ISBN13 978-605-316-084-7
13x19.5 cm, 232 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Baransel Ağca, "Sağ popülizmin önlenebilir yükselişinin nedenleri", İleri Haber, 30 Nisan 2017

Sağ siyasetin ülkemizde ve dünyanın diğer yerlerinde elde ettiği seçim zaferlerinin ardında yatan nedenler neler? bu kitap, neoliberalizmin kitleler üzerinde yarattığı yıkımı ve bu yıkımın popülist sağın yükselişiyle bağını ele alan yazılardan oluşuyor. on beş farklı ülkeden on beş yazar, farklı noktalardan sağın yükselişini ele almalarına rağmen bizlere bir bütünün resmini çiziyor. bu anlamda kitabın başarılı bir kolektif çalışma olduğunu söyleyebiliriz. elbette bu başarıda; katkı koyan her yazarın alanında oldukça yetkin olmasının da büyük payı var.

Yıkımın ve sağ popülizmin yükselişi

Neoliberal politikaların hayatın her alanını piyasanın parçası haline getirmesi ve insanlığın tarihsel kazanımları olan yurttaşlık haklarının dahi yok edilmesi tüm dünyada iktisadi ve insani bir yıkımı da beraberinde getirdi. Neoliberal politikaların ilk dönemlerinde, “kazanan” olan yeni orta sınıflar da artık “kaybedenlerin” yanındaki yerini almaya başladı. Toplumun en alt kesimlerini oluşturan mavi yakalılar, güvencesiz çalışanlar ve işsizler için ise her şey daha da kötüye gitti. Alt tabakanın görece en rahat kesimleri sayılabilecek emekliler ve memurlar bile artık geleceğe kaygıyla bakıyor.

Bu yıkım karşısında toplumların vermiş olduğu reaksiyon ise kitabın odaklandığı asıl nokta. Sağ popülist hareketlerin kriz dönemlerinin hemen ertesinde yükselmesi dünyanın başına ilk defa gelmiyor. Büyük bunalımı izleyen yıllarda Avrupa’da faşizmin büyük kitle desteği ile yaşadığı yükseliş ve insanlığı sürüklediği felaket hâlâ hafızalarda. Günümüzde ise sağ popülizm, daha farklı şekillerde, ülkelere özgü özelliklerle yeniden yükselişe geçmiş, hatta Türkiye gibi ülkelerde iktidara gelmiş durumda. Kitapta Türkiye’ye hemen hemen her yazar değinmiş. Değinilerin yoğunlaştığı iki nokta var; AKP iktidarının karakteri ve Gezi Direnişi.

Yine Türkiye’den başlayarak sağın yükselişe geçtiği ve iktidarı aldığı her ülkenin ortak noktalarına ve farklı özelliklerine değiniliyor. Neoliberal yıkıntının üstüne bina edilmeleri sağ iktidarların hemen hemen hepsinin ortak özellikleri;

-Krizin ertesinde iktidara gelmelerine rağmen yaşanan iktisadi sorunlara herhangi bir iktisadi çözüm sunamamaları,

-Buna rağmen iktidarlarını kalıcı yapacak bir takım motivasyon kaynaklarını devreye sokarak halk desteğini arkalarına almaları (Türkiye örneğinde Osmanlıcılık),

-İçerde ve dışarıda düşmanlar yaratarak motivasyonu diri tutmaları. Burada kültürel açıdan yaratılan düşmanlık oldukça işlevli olabiliyor. Türkiye örneğinde henüz emareleri görünen göçmen ve mülteci düşmanlığı Avrupa’da özellikle sağ partiler tarafından körüklenirken, Türkiye’de en revaçta olan yöntem dış ülkelerden düşman yaratmak oluyor.

-Yükselen tüm sağ popülist hareketler, karizmatik bir liderin etrafında örülen hareketler olarak dikkat çekiyor.

-Krizin etkilerini yakıcı olarak hisseden yoksul kesimlerin geniş desteğini bu düşmanlaştırıcı söylemlerle arkalarına almaları ve onları “eski güzel günlerin” bir şekilde geri geleceğine ikna etmeleri.

Yıkım ve ilerici hareketler

Yukarıdaki özellikler çoğaltılabilir ancak bunların en genel ortak özellikler olduklarını söyleyebiliriz. Bu ülkelerde sağ popülist iktidarların en büyük muhalefeti ise yeni orta sınıftan gördüğü dikkati çekiyor. İşçi hareketlerinin yaratmış olduğu mücadele deneyimi ve kültürüne uzak bir toplumsal kesim olan yeni orta sınıf, krizin yakıcılığını yaşayan diğer kesimlere göre ikna edilmesi en zor kesim. 2000’li yıllardan itibaren yaşanan büyük toplumsal hareketlere damgasını vuran bu toplumsal kesim, kendi mücadele tarzını, sloganlarını ve araçlarını yaratarak; kendiliğinden hatta el yordamıyla bir deneyim biriktiriyor. Bu deneyimler elbette kitabın yazarları olan toplumbilimcilerin dikkatinden kaçmıyor.

Occupy Wallstreet, Arap Baharı ve Gezi Direnişi üzerinden bu deneyimler ele alınıyor. Bu toplumsal hareketlerin de ortak özellikleri üzerinde duruluyor;

-Kendiliğinden başlayan tepkisel hareketler olması,

-Sosyal medyanın kitle mobilizasyonunda oynadığı kritik rol,

-Tek bir toplumsal kesimin değil çeşitli toplumsal kesimlerin katıldığı hareketler olması

-Büyük oranda barışçıl ve şiddeti son çare olarak görmeleri. Bunun yanında yeni eylem biçimleri ve araçlar geliştirmeleri (işgal et),

-Toplumun tamamının çıkarlarını temsil etme iddiası (%99’a karşı %1),

Bu özellikler neoliberal yıkıma karşı ilerici hareketlerin ortak özellikleri olarak sıralanıyor. İlerici toplumsal hareketler, kimi ülkelerde mecliste yer alacak boyutta etkili olurken (İspanya, Portekiz, İtalya) kimi ülkelerde iktidara gelebiliyor (Yunanistan, Bolivya). Ancak genel olarak yükselen sağ popülizmin gölgesinde kalıyorlar ya da büyük direnişiyle karşılaşıyor. Yaşanan büyük krizin etkilerini yıkıcı olarak hisseden kitlelerde sağ neden etkili oluyor? Sol hareketler de bu etkiyi gösterebilir mi? Yazarların geneli bu sorulara yanıtlar üretmeye çalışıyor.

Çıkış

Geçmişte yurttaşların temel haklarının koruyucusu ve garantörü olan devletlere duyulan güven, yerini korkuya ve isyana bırakıyor. Böyle bir atmosferde, sağ popülistlerin söylemleri şu an için kitleler üzerinde daha etkili görünüyor. Fakat bunun bir sürekliliğinin olmayacağı da ortada. Sonuç olarak hiçbir sağ iktidar, sorunların esas kaynağı olan iktisadi bunalıma bir çözüm üretemiyor. Yaratılan düşmanların ve geçici çözümlerin sınırlarına gelindiğinde sağ iktidarların varlığının sorgulanması hiç de düşük bir ihtimal değil. Ancak karizmatik liderler etrafında şekillenen ve süslü hedeflerle motive edilen sağ hareketlerin yaşayacağı başarısızlıklar, doğal olarak bir sol iktidarlar dönemini de müjdelemiyor.

Yazarların genelinin toplumsal hareketler açısından üzerinde durduğu en önemli nokta ise yeni mücadele pratikleri ve bu mücadele içerisinde yeşeren alternatif yönetme deneyimleri. Avrupa’nın genelinde, Fransız İhtilali ve “refah devleti” döneminde elde edilen fakat neoliberal çılgınlık çağında yok edilen yurttaşlık haklarının yeniden kazanılması mücadelenin merkezinde duruyor. Avrupa merkez solu ise hâlâ “ilerici liberal” çizgide ve radikalleşen toplumsal talepleri temsil etmekten oldukça uzak. Bu nedenle tüm yurttaşların haklarını savunan bir çizgide, halkçı bir sol siyasetin inşası bugün Avrupa solunun önünde bir kriz ve görev başlığı olarak duruyor. Yazarlar yeni bir yurttaşlık anlayışının yaratılmasının ipuçlarını ise Occupy ve Gezi gibi toplumsal hareketlerde görüyor. Bu ayaklanmalarda dile getirilen talepler ve yaratılan deneyimler ise solun, sağ popülistlerin karşısına kendi yolu ve yöntemiyle çıkmasının tek yolu olarak görülüyor. Tek bir liderin süslü söylemlerine ve seçimlerde oy atma ile sınırlı bir yurttaşlık anlayışının karşısına, çoğunluğun çıkarlarını gözeten ve çoğunluğun katılımının ürünü olan bir demokrasi ve yurttaşlık anlayışı…

Kitabın Türkiyeli okurlar açısından ilginç ve okunmaya değer olduğu açık. Neredeyse tüm makalelerde Türkiye’ye atıf yapılıyor. Bunun yanında diğer ülkelerin sağ popülistleri ile Türkiye’deki sağ popülistler arasındaki benzerlik ise şaşırtıcı boyutlara varabiliyor. Heinrich Geiselberger tarafından yayına hazırlanan bu kolektif çalışma, neoliberalizmin yarattığı yıkımın ve onun politik sonuçlarının tüm dünyadaki etkilerini kavramak adına önemli bir kaynak görevi görüyor.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2021. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova