ISBN13 978-605-316-199-8
13x19,5 cm, 248 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Giriş, Bak Şu Doğanın Falsolarına, s. 11-15

İşte size defalarca duyduğunuz bir hikâye: Bütün sistemleri, organları ve dokularıyla insan vücudunun şu inanılmaz güzelliğine, karmaşıklığına ve yüceliğine bakın! Vücudumuza ne kadar derinlemesine bakarsak, o kadar çok güzellik görüyoruz. İnsan vücudunu oluşturan hücreler ve moleküller, görünürde bir soğanın katmanları gibi sonsuz düzeyde karmaşıklığa sahiptir. İnsanlar zihnin zengin dünyasının keyfini çıkarır, hayret verici derecede karmaşık fiziksel işler becerir, besinleri sindirip onları kendi bünyelerindeki madde ve enerjiyle harmanlar, genleri zahmetsizce açıp kapar ve arada bir “sonsuz çeşitlilikte öylesine güzel”* yeni bireyler üretir.

Her nasılsa, bütün bu süreçler bir araya gelip insan yaşamının harikulade karmaşıklığını yaratırken, biz altta yatan mekanizmalardan habersiz yaşarız. Sıradan bir insan ellerindeki hücreleri ve kasları, kollarındaki sinirleri ya da bir müzik parçasını çalmak için gereken enformasyonun beynin hangi merkezlerinde depolandığını düşünmeden oturup “Piano Man”i çalabilir. Bir başkası kulak zarındaki titreşimler, sinir impulslarının işitsel işlem merkezine nasıl iletildiği ya da nakarata yarım yamalak da olsa eşlik etmesini sağlayan bellek mekanizması üzerine kafa yormaksızın oturup şarkıyı dinleyebilir. Şarkının kendisi de böyle bir insan tarafından bestelenmişti (her ne kadar istisnai biri olsa da); besteyi yaparken var gücüyle çalışan genlerin, proteinlerin ve nöronların pek farkında olmadığını söylemekte beis görmediğim biri tarafından.

İnsan vücudunun yapabildikleri, her ne kadar onları kanıksamış olsak da harikulade, hatta mucizevidir. Öyleyse neden bu konuda bir kitap yazmadım?

Çünkü bu hikâyeyi defalarca dinlediniz. Bu kitaplar zaten yazıldı. İnsan vücudunun göz kamaştıran karmaşıklığıyla ilgili bir kitap istiyorsanız şanslısınız; bir tıp kütüphanesine gitmeniz yeterli, on binlerce cilt bulursunuz. Yeni keşiflerin açıklandığı biyomedikal dergileri de sayarsanız, insan bedeninin ihtişamına düzülen övgüler milyonları bulur. Bedenin genel olarak ne kadar iyi çalıştığını anlatan sözcükler ve sayfalar hiç de az değildir.

Oysa bu kitap farklı bir hikâye anlatıyor. Tepeden tırnağa kusurlarımızın hikâyesini.

Aslına bakarsanız kusurlarımız son derece ilginç ve öğretici. İnsanın kısıtlılıklarını inceleyerek geçmişimizde neler olup bittiğini anlayabiliriz. Bu kitapta bahsedilen kusurların her biri ve hepsi türümüzün evrimsel tarihiyle ilgili bir hikâye anlatır. Her hücre, her protein, DNA şifremizdeki her harf, evrimsel süreç boyunca doğal seçilimin hışmına uğradı. Onca zaman ve bütün o seçilim olağanüstü dayanıklı, güçlü, sağlam, zeki ve yaşam mücadelesinde çoğunlukla başarılı bir beden biçimiyle sonuçlandı. Ama bu beden mükemmel değil.

Ters yerleşimli bir retinamız, kuyruktan yadigâr bir kuyruksokumumuz, el bileğimizde haddinden fazla kemiğimiz var. Yaşadığımız iklimlerde hayatta kalmak için yeterince donanımlı değiliz. Tuhaf yollar izleyen sinirlerimiz, hiçbir yere bağlanmayan kaslarımız, faydadan çok zarar getiren lenf bezlerimiz var. Genomumuz işe yaramaz genler, kırık kromozomlar, geçmişteki enfeksiyonlardan kalma enkazlarla dolu. Bize oyunlar oynayan bir beynimiz, bilişsel yanlılık ve önyargılarımız, toplu katliam yapmaya yatkınlığımız var. Milyonlarca insan modern bilimin yoğun desteği olmadan üremeyi dahi başaramıyor.

Kusurlarımız sadece evrimsel geçmişimize değil, bugünümüze ve geleceğimize de ışık tutar. Bir ülkede olup bitenleri o ülkenin tarihini ve bugüne nasıl geldiğini bilmeden anlayamazsınız. Aynı şey vücudumuz, genlerimiz ve zihnimiz için de geçerli. İnsan deneyiminin herhangi bir yönünü tam anlamıyla kavrayabilmek için onun nasıl biçimlendiğini anlamalıyız. Niye böyle olduğumuzu kavrayabilmek için öncelikle bir zamanlar nasıl olduğumuzu anlamalıyız. Şu eski deyişi birazcık değiştirecek olursak, nereden geldiğimizi bilmezsek nerede olduğumuzu da anlayamayız.

Bu kitapta anlattığım tasarım kusurları üç kategoriye ayrılıyor. İlk olarak, tasarımımızın kimi yönleri şimdi yaşadığımızdan farklı bir dünyada evrildi. Evrim karman çorman bir süreçtir ve zaman alır. Türümüzün kolay kilo alıp zor kilo verme eğilimi Pleistosen’de Orta Afrika savanlarında yaşamış insanlar için gayet makuldü, ama yirmi birinci yüzyılda gelişmiş bir ülkede yaşayanlar için hiç de öyle değil.

İkinci kategori, adaptasyon eksikliğiyle ilgili kusurları içeriyor. Örneğin insan dizi, atalarımız dört ayak üzerinde (kuadrupedal) duruştan ve ağaç üzerinde yaşamdan yavaş yavaş iki ayak üzerinde (bipedal) duruşa ve çoğunlukla karasal yaşama geçerken gerçekleşmiş bir yeniden tasarım ürünüdür. Dizin çeşitli bileşenlerinin çoğu, bu kritik eklemden beklenen yeniliklere çok iyi adapte oldu ama bazı sorunlar çözülemedi. İki ayak üstünde yürümeye neredeyse bütünüyle uyum sağladık ama adaptasyonumuz yine de tam değil.

Üçüncü kategoride bizzat evrimin sınırlarından kaynaklanan kusurlar yer alıyor. Bütün türler sahip oldukları bedenlere kısılı kalır; sadece rastlantısal olarak ve nadiren meydana gelen ufak tefek değişikliklerle ilerleyebilirler. Kalıtım yoluyla korkunç derecede verimsiz ama değiştirilmesi imkânsız yapılar edindik. Bu yüzden boğazımızdaki daracık boşluktan hem besin hem de hava iletiliyor, ayak bileğimizde hiçbir amaca hizmet etmeyen fazladan yedi kemik var. Bu kötü tasarımları düzeltmek tek seferlik mutasyonların yapabileceğinden çok daha fazlasını gerektirir.

Omurgalı kanadı, büyük yeniliklerin olduğu dönemlerde dahi evrimin dayattığı muazzam kısıtlamalara iyi bir örnek teşkil eder. Kanatlar birçok farklı hayvan soyunda tekrar tekrar icat edildi. Yarasaların, kuşların ve pterozorların kanatları ayrı ayrı evrilmiş oldukları için bu denli büyük yapısal farklılıklar gösterir. Ne var ki bunların hepsinde kanat önkoldan evrildi. Bu hayvanların önkolları, kanada dönüşmek için pek çok işlevini yitirdi. Kuşlarda da yarasalarda da kavrama yeteneği iyi değildir. Bu hayvanlar nesneleri ağızları ve ayaklarıyla kabaca evirip çevirebilirler. Önkollarını olduğu gibi koruyup tamamen yeni kanatlar geliştirmeleri onlar için çok daha iyi olurdu ama evrim nadiren böyle işler. Karmaşık bir vücut planına sahip olan bir hayvan için yeni uzuvlar geliştirmek bir seçenek olmasa da, mevcut uzuvları yavaş yavaş yeniden biçimlendirmek öyledir. Evrim sürüp giden bir ödünleşme oyunudur. Yeniliklerin çoğunun bir bedeli vardır.

Evrimsel yenilikler yüksek bedelli olduğu kadar çeşitlidir de. Bunlar hücrenin genetik planında meydana gelen kopyalama hatalarından, kemikler, dokular ve organlardaki dikkat çekici tasarım kusurlarına varan bir yelpaze oluşturur. Bu kitapta, aynı genel temayı paylaşan ve birlikte düşünüldüğünde evrimin işleyişine ya da işlemediği zaman neler olduğuna, türümüzün binlerce yıl içinde bu adaptasyonlar için ödediği yüksek bedele dair inanılmaz bir hikâye anlatan kusurları inceleyerek, sözünü ettiğim üç kategorinin her birini sırayla ele alacağım.

İnsan anatomisi iyi ve kötü adaptasyonlar içeren karman çorman bir yapıdır. Kimi kemiklerimiz ve kaslarımız hiçbir işe yaramaz, duyularımız pek de keskin değildir ve eklemlerimiz bizi güçbela ayakta tutar. Bir de beslenme meselesi var. Çoğu hayvan her gün aynı şeyi yiyerek gayet güzel idare edebildiği halde biz insanlar, ihtiyaç duyduğumuz besin maddelerinin hepsini alabilmek için gülünç derecede çeşitlilik gösteren gıdalarla beslenmek zorundayız. Genomumuzun büyük bölümü hiçbir işe yaramaz, hatta bazen bize zarar verir. (Dahası hücrelerimizin her biri, DNA’ sına sıkışıp kalmış binlerce ölü virüs taşır ve biz de hayatımızı bu enkazları görev aşkıyla kopyalayarak geçiririz.) Daha da şaşırtıcı başka kusurlarımız var: Nihai hedefimiz olan üreme, türümüzde akıl almaz derecede verimsizdir; dahası bağışıklık sistemimiz zaman zaman kendi vücudumuza saldırır ve bu, tasarımla ilgili pek çok hastalık grubundan yalnızca biridir. Baş tacı edilen, en önemli evrimsel başarımız olduğu öne sürülen kudretli beynimiz dahi bizi günlük yaşamda hayatımıza mal olabilecek son derece kötü tercihler yapmaya iten kusurlarla doludur.

Ama kulağa ne kadar tuhaf gelirse gelsin, kusurlarımızın kendine has bir güzelliği var. Her birimiz yüzde yüz rasyonel ve mükemmel birer örnek olsaydık hayatımız kim bilir ne kadar sıkıcı olurdu! Bizi biz yapan şey kusurlarımız. Bireyselliğimiz genetik ve epigenetik şifrelerimizdeki minik varyasyonlardan kaynaklanır ve bu çeşitliliğin büyük bölümü mutasyonların gelişigüzel darbelerinden doğar. Mutasyonlar yıldırım düşmesi gibi rasgele ve genellikle yıkıcıdır ama aynı zamanda insanın azametinin kaynağını oluşturur. Bu kitapta ele alacağımız kusurlar, yaşam mücadelesinde kazandığımız galibiyetlerden geriye kalan yara izleridir. Bizler şansımız düşük olduğu halde bu sonsuz evrimsel çatışmadan sağ çıkanlarız; onca riske rağmen dört milyar yıldır azimle sürdürülen direnişin ürünleriyiz. Kusurlarımızın hikâyesi başlı başına bir savaş hikâyesidir. Şimdi kulak verin ve dinleyin.

* Yazar, Charles Darwin’in Türlerin Kökeni adlı eserinin son cümlesine atıfta bulunuyor: “Çeşitli kuvvetleriyle hayatın ilk başta bir ya da birkaç yaşam biçiminden doğduğu ve bu gezegen yerçekiminin sabit yasaları gereğince dönüp dururken bu kadar basit bir başlangıçtan sonsuz çeşitlilikte öylesine güzel ve harikulade yaşam biçimlerinin evrilmiş ve evrilmekte olduğu görüşünde ihtişam var.” – ç.n.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova