ISBN13 978-605-316-173-8
13x19,5 cm, 248 s.
KAMPANYADA
Liste fiyatı: 30.00 TL
İndirimli fiyatı: 18.00 TL
İndirim oranı: %40
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
AYIN ARMAĞANI KİTABIAYIN ARMAĞANI KİTABI
Çağ Geçitleri
2. Basım
Liste Fiyatı: 18.50 TL yerine armağan
Diğer kampanyalar için
 
Ölümcül Yakınlıklar
Mikroplar Tarihimizi Nasıl Şekillendirdi?
Özgün adı: Deadly Companions
How Microbes Shaped Our History
Çeviri: Gürol Koca
Yayıma Hazırlayan: Özde Duygu Gürkan
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Kasım 2019

Yaşadığımız dünyada bitki ve hayvanlar dışında bir canlı grubu var ki, gözle görülemeyecek kadar küçük olmalarına rağmen yeryüzünün asıl sahipleri oldukları söylenebilir: Diğer tüm canlılardan önce onlar vardı, muhtemelen en son da onlar yok olacak. Yalnızca çevremizi değil, bedenlerimizi de mesken edinen bu canlıların “dost” olanlarına muhtacız: Sağlıklı bir yaşam için bize hava ve su kadar gerekliler. “Düşman” olanlarla aramızdaki mücadele ise ezelden beri sürüyor.

Mikrobiyolog Dorothy Crawford bu kitapta kısaca “mikroplar” diyeceğimiz, her yerde hazır ve nazır olan bu küçücük canlılarla insanlar arasındaki ilişkinin tarihini ele alıyor. Mikroplar insanlara kolayca bulaşıp yayılacak şekilde nasıl evrimleşti? Avcı-toplayıcı topluluklardan tarım toplumlarına geçiş neden mikroplara yaradı? İlk şehirler kurulduğunda hangi koşullar mikropların serpilip palazlanmasına yol açtı? Tarihte yaşanan şiddetli salgın ve kıranlar insan toplum ve kültürlerini nasıl etkiledi? Mikroplarla etkili bir şekilde mücadele etmeye başlamamızı sağlayan icat ve keşifler nelerdi? Hangi mikropları alt ettik, hangileri bizi alt etmeye devam ediyor? Giderek kalabalıklaşan bir dünyada bizi nasıl tehlikeler bekliyor?

"İnsanlarla mikropların birlikte evrildiği binlerce yıllık bir hikâye bu, olup bitenlerin tarihi de genlerimizde yazılı. Bizler bulaşıcı hastalıkları atlatmış, hastalıklara dirençli çocuklar dünyaya getirmiş ataların evlatlarıyız; burada olup bu hikâyeyi anlatabiliyor oluşumuzu da onlara borçluyuz."

İÇİNDEKİLER
Teşekkür
Önsöz
Giriş
1 Her Şey Nasıl Başladı?
2 Mikrop Mirasımız
3 Mikroplar Türden Türe Geçiyor
4 Kalabalıklar, Pislik ve Yoksulluk
5 Küreselleşen Mikroplar
6 Kıtlık ve Yıkım
7 Ölümcül Eşlikçilerimiz İfşa Oluyor
8 Karşı Saldırı
Sonuç: Birlikte Yaşamak

Sözlükçe
Notlar ve Kaynakça
Okuma Önerileri
Dizin
OKUMA PARÇASI

Her Şey Nasıl Başladı?, s. 21-24

Bundan 4,6 milyar yıl kadar önce güneş sistemimiz oluşumunu tamamladığında dünyamız hiç de dostane bir yer değildi. Bugünkü Venüs gibi çok sıcaktı, öyle ki eriyik haldeki kayalardan fokur fokur karbondioksit fışkırıyor ve atmosferi kaplıyordu. Bu durum yoğun bir sera etkisine neden olmuştu, gezegenimiz kelimenin tam anlamıyla cayır cayır yanıyordu. Bu koşullarda hiçbir canlı organizmanın hayatta kalması mümkün değildi. Zamanla dünya soğudu; 4 milyar yıl kadar önce buhar haldeki su sıvılaştı ve dünya üzerinde hayat belirdi. Bizim bildiğimiz anlamda bir hayat değildi bu, bölünerek kendisiyle aynı özellikleri taşıyan kardeş moleküller üreten moleküllerden ibaretti. Derken Darwin’in açıkladığı evrim süreci başladı ve sonunda mikroskobik tekhücreli organizmalar ortaya çıktı.

Bu ilk yaşam formları dünyanın son derece değişken atmosferine, denetimsiz elektrokimyasal ve fotokimyasal tepkimelere katkıda bulunan aktif volkanlardan fışkıran toksik gazlara, şiddetli elektrik fırtınalarına ve güneşin filtrelenmeden gelen kızılötesi ışınlarına direnmek zorundaydı. Bu dönemlerdeki mikroplar günümüzün “ekstremofillerini” (dünyanın yaşama elverişli olmayan bölgelerinde yaşadıkları için bu adı alan bir canlı türü) andırıyorlardı muhtemelen. Ekstremofiller asit göllerinde, son derece tuzlu tuz göllerinde ve derin okyanus çukurlarındaki hidrotermal bacaların ısıttığı aşırı sıcak sularda, 115 °C ve 250 atmosfer basınç altında yaşayabilirler. Kutuplarda buz tabakalarının dört kilometre içlerinde yaşayabilir, yerin 10 kilometre derinindeki kayaların içine gizlenebilirler. Aslında hayatın toprağın derinliklerindeki kayaların içindeki mikroplarla birlikte başlamış olması mümkündür; buralarda sıcaklık çok yüksektir ve canlılığı başlatmaya yetecek bollukta su ve kimyasal vardır.

Ekstremofiller bir araya gelerek stromatolit adı verilen mercan benzeri yapılar oluştururlar; düz, kahverengi ve tüylü bir görüntüye sahip olan bu yapılar dışarıdan bakıldığında kapı paspasını andırdıkları için mikrobiyal “paspas” adıyla da bilinir. Bu yapılar birbirine bağımlı mikrop topluluklarının serpilip büyüdüğü yerlerdir; bu mikroplar karşılıklı olarak birbirlerinin atıklarından yararlanarak enerji ürettikleri, kendi kendini sürdüren bir besin zinciri veya mikro ekosistem oluşturmuşlardır. Bugün bu mikrobiyal paspaslara, suların kimyasallarca zengin ve başka yaşam formlarından azade olduğu yerlerde, örneğin ABD’nin Wyoming eyaletindeki Yellowstone Parkı’nda, Meksika’nın kuzeyindeki arkaik akiferlerden beslenen göllerde ve Avustralya’nın batı sahillerinde rastlamak mümkündür. Bu bölgelerde bulunan antik kaya tabakalarının Arkeyan Devir’de (2,5 ila 4 milyar yıl önce) sulardaki ekosistemlere egemen olan stromatolitlerin fosilleşmiş kalıntıları oldukları düşünülüyor.

Yaklaşık 3 milyar yıl boyunca dünya bakterilere aitti, her yana dağılarak yeryüzünün dört bir köşesini işgal etmişlerdi. Bu dönemlerde atmosferde hiç oksijen yoktu, bu nedenle kayalarda bulunan enerjiyi elde etmek, sülfür, nitrojen ve demir bileşiklerinden yararlanmak için çeşitli biçimlerde evrildiler. Yaklaşık 2,7 milyar yıl önce ise siyanobakteri (eskiden mavi yeşil alg deniyordu) adı verilen yenilikçi bir mikrop grubu fotosentez numarasını, yani güneş ışığından faydalanarak karbondioksit ve suyu enerjice zengin karbonhidrata dönüştürmeyi öğrendi. Bunun sonucunda, bu tepkimenin atık ürünü olan oksijen dünyanın atmosferinde yavaş yavaş birikmeye başladı. Önceleri oksijen ilk yaşam formları için zehirliydi, ama sonra başka bir becerikli bakteri enerji üretiminde oksijenden de yararlanılabileceğini keşfetti. Bu yeni enerji kaynakları daha karmaşık yaşam formlarının varlıklarını sürdürmelerine yetecek zenginlikteydi, ama çokhücreli organizmalar ancak ökaryot hücreler evrildiğinde ortaya çıktı.

Bakteriler prokaryottur, yani hücreleri daha gelişmiş organizmaların (ökaryotların) hücrelerinden küçüktür, belirgin bir çekirdekleri yoktur, yapıları daha basittir. Ama yaklaşık 2 milyar yıl önce, serbest yaşayan ve fotosentez yapan bir grup siyanobakteri, ilkel tekhücreli başka organizmaların içine yerleşerek ilk bitki hücrelerinde enerji üreten kloroplastı oluşturdu. Oksijenden faydalanan alfa proteobakterileri de buna benzer olağanüstü bir manevra sayesinde diğer mikroplarla birleşerek hayvan hücrelerinin enerji santrali olan mitokondriyi meydana getirdi.

Böylece nihayet 600 milyon yıl önce, ökaryot hücrelerden meydana gelen çokhücreli organizmaların evrimi, sonra da bugün bildiğimiz bitki ve hayvanların ortaya çıkışı için gerekli ortam hazırdı. Ama bakterilerin çeşitliliğiyle kıyaslandığında diğer yaşam formları, birbirinden ne kadar farklı görünse de homojendir, enerji üretimi için aynı biyokimyasal döngüye hapsolmuşlardır ve hayvanların solunumlarında kullandıkları oksijenin üretimini sağlayan bitkisel fotosentez için güneş ışığına ihtiyaçları vardır. Bu tepkimeler için bakterilere (kloroplast ve mitokondri biçiminde), gezegenimizin istikrarının devamını sağlayan kimyasal işlemler için de serbest yaşayan bakterilere hâlâ muhtacız. Dünyadaki yaşam için zorunlu olan maddeleri geri dönüştüren bu bakteriler dengeli ekosistemlerimizin, yani bitkiler, hayvanlar ve çevre arasında var olan birbirine bağımlı karmaşık ilişkilerin merkezini oluşturur.

Bakteriler dünyaya yerleşen ilk mikroplar olmakla birlikte tek değiller. Sıtmaya neden olan plazmodyum dahil tekhücreli protozoanlar muhtemelen ilk ve en basit hayvansal yaşamdı; mikropların en küçüğü virüsler de milyonlarca yıl önce evrimleşmişlerdi. Virüsler çeşitlenerek bakteriler dahil bütün canlıları enfekte ettiler, ama tam olarak nasıl ve ne zaman ortaya çıktıkları bilinmiyor. Virüslerin genetik materyalleri ya DNA’dan ya da RNA’dan oluşur, ama çoğu en fazla 200 protein kodlayabilir ve kendi başına hayatta kalamaz. Yani virüsler belli koşullara ihtiyaç duyan parazitlerdir ve ancak konakçılarının hücrelerini sabote ettikten sonra canlanırlar. İçine girdikten sonra hücreyi bir virüs üretim fabrikasına dönüştürürler, saatler içinde daha fazla hücreyi enfekte etmeye veya kolonize edecek başka bir konakçı aramaya hazır binlerce virüs ortaya çıkar.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Gülseli Kırgıl, "Mikroorganizmalara yakından bakmak: Ölümcül Yakınlıklar", Bilim ve Gelecek, 1 Şubat 2020

Gündelik uğraşlarımızı bir kenara bırakalım ve her şeyin başlangıcından biraz ileriye, yaklaşık 4,6 milyar yıl geriye gidelim. Gezegenimizin de içinde bulunduğu Güneş Sistemi oluşuyor. Gittikçe daralan bir ölçekle çevremizi incelemeye başlayalım. Etrafımızdaki sayısız gökcisminin henüz günümüz görüntülerine benzemeyen bir hali var. Orada, Dünya’mızın eski, en eski haline odaklanalım. Dünya, bir yangın yeri…

Bu noktada zamanda biraz ileriye gidelim, 600 milyon yıl geçti ve bu süreçte Dünya cayır cayır yanma halinden soğuduğu bir evreye geçiş yaptı. İçerisinde bulunduğumuz an, günümüzden 4 milyar yıl önce. Bu evrede daha önce buhar halinde olan su sıvılaştı ve Dünya üzerinde hayat belirmeye başladı. Bu dönemde “yaşam” günümüzde kullandığımız anlamına karşılık gelmiyor. Öncelikle hücrelerimizin oldukça eski ve ilkel bir formu olan yapılar meydana geldi. Nükleik asitler oluştu, protein yapıları gelişti. Ardından tek hücreliler ortaya çıktı, sonrasında ise yaşam ağacının her bir üyesi… Mikroorganizmaların ortaya çıkışlarına tanıklık ettik, yolculuğumuza uzun bir süre onlarla birlikte devam edeceğiz. Yaklaşık 3 milyar yıl boyunca şimdilerde içerisinde yaşadığımız gezegene mikroorganizmalar hâkim olacak. Günümüzde yaşadığımız pek çok hastalığın nedeni olan mikroorganizmalarla bir arada geçirdiğimiz bu süreçte diğer canlılar da gelişecek ve canlılığın yaşam ağacı görkem kazanacak. Mikroorganizmalar ise hep bizimle olacak. Mikroorganizmalar milyonlarca yıl boyunca öyle bir yayılım gösterecek ki, yerkürenin katmanlarından hücrelerimizde bulunan organellere, yeryüzünün en aşırı koşullara sahip bölgelerinden genetik materyalimize kadar her yerde onlara veya onların parçalarına rastlayacağız.

Dünyamızın en eski canlıları evrimleşti, türleşti ve çeşitlenerek yeryüzüne yayıldı ancak yolculuğumuz sırasında tanık olduk ki tarihin hiçbir evresinde yok olmadılar. Kimiyle ortak yaşam halindeyiz, kimi bize ve diğer canlılara fayda sağlıyor, kimi vücudumuzda parazit olarak yaşıyor, kimi ise çeşitli hastalıklara yakalanmamıza neden oluyor. SARS, sıtma, kızamık, AIDS, grip ve diğerleri… Hepsi mikroorganizmaların neden olduğu hastalıklar; Dorothy H. Crawford ise, Ölümcül Yakınlıklar: Mikroplar Tarihimizi Nasıl Şekillendirdi? kitabında mikroorganizmaları yıkıcı etkileri nedeniyle “mikrop” olarak ele alıyor. Dünya genelinde can kayıplarına neden olan bu hastalıklar, geliştirilen tedavi yöntemleri ile kontrol altına alınabiliyor ancak bu mikroorganizmaların evrimleri, türleşmeleri ve hastalık yapıcı etkilerinin değişimi hızlı bir biçimde devam ediyor.

Crawford kitabında mikroorganizmaların etkilerinden ve bu etkilerin giderilmesi için süren çalışmalardan, immünoterapi biçimlerinden söz ediyor. Özellikle de ilk başarılı immünoterapi yöntemi olan aşıları sıklıkla vurguluyor. Bağışıklık sistemimizi mikropları denetim altına almaya uygun hale getiren immünoterapi yöntemlerinden aşının, artışta olan antibiyotik direnci kırabileceğini ifade eden Crawford, “Herkes mikroplarla savaşma konusundaki en iyi yolun aşılar olduğu görüşünde” diyor. Aşılar üzerinden süren, bilimsel gerçeklerle örtüşmeyen tartışmaları noktalayacak türden açıklamalar yapan Crowford, mikropların çeşitliliği ve hızlı uyum sağlama yetenekleri karşısında her zaman bir adım geride olacağımızı hatırlatıyor. Bu sebeple hastalık önleyici ve hastalık sonrası tedavi yöntemleri paha biçilmez bir değere sahip.

Laboratuvar ortamında sadece birkaç saatlik sürede bile evrimleştikleri gözlenebilen mikroorganizmaların evrimleşme hızlarına yetişebilecek miyiz? Mikroorganizmaların, antibiyotiklere karşı direnç geliştirmelerinin önüne geçebilecek miyiz? Bu canlıları ekosistem içerisinden yok etmeden hastalık yapıcı etkilerini ortadan kaldırabilecek miyiz? Bu soruların yanıtlarını bugünden bilemiyoruz. Gelişen biyoteknolojik araçların ve kişiye özgü ilaç üretimlerinin etkisiyle belki gelecekte bir gün mikroorganizmaların yıkıcı etkileriyle baş edebiliriz. Ancak hem tarihsel süreç içerisinde hem de günümüzde rutin hale getirdiğimiz pek çok davranış ile canlıların ekosistem içerisindeki varlıklarını tehlikeye attığımız çok açık.

Crawford’un kitabında mikroorganizmaların dünya üzerinde yayılma süreçleri anlatılırken, rutin haline getirdiğimiz bu davranışlara da odaklanılıyor. Örneğin canlı hayvan ticareti… Bu noktada şiddetli akut solunum yolu yetersizliğine neden olduğu bilinen SARS virüsünün dünyaya yayılma yolunu örneklendiriyor Crawford. Canlı hayvan ticaretinin sadece besin sağlama amacıyla yapılmadığına, tarımda, bilimsel deneylerde ve “ev hayvanı” olarak kullanılmak üzere pek çok hayvanın doğasından kopartılarak kullanıldığına dikkat çekiyor; bu durumun, canlılara ve yaşadıkları coğrafi alana özgü mikroorganizmaların dünya geneline yayılmasına neden olduğunu belirtiyor. Ayrıca mikroorganizmaların yıkıcı etkisinin yanı sıra insan davranışlarının neden olduğu yıkıcı etkiler de örneklendiriliyor. Bu anlatının üzerine Dorothy H. Crawford, mikroorganizmaların evrimini, tarih boyunca dünya üzerinde nasıl yayıldıklarını ve hastalık süreçlerini anlattığı, çok değerli bir kaynak olabilecek nitelikteki kitabını şu alıntı ile bitiriyor: “Tarih bizi küresel bir topluluk olarak yargılayacak!”

Devamını görmek için bkz.
 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova