ISBN13 978-605-316-202-5
13x19,5 cm, 280 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Pınar Öğünç, "Yeni normal, yeni karanlık çağ", Gazete Duvar, 27 Kasım 2020

Yeni normalde beslenme, yeni normalde şirket yönetimi, yeni normalde seks... Kıyafete uyan maskeleri, online doğum günü partilerini, sırıklı düğün halaylarını hazmetmeden evvel başlamıştı, içinde “yeni normal” geçen indirim, kampanya reklamları. Sonra hepsi normalleşti. Nedir yeni normal, ne diyor bu tamlama? Hız ihtiyacı çarpıyor göze. “Normal” zaten seçilmiş önceliklerle normu, makbulü belirlerken, eklenen “yeni” bunun hayata geçişinin doğal seyre bırakılamayacağını söylüyor. Normalin yeni sürümü o kadar anormal ki, bunun normalleşmesi için bir ilan, bir seferberlik gerekli. Büyük lokma demek ortadaki, yutmak zor, zaman dar.

Mutlak doğru kabul edilemeyecekse de, oradaki sunuluşu bir göstergedir, Wikipedia'da bir “yeni normal” maddesi var. Bu kalıbı ilk kez Robert A. Heinlein'in, 1966 tarihli bilim kurgu romanında, aslında olumlu bir dönüşüm için kullandığı yazıyor. Bugün hayatımıza giren anlamına yakın hali ise 2005'te kuş gribiyle birlikte gayet tek tük görülüyor. Çarpıcı olan şu ki, yaygınlaşmasını başka bir salgına değil, 2007-2008 küresel finans krizine borçlu. Anaakım ekonomi sayfalarında kapitalizmin girdiği darboğaz ve bu vesileyle değişecek hayat “yeni normal” ile tarif ediliyor. Neoliberalizm pandemisine dair acı reçete uyarısı bir nevi.

Onca detaya rağmen o Wikipedia maddesinde ve genel olarak bugünlerde hiç anılmayışı ilginç, aslında tam da bu isimde 2004 tarihli bir kitap var: Yeni Normal – Büyük Risk Zamanında Büyük Fırsatlar. Kariyer hatlarının, geleceğin daha belirli olduğu “güvenli” çağ sona ererken piyasalara bakan tam bir yatırımcı kitabı bu. 1980'li, derken 1990'lı yıllarla birlikte teknolojinin insanlık tarihinde açtığı yeni devrin ve bu vesileyle oluşan piyasanın meftunu yazar, kısa ve orta vade için tavsiyelerde bulunuyor; dijital her şeydir, daha cesur yatırımlar gerekli, bireylere yönelmeli, öyle iki dirhem bir çekirdek giyinen CEO'lar zamanı geçti vesaire.

İsmini bilhassa hemen anmadığım kitabın yazarı, iki yıl sonra o sıralar 22 yaşındaki Mark Zuckerberg ile tanışıyor, onun akıl hocası ve Facebook'un ilk yatırımcılarından biri oluyor. Ötesini, ilkokul arkadaşı bulmak için girilen sitenin bugün döndüğü bataklığı tüm gezegen biliyor. Yeni Normal – Büyük Risk Zamanında Büyük Fırsatlar'ın yazarı, ilk teknoloji yatırımını 1982'de yapan Roger McNamee'nin ismini, 2019'da çıkardığı diğer kitabından biliyor olabilirsiniz: “Zuck”landık: Facebook Felaketine Uyanmak. McNamee, 2016'nın başında Bernie Sanders'ın seçim kampanyası sırasında bir şeylerin ters gittiğini düşündüğünü anlatıyor. Sonra Facebook, Twitter ve Instagram tarafından veri sağlanan bir şirketin, buradan Black Lives Matter ile ilgilenenleri ayıklayıp polise bildirdiği ortaya çıkıyor ve derken 50 milyon Facebook kullanıcısının kişisel verilerinin usûlsüz kullanımını ortaya döken Cambridge Analytica skandalı. Birtakım yalan haberleri yaygınlaştıranın önce “algoritmada bir sorun” olduğunu düşünen McNamee gibi çok kişinin, sorunun algoritmanın kendisi olduğunun anlaması için biraz daha zaman gerekecekti. Bir söyleşide tarihte numunesi olmayan hızda ve cüssede devleşmiş bu şirketlerin, benzeri görülmemiş bir iş modeli yarattığından, bu nedenle de yüz yüze olduğumuz felakete dair söz dağarcığımızın bulunmadığından bahsediyor McNamee.

Robot İstilası Beklerken

Ürkütücü bir “yeni normal” kıssası doğrusu. 21. yüzyılın ilk çeyreğinde, bugüne ve yarına dair hissettiğimiz belirsizlikler arasında, bilinmezliğe en yakın olanı teknolojinin yarattığı galiba. Çünkü evet söz dağarcığımız eksik, kavrayışımız yetmiyor. Son birkaç on yılda yeni teknolojinin üretim, çalışma ve emek biçimlerini nasıl değiştirdiğine, telefonların birden cep bilgisayarlarına dönüşüne, “yeni petrolün veri olduğu” bu zamana dair hemen herkesin kabaca anlatacağı bir hikâye var. Bunlardan şikâyet de edilebilir. Ama yine de mesela hiçbir şeye benzetemeyeceğimiz “bulutlardan”, troll çiftliklerinden, okyanusların görmediğimiz diplerine yayılarak serpilmiş devasa veri merkezlerinden oluşan gezegenin yeni yeryüzü şekillerine hâkim de sayamayız kendimizi. Tam anlamıyoruz. Sömürünün yüzyıllardır değişmeyen algoritması yüzünden, evet hâlâ bugün endüstriyel otomasyonun, “robotların” işsiz bırakabileceği bir otomotiv işçisinin tecrübesini 19. yüzyıl dokuma tezgahlarındaki dönüşüme yakınlaştıran bir şey var. Teknolojinin açtığı yeni sömürgecilik yollarını, nanosaniyelik farklar üzerinden trilyonların döndüğü yeni piyasaları tanıyabiliyoruz ama bir noktaya kadar. Gözetimin ve tahakkümün araçlarına dair kavramlarımız, tespit ve mücadele biçimlerimiz bugünü bütünüyle kavramaya yetmiyor. En önemlisi tüm bunların düşünme tarzımızı, algımızı nasıl etkilediğinden emin değiliz. Son on yılın teknolojik değişim hızı, önümüzdeki on yıla dair gerçekçi bir tahmin sağlayamıyor. Sadece bu yüzden bile gelecek belirsizlik taşıyor.

Hanson Robotics'in insansı robotu Sophia'nın bir Twitter hesabı var, yapay zekâ dünyasındaki yeniliklerden de bahsetse, (öğrenmeye çalıştığı için) bir espri de yapsa, Sophia'nın tweetlerine dünyanın bir köşesinden mutlaka şöyle bir şeyler yazan çıkıyor: Robotlar ne zaman dünyayı ele geçirecek Sophia? Seninle arkadaş olalım mı, o zaman dünyayı ele geçirdiğinizde bana bir şey yapmazsın değil mi? Birtakım “insan” kurnazlıkları. Sophia'ya yazılanlar, robot kelimesinin ilk kullanıldığı 20. yüzyıl başından kalma bir istila paranoyasının, bugün komikliğe bulanmış halini andırıyor. Neden korkacağımızı bile bilmiyoruz aslında. İnsanın bildiği, işyerinde müdür ya da ülkenin cumhurbaşkanı koltuğunda bir insansı robot görmeden yaşandığına ikna olmayacağı bir tür işgal sanki. Oysa çoktan “ele geçirilen” bir şeyler var zaten.

Teknoloji üzerine farklı disiplinlerde işler yapan, yazar ve sanatçı James Bridle, Yeni Karanlık Çağ adlı kitabında “Biz saplantılı şekilde dünyaya dair daha kesin hesaplar yapmaya çalıştıkça dünya giderek daha anlaşılmaz bir karmaşıklığa bürünüyor” diyor. Hava durumu tahminleriyle, Soğuk Savaş paranoyasına dayalı askerî hamlelerle başlayan bu hikâyenin geldiği yeri, bu “ağın” bizi sarışını sorgulamanın ardındaki teknofobi değil. Hatta Bridle teknolojik ilerlemenin doğrusallığını ve bundan kaçınmanın olanaksızlığını varsaymanın, insanlığın en büyük hatalarından olduğunu düşünüyor. İnsan zihninin kavramsallaştırabileceği şeylerin bir sınırı olduğunu kabul etmeye, artık yeni teknolojiye değil yeni bir kavrayışa ihtiyaç duyduğumuzu söylüyor.

“Dünyayı aydınlatması umulan şeyin ta kendisidir onu karanlığa sürükleyen. İnternetin erişilebilir kıldığı sayısız enformasyon ve dünya görüşü tutarlı, üzerinde fikir birliğine varılmış bir gerçeklik üretmiyor; aksine, basit anlatılar, komplo teorileri ve hakikat sonrası siyaseti üzerindeki gerici ısrar tarafından unufak edilmiş bir gerçeklik peyda oluyor. Yeni karanlık çağ fikrini bu çelişki körüklüyor işte: Bilgiye biçtiğimiz değerin bu kârlı metanın iyice boşalmasıyla yerle yeksan olduğu, dünyayı anlamanın yeni yollarını bulma arayışı içinde kendimize döndüğümüz bir çağ bu.”

Geriye Doğru İlerleme

Şevket Uyanık, 2011'den beri internet özgürlüğünü esas alan Korsan Parti Hareketi içinde yer alıyor. 2017'de Toplumsal Bilgi ve İletişim Derneği'ni de kuranlardan da biri. İnternette insan haklarını, mahremiyet hakkını, ağ tarafsızlığını ve unutulma hakkını savunan bu dernek dijital okuryazarlık konusunda da çalışmalarda bulunuyor. Uyanık, bir akıllı telefonun üretimi için gerekli hammaddeleri Güneydoğu Asya’da, Afrika’da çıkaran işçilerin vahim koşullarının, teknoloji firmalarını yeni kapitalist sömürü düzeninin aktörleri yapmaya yettiğini söylüyor. Diğer yandan zaten hak ve özgürlüklere yönelik kısıtlamaların bulunduğu Türkiye gibi ülkelerde, teknoloji açısından geleceğin daha belirsiz olduğu kanısında.

“Şu an internet otoriter yönetimlerin elinde korkunç bir gözetim aracına dönüştü. Ağ teknolojilerinin kolaylaştırdığı şeylerden biri gerçeği bükmek, amacının dışında kullanmak. John Zerzan, Gelecekteki İlkel adlı kitabında yaşanan gelişimin ileriye değil geriye doğru olduğunu söyler. Teknolojide yaşadığımız bu. Zapatistalar, Seattle eylemleri, Wikileaks, Edward Snowden’ın ortaya çıkardığı NSA skandalları gibi örnekler ağ teknolojilerinin halk yararına nasıl kullanıldığını ortaya koydu ve umut verdi. Ama devlet tahakkümü o alanı da kapladı ve hesapsız bir denetimle kontrol etmeye başladı. Mark Andrejevic diyor ki 'Toplumsal hareketler perspektifinden bakıldığında internet, mülkiyet biçimlerinin yeniden üretildiği, hem yeni olanaklar tanıyan bir ütopya hem de gözetleme ve kontrolün son safhasına ulaştığı bir distopya haline gelmiştir'. Belki de son 10-15 yıla internetin karanlık çağı diyebiliriz. Zihniyet değişimi için birilerinin rahatlarını bozması gerekiyor, kim o kuyuya ilk taşı atacak deli?”

Pandemi Hatırası

Pandemi bir yeni normal olarak, alışverişten sosyalleşmeye, eğitimden kültüre her şeyin internetle bağlantılandığı bir dünyanın mübalağasını hızla hayata geçirdi. Virüse dair her şey olabildiğince kontrol altına alındığında dahi aynı yerden başlamayacağız; bu dijitalleşmenin devletlerde, şirketlerde ve kullanıcı olarak bireylerde bırakacağı izler olacak. Teknolojiye erişim eşitsizliği bu süreçte katmerlendiğinden, bilhassa eğitim alanındaki etkisini bir kuşak derin hissedecek. Pandeminin dayattığı çalışma biçimleri de işveren lehine değişikliklerle en yeni normalde sürecek gibi görünüyor. Özellikle güvencesizliğin zaten arttığı beyaz yakalı sektörlerde evden çalışmanın, ekran karşısındaki saatleri esnekleştirerek, teknoloji maliyetini çalışana yükleyerek kalıcılaşacağını öngörmek zor değil. Şevket Uyanık, hâlihazırda çalışanlarını retina, damar izi gibi yöntemlerle gözetim altında tutan işverenlerin, ev düzeninde de yeni denetim mekanizmaları ürettiğini ekliyor. Sık toplantılar, açık tutulması talimatı verilen kameralar, periyodik atılması beklenen WhatsApp mesajları şu ana dek icat edebildikleri yöntemlerden.

İnternetteki her hareketimizin bizi bizden iyi bilmek ve ticarileştirmek için saklandığı, varlığımızın bir ürün haline getirildiği bir zaman... “Doğru” bilgiyle birlikte komplo teorilerinin, yalan haberlerin, troll manipülasyonlarının harmanı üzerimize çöküyor, dünyada olup biteni “önceki aramaların” ilhamıyla insanların önüne düşüren algoritma nedeniyle toplumlardaki kutuplaşma daha da artıyor. Tüm bunlar pek şevk verici bir manzara sunmuyorsa da, James Bridle “karanlık çağ” tanımlamasını nihilist bir tavırla değil, sorumlu adım atmaya bir davet olarak kullandığını söylüyor kitapta. Geleceğin bir özgürlük imkânı olabilmesi için bu karanlığı görmeye ve yeni bir ışık kaynağı yaratmaya dair bir çağrı. O yüzden Virginia Woolf'tan da alıntı yapıyor. Son söz için de müsait. Diyor ki Woolf, “Gelecek karanlık, ki olup olabileceği en iyi şey de bu bana kalırsa.”

Notlar

James Bridle, Yeni Karanlık Çağ – Teknoloji ve Geleceğin Sonu (Çev: Kemal Güleç) Metis Yayınları'ndan. Sophia'nın Twitter hesabı: @RealSophiaRobot. Toplumsal Bilgi ve İletişim Derneği için: www.tbid.org.tr/

Kullandığımız görsel, Van Gogh'un meşhur "Yıldızlı Gece" tablosunun DeepDream'e görünen hali. DeepDream uygulamasının farklı öğrenme biçimi, içinde bolca kedi, köpek, insan ve hayvan gözü olan tuhaf bir "görüşe" yol açıyor. Bridle'ın kitap kapağında da bu tablodan bir detay kullanılmıştı.

 


Kişisel Veri Politikası
Aydınlatma Metni
Üye Aydınlatma Metni
Çerez Politikası


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2021. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova









İnternet sitemizi kullanırken deneyiminizi iyileştirmek için çerezlerden faydalanmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
X