapan

Ankara, Ocak 2022

 


Kişisel Veri Politikası
Aydınlatma Metni
Üye Aydınlatma Metni
Çerez Politikası


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2022. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova









İnternet sitemizi kullanırken deneyiminizi iyileştirmek için çerezlerden faydalanmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
X