ISBN13 978-605-316-230-8
13x19,5 cm, 336 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Rukiye Yıldız, "Yatak Odasında Yalnız Değiliz", parsomenfanzin.com, 1 Eylül 2021

Haziran ayında Metis Yayınları’ndan çıkan ve Yeliz Turan Yunusoğlu’nun yazdığı Yatak Odasındaki Kalabalık: Türkiye’de Kadınların Vajinismus Deneyimleri isimli kitabı gördüğümde çok fazla heyecanlandığımı hatırlıyorum. Türkiye gibi kadın cinselliğinin tabu olarak görüldüğü bir toplum için cüretkâr sayılabilecek bir konuda yazılan ve ismi de oldukça merak uyandıran bu kitap bir psikolog ve kadın araştırmacı olarak elbette okuma listemde olmalıydı. Twitter’da kitabın görselini paylaştığımda bu konunun birçok alandan insanın da ilgisini çektiğini fark ettim. Hatta benden görüp hemen sipariş verenler bile olmuş. Varsın okuru bol olsun.

Cinsellik, bilhassa kadın cinselliği toplumumuzda genelde tabu olarak görülüyor ve konuşulması tercih edilmiyor. Yunusoğlu araştırmasını yaparken bu suskunluğun dikkatini çektiğinden özellikle bahsediyor. Ben de okumalarım sonucu öğrendiklerimi çevremdeki kadınlarla paylaşırken benzer sessizliğe şahit oldum. Bırakın kadınların yaşadıkları problemleri, cinselliğin eğitim başlığı altında bile konuşulmadığı bu yerde biraz sesimi yükseltip birilerine ulaşmak istedim. Nedir peki bu kitap sorusunu burada dilim döndüğünce biraz anlatmaya ve bahsi geçen konuları tartışmaya çalışacağım çünkü bu kitabın kadınlara hem eğitim konusunda yararlı olacağını düşünüyorum hem de benzer hikayeleri yaşayan kadınların yalnız olmadıklarını görmelerini istiyorum.

Üniversitedeyken vajinismusun psikopatoloji dersinde cinsel bozukluklar başlığı altında anlatıldığını hatırlıyorum. Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından yayımlanan Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı’nda (DSM-5) vajinismus “genital pelvik ağrı/penetrasyon bozukluğu” olarak geçmekte ve belirtileri kasılma, ağrı, korku, anksiyete gibi fiziksel ve duygusal kavramlarla ifade edilmektedir. Yunusoğlu, her on kadından birinin vajinismusu yaşadığının bilindiğini ama bu oranın aslında daha fazla olduğunu söylüyor. Düşününce, bu verilere göre kadınların homososyal bir arkadaş grubunda bu bozukluğu olan birinin olma ihtimali ne kadar da yüksek aslında, değil mi?

Yunusoğlu çalışmasına vajinismusun psikiyatrik veya fizyolojik olmaktan ziyade toplumsal bir mesele olduğu düşüncesiyle başlıyor. Cinsel ilişkiyi tamamlayamayan ve bunun sorumluluğunu yüklenip suçluluk hisseden kadın, üstüne bir de tıp literatürüne göre hasta olarak nitelendiriliyor. Teşhisle beraber vajinismusun mutlaka çözülmesi gerektiğine karar verilip kadının ihtiyaç ve istekleri göz ardı edilerek tedaviye başlanıyor. Bu da sorunun temeline inilmemesine neden oluyor. Ayrıca kadınların hikayelerinin hesaba katılmaması ve vajinismusun muhakkak tedavi edilmesi gerektiği inancının ataerkil düzeni desteklediğini de belirtiyor yazar çünkü tıbbi ve acele bir tedavi kadının ihtiyaç ve isteklerini göz ardı ederek erkeğe hizmet etmektedir. Kadınlara hasta veya vaka değil de kadın olarak, vajinasına değil de hayatına, düşünce ve duygularına odaklanarak “Bu kadar kadının hayatında neler oluyor ki bu yaşanıyor?” sorusunu irdelemeye çalışıyor yazar. Vajinismus yaşamış ve bunu aşmış on bir kadınla derinlemesine görüşmeler yaparak ve bu görüşmelerden bolca alıntılar ekleyerek kadınların öykülerindeki ortak noktaları bulmaya ve anlamaya çalışıyor. Okurken bana hepsi aynıymış gibi gelen bu hikayeler aslında deneyimlerimizin, endişelerimizin ve öğretilerimizin ne kadar benzer olduğunu gösterdi. Ancak benzerliklere rağmen her kadının hikayesinin biricik olduğunu da göz önünde bulundurmamız gerekir.

Yunusoğlu çalışmasından elde ettiği bulguları yorumlarken Gagnon ve Simon’un (1973) cinsel senaryo yaklaşımını esas alıyor. Bu yaklaşıma göre cinsellik, biyolojik olmaktan ziyade kültürden, kişilerarası etkileşimden, toplumdan, bireyin geçmişinden ve arzularından etkilenerek şekillenmektedir. Yazar bu senaryolar üzerinden örnekler verip yorumlar yaparak vajinismusun aslında anormal bir duruma verilen normal bir tepki olabileceğini söylüyor.

Yunusoğlu’nun bahsettiği cinsel senaryolardan birkaç tanesine değinip kısaca tartışarak hem kitap hakkında bilgi vermek hem de toplumun neden olduklarına dikkatinizi çekmek istiyorum.

Kültürel senaryolar boyutunda toplumda cinsel ilişkiye dair var olan ağrı, fazla kanama, idrar yolu enfeksiyonlarına neden olma gibi mitlerden bahsediyor yazar. Cinsel eğitimin ailede veya okulda verilmediği, kulaktan dolma bilgilerin çok fazla olduğu toplumumuzda öğretilen yanlış şeyler görüldüğü gibi kadınlar için çok fazla soruna neden olabilmektedir. Anatomiden başlayarak cinsel ilişki, haklarımız, sağlık gibi konularda eğitimlerin arttırılmasının gerekliliğine yapılan vurguyla beraber vajinismus tedavisi gören kadınların o süreçte bir anlamda cinsel bilgilerini arttırdıkları söyleniyor. Çözüm sürecinde değil de daha erkenden bir şeyleri öğrensek/öğrenebilsek ne iyi olurdu.

Kültürün bekarete verdiği önem de üzerinde durulan bir mesele. Namus kavramıyla kadınların sadece cinsel değil, tüm davranışlarının kısıtlandığı, kadının namusuyla ailesini temsil ettiğine inanıldığı bir toplumda ilk cinsel ilişkinin yarattığı baskı ve endişeyi az çok tahmin edebiliriz. Bakire olmayan veya olmadığı düşünülen kadınların ayıplandığı, evden atıldığı, intihara zorlandığı hatta öldürüldüğü haberlerini duyduğumuz bir toplumda kendimizi ne kadar rahat hissedebiliriz ki?

Kişilerarası düzeyde partnerine yakınlık hissedememe, cinsel ilişkinin gerçekleşmemesi sonucu yaşanılan gerginlik, sadakatsizlik ve güvensizlik gibi ilişki problemlerine değiniliyor kitapta. Kadınların duygusal yakınlığı cinsel ilişki için önemli gördüğünden bahsedilen bu çalışmada ilişkisel sorunların cinsel hayatı etkileyebileceğini tahmin etmek zor olmasa gerek.

İçsel senaryolara bakıldığında ise örneğin ilk cinsel ilişkilerine kadar cinsel anlamda çok fazla kısıtlanan kadınların evli dahi olsa cinselliği hâlâ bir ayıp ve günah olarak gördüklerinden bahsediliyor. Ayrıca o güne kadar aseksüel biri gibi davranması beklenen kadından diğer her alanda olduğu gibi bir gecede mükemmel olmasının beklenmesi vajinismusu tetikleyen sebeplerden. Görüşme yapılan kadınlar başarılı olma, arzularını dile getirme ve bunları yaparsa “orospu” olarak itham edilmekten korkmak gibi çelişkili düşüncelere sahip olduklarından da bahsediyorlar. Toplum kadınlara bir şeyleri yapmasını söylerken aynı zamanda onları iki arada bir derede bırakarak duygusal ve davranışsal karmaşa yaşamalarına neden oluyor.

Regl olmaya başlayan kızlara tokat atılmasının gelenekten olduğu, ergenlik döneminden itibaren davranışlarına ve erkeklere dikkat etmesi gerektiğinin söylendiği, iffetli olmanın yüceltildiği, cinselliğe ilişkin kelimelerin kapalı bir şekilde ifade edildiği, evlilik öncesi ilişkinin ayıplandığı ve cezalandırıldığı, cinsel ilişkinin kızlıktan kadınlığa geçmek için önemli bir basamak olduğu bir toplumda kadınların bir gecede bütün öğrendiklerini bir kenara atarak çok farklı davranmasının ne kadar zor olduğunu tahmin edebiliriz. Yunusoğlu’nun görüşmelerde çok fazla duyduğu ve kitapta da vurguladığı kültürel, kişilerarası ve içsel senaryolar vajinismusun sadece fiziksel bir durum olmadığını açıkça gösteriyor.

Şimdi beraber soralım: Bu kadar mit, beklenti, ses varken yatak odasında yalnız olduğumuzu kim söyleyebilir?

 


Kişisel Veri Politikası
Aydınlatma Metni
Üye Aydınlatma Metni
Çerez Politikası


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2021. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova









İnternet sitemizi kullanırken deneyiminizi iyileştirmek için çerezlerden faydalanmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
X