ISBN13 978-605-316-177-6
13x19,5 cm, 336 s.
KAMPANYADA
Liste fiyatı: 40.00 TL
İndirimli fiyatı: 24.00 TL
İndirim oranı: %40
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
AYIN ARMAĞANIAYIN ARMAĞANI
Holigan’ın Dönüşü
1. Basım
Liste Fiyatı: 44.50 TL yerine armağan
Diğer kampanyalar için
 
NöroLojik
Beynin Mantıksız Davranışlarımızın Ardındaki Gizli Mantığı
Özgün adı: NeuroLogic
The Brain’s Hidden Rationale Behind Our Irrational Behavior
Çeviri: Şiirsel Taş
Yayıma Hazırlayan: Özde Duygu Gürkan
Kapak Kolajı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Kasım 2019
2. Basım: Ocak 2020

"Bilinçaltımızın derinlerinde, gördüğümüz, duyduğumuz, hissettiğimiz ve hatırladığımız her şeyi sessiz sedasız işleyen bir sistem vardır. Beynimiz, çevreyle etkileşim halinde olduğumuz her an sayısız duyumun sürekli bombardımanı altındadır. Beynin altında yatan mantık sistemi, tıpkı anlamlı hikâyeler yaratmak için kamera görüntülerini ve ses kayıtlarını toplayan ve düzenleyip montajını yapan bir film editörü gibi bütün düşünce ve algılarımızı, yaşam deneyimimiz ve benlik algımız haline gelen makul bir anlatı oluşturacak şekilde birleştirir. Bu kitap, altta yatan bu mantık ve onun, gerek en tuhaf nörolojik hastalıklarda gerekse en basit günlük duygu ve kararlarımızda, bilinçli deneyimimizi nasıl yarattığı hakkındadır."

Beynimiz algımızdaki boşlukları neden ve nasıl doldurur? Körler halüsinasyon "görebilir" mi? Zihin "kasımızı" kasarak fiziksel performansımızı artırabilir miyiz? Farkında olmadan gördüğümüz şeyler ruh halimizi ve kararlarımızı nasıl etkiler? Sahte anılar nereden gelir? Uzaylılar tarafından kaçırıldığını ya da doğaüstü varlıklarla temas kurduğunu iddia eden insanlar gerçekte ne yaşar? Neden kendimizi gıdıklayamayız? Hipnozla cinayet işlenebilir mi? Zihin “parçalandığında” ne olur? Nörolog Eliezer Sternberg, beynimizin bilinçli ve bilinçdışı düzeyde algılarımızı işleyerek anlamlı bir yaşantı oluşturmak için nasıl canhıraş uğraştığını açıklarken bu ve benzer ilginç sorulara detaylı sinirbilimsel yanıtlar sunuyor.

Aydınlatıcı olduğu kadar keyifle okunan NöroLojik'i insan beyninin "harikalar diyarına" ilgi duyan tüm okurlarımıza tavsiye ediyoruz.

İÇİNDEKİLER
Giriş: Bilinçdışı Mantığımız

1 Körler Rüyalarında Ne Görür?

Algı, Rüyalar ve Dış Dünyanın Yaratılması Üzerine
Boşlukları Doldurmak ... Rüyaların Hammaddesi ... Tavşan Deliğinden Aşağı ...
Körlerde Hayali Görüntü ... Luke Skywalker Temporal Lobunuzda Yaşıyor ...
Ses Koridoru ... Rüya Makinesi

2 Zombiler Arabayla İşe Gidebilir mi?
Alışkanlık, Özdenetim ve İnsanda Otomatizma Olasılığı Üzerine
Aramızdaki Zombiler ... Görmeden Görmek ... Artı-Labirentteki Fare ...
Odaklanmadan Odaklanmak ... Sahte Gülüş Nasıl Anlaşılır? ...
Neden Bir Şişe Süt Almayı Unuturuz? ... Aç Değilken Neden Yemek Yeriz? ...
Yürütme İşlevi Bozukluğu ... Otomatik Cinayet ...
Çoklu Görev İçin İki Sistem

3 Hayal Gücünüz Sizi Daha İyi Bir Sporcu Yapabilir mi?
Motor Kontrol, Öğrenme ve Zihinsel Simülasyonun Gücü Üzerine
İç Simülatör ... Zihin Kasını Kasmak ... PETTLEP ... İnmeyle Gelen İçgörü ...
"Hayalet Kaşıntı"yı Nasıl Kaşırsınız? ... Nöronal Aynalar ... Esnemek Neden Bulaşıcıdır? ... Empati, Pornografi ve Otizm Spektrumu ... Sezgiler

4 Hiç Olmamış Şeyleri Hatırlayabilir miyiz?
Bellek, Duygular ve Egosantrik Beyin Üzerine
Enstantaneler Ağı ... Rakip Taraftarların Beyni ... 11 Eylül’de Nerede Olduğumuzu Niye Hatırlarız? ... Şehrin Merkezindeki ve Güneyindeki Beyinler ... Cehalet Mutluluktur ... "İnanıyorsan Yalan Değildir" ... Uyduran Beyindeki Peri Masalları

5 İnsanlar Neden Uzaylılar Tarafından Kaçırıldığına İnanır?
Paranormal Deneyim, Hikâye ve Tuhaf İnançların Gelişmesi Üzerine
"Uzaylılar Tarafından Kaçırıldım!" ... Uyku Felci ... Gölgenizden mi Korkuyorsunuz? ...
Tanrı ile Sohbet ... Yürüyen Ölüler ... Karınızı Karınızla Aldatmak ... Eşikteki Hayaller ...
Savaş Pilotları ve Kalp Krizi Kurbanları ... Rehine Halüsinasyonları ... "Acuze"nin Saldırısı

6 Şizofrenler Neden Sesler Duyar?
Dil, Halüsinasyonlar ve Kendi/Kendi Olmayan Ayrımı Üzerine
Mikrofondan Gelen Fısıltılar ... "Sözünü Kesersem Konuşamıyor" ... "Ben Konuştuğumda Başka Biri Konuşuyor" ... İnsanla Elektrik Balığı Arasındaki Benzerlik Nedir? ... Sistem Hatası ... Sağırlar Kafalarının İçinde Sesler Duyabilir mi? ... Özizleme Bozukluğu ... Neden Kendinizi Gıdıklayamazsınız? ... Déjà Vu

7 Hipnozla Cinayet İşlenebilir mi?
Dikkat, Etkilenme ve Bilinçaltı Telkinin Gücü Üzerine
Gözkapakların Giderek Ağırlaşıyor ... Kokteyl Partisi Etkisi ... Stroop Etkisini Aşmak ... Patlamış Mısır Ye, Coca-Cola İç... Görünmez Yüzler ... Beyindeki Marka Adları ... Beyin Bahaneler Ürettiğinde ... “Bıçak Giriverdi” ... Tek Beyin, İki Sistem

8 Bölünmüş Kişilikler Neden Aynı Gözlüğü Kullanamaz?
Kişilik, Travma ve Benlik Savunması Üzerine
Kendini Bulmak ... Bölünmüş Beyin ... Görmedim, Duymadım ... Zihnin Parçalanması ...
İçerideki Hipnozcu ... Özün Gözü ... Nörolojik

Ek: Beyin Haritaları
Teşekkür
Notlar
Görseller Hakkında
Kaynakça
Dizin
OKUMA PARÇASI

Giriş , Bilinçdışı Mantığımız, s. 11-16Walter garip davranıyordu. Arkadaşları ya da ailesi geldiğinde, doğrudan onunla konuşmadıkları takdirde hepsini görmezden geliyordu. Onlar ses çıkarana kadar sanki orada değillermiş gibi davranıyordu. Oturma odasında yürürken önce sehpaya çarpmış, ardından duvara toslamıştı. Kahve fincanına uzanırken epey farkla fincanı ıskalayıp vazoyu devirmişti. Elli beş yaşındaki Walter görme sorunu olmasına rağmen, nedendir bilinmez, gözlerinde bir sıkıntı olmadığını söylüyordu. Ailesi Walter’ın sorunu neden inkâr ettiğini merak ediyordu. Neden yardım istemiyordu? Şaşkınlığa kapılan aile onu bir nöroloğa gitmeye ikna etti. Walter istemeye istemeye de olsa kabul etti. Nöroloğa gittiğinde aralarında şu diyalog geçti:

NÖROLOG: Nasılsınız?

WALTER: İyiyim.

NÖROLOG: Bir şikâyetiniz var mı?

WALTER: Hayır. Her şey mükemmel.

NÖROLOG: Görmenizde bir sorun var mı?

WALTER: Hayır. Gayet iyi görüyorum.

NÖROLOG (bir kalem göstererek): Peki bunun ne olduğunu söyleyebilir misiniz?

WALTER: Doktor, burası öyle karanlık ki göz gözü görmüyor.

Pencereden gelen gün ışığıyla oda epeyce aydınlıktı.

Yine de doktor onun suyuna gitti.

NÖROLOG: Işığı yaktım. Şimdi görebiliyor musunuz?

WALTER: Bakın, sizinle oyun oynamaya hiç niyetim yok.

NÖROLOG: Pekâlâ. Hiç değilse nasıl göründüğümü söyleyebilir misiniz?

WALTER: Elbette. Kısa boylu, toplu birisiniz.

Aslında ince, uzun boylu bir adam olan doktor, Walter’ın sorununun kör olduğunu inkâr etmekten ibaret olmadığını anlamıştı. Walter aslında durumun farkında değildi. Hezeyan mı geçiriyordu? Erken evre Alzheimer hastası mıydı? Belki de bir psikiyatristle görüşmesi gerekiyordu.

Nörolog, Walter’ın görme kaybıyla her şeyin yolunda olduğu sanrısı arasında bir bağlantı olduğu sonucunu çıkarabilmişti. Ne var ki bu bağlantı davranışsal testlerle belirlenemezdi. Walter’ın beyninin içine bakması gerekiyordu. Çekilen bilgisayarlı beyin tomografisi (BT) Walter’ın, görme duyusunu işleyen oksipital lobunun her iki tarafında hasara neden olan masif bir inme geçirdiğini ortaya çıkardı. Bu, körlüğünü açıklıyordu. Ancak BT başka bir şey daha gösterdi: sol pariyetal lob hasarı. Pariyetal lobun pek çok işlevinden biri duyusal sinyallerin, özellikle de görsel olanların yorumlanmasına yardım etmektir. Oksipital lobdan gönderilen görsel enformasyonu derleyip birleştirerek dünyanın derli toplu bir resmini oluşturur. Pariyetal lob görme sisteminin nasıl çalıştığını izler. Peki ya izleme işlevi bozulursa?

Walter’a, kör insanların kör olduklarını fark edemedikleri nadir bir bozukluk olan Anton sendromu tanısı kondu. Anton sendromu olan hastalar algı kusurları için “Gözlüğüm gözümde değil” ya da “Güneş gözlerimi kamaştırıyor” gibi bahaneler üretme eğilimindedirler. Bunun, görme sistemi ile onu izleyen beyin bölgesi arasındaki bağlantı kopukluğundan kaynaklandığı düşünülüyor. Bunun sonucunda beyin, görme sorunu olduğuna dair mesajı asla almaz. Walter bu yüzden kör olduğunu anlamamıştı.

Ama bu hikâye daha da derinlere iniyor. Walter kör olduğunu itiraf etmemekle kalmamış, semptomlarına alternatif bir açıklama getirmişti (“Burası öyle karanlık ki”). Walter’ın beyni kafa karıştıran bir durumla karşı karşıya kalmıştı. Bir yandan beyni dünyayı algılamakta sorun yaşıyordu. Öte yandan, geçirdiği inme nedeniyle beyni görme sisteminin hasara uğradığını bilmiyordu. Görme sistemi salim olan birinde görme kaybını ne açıklayabilir? Ortam karanlık olsa gerek. Çelişkili enformasyon parçalarıyla karşılaşan beyin, bunları birbiriyle bağdaştıracak bir hikâye yaratmıştır. Üstelik oldukça iyi bir hikâyedir bu. Hatta kendi içinde mükemmelen mantıklı olduğu söylenebilir.

Bilinçaltımızın derinlerinde, gördüğümüz, duyduğumuz, hissettiğimiz ve hatırladığımız her şeyi sessiz sedasız işleyen bir sistem vardır. Beynimiz, çevreyle etkileşim halinde olduğumuz her an sayısız duyumun sürekli bombardımanı altındadır. Beynin altında yatan mantık sistemi, tıpkı anlamlı hikâyeler yaratmak için kamera görüntülerini ve ses kayıtlarını toplayan ve düzenleyip montajını yapan bir film editörü gibi bütün düşünce ve algılarımızı, yaşam deneyimimiz ve benlik algımız haline gelen makul bir anlatı oluşturacak şekilde birleştirir. Bu kitap, altta yatan bu mantık ve onun, gerek en tuhaf nörolojik hastalıklarda gerekse en basit günlük duygu ve kararlarımızda, bilinçli deneyimimizi nasıl yarattığı hakkındadır.

Amacımız, popüler bilim ve psikoloji alanındaki diğer kitapların amacıyla benzer olacak: düşünme ve eylem biçimimizin altında yatan sebepleri keşfetmeye çalışmak. Ne var ki biz farklı bir yaklaşım izleyeceğiz. Beyinle ilgili karşılaşmış olabileceğiniz birçok kitap davranışçı araştırmalara dayanır ve kendi açısından aydınlatıcı olsa da genellikle beynin içine bakmadığından davranışın nereden geldiğini söylemez. Diyelim ki size bir kara kutunun içinde saklı bir makine verdim ve nasıl çalıştığını bulmanızı istedim, ama kutuyu açıp içine bakmanıza izin vermiyorum. Bütün o dişliler, makara ve kaldıraç sistemleri kara kutunun içinde gizli. Makinenin ne işe yaradığını nasıl değerlendirirsiniz? Altında yatan mekanizmaları inceleyemediğiniz sürece tek yapabileceğiniz, makineyi çeşitli biçimlerde kullanmaya çalışıp örüntü aramaktır. Buna göre makinenin nasıl çalıştığını çıkarabilirsiniz ama yine de işin içinde bir tahmin unsuru olacaktır. Bu, gerçek hayatta mühendislik ve yazılım geliştirme gibi alanlarda karşılaştığımız bir sorundur. Şifresine erişimi olmadan bir programın nasıl çalıştığını deşifre etmeye çalışan bir yazılım mühendisi düşünün. Kara kutu testi denen yöntemle yazılım mühendisi sisteme çeşitli girdiler (bir düğmeye basmak gibi) girip, çıktıları (neler olduğunu) kaydederek, gerçek içyapısı ya da mekanizması hakkında hiç bilgisi olmadan sistemin nasıl çalıştığına dair akıllıca tahminlerde bulunur.

Aynı yaklaşım günümüzde insan beynini incelemek için kullanılıyor. Örneğin Harvard, Yale ve MIT’den araştırmacıların yürüttüğü 2010 tarihli popüler bir çalışmada, seksen altı gönüllü, 16.500 dolardan satılan bir arabanın fiyatını düşürmek için düzmece bir pazarlığa katıldı. Gönüllüler teker teker, araba satıcısı rolünü oynayan araştırmacının karşısına oturdu. İşin hilesi şuydu: Katılımcıların yarısı sert tahta sandalyelere, diğer yarısıysa yumuşak minderli sandalyelere oturtulmuştu. Sonuç? Sert sandalyelere oturanlar sıkı pazarlık yapmıştı. Daha zorlayıcı davranıp arabanın fiyatını, rahat sandalyede oturanlara kıyasla ortalama 347 dolar daha aşağı çekmişlerdi. Minderli sandalyelerin rahatlığının etkisiyle diğer grup daha yüksek bir rakama razı gelmişti. Dergiler, kitaplar ve diğer yorumlar çalışmayı, yeni bir alan olan bilinçdışı biliminde kaydedilen bir diğer çığır açıcı gelişme olarak niteledi. Örneğin Ode dergisinde 2012’de yayımlanan bir makaleye bakalım:

“Sert sandalye etkisi”, insanda bilinçdışının sırlarını çözme ve onun inanılmaz güçlerinden nasıl faydalanabileceğimizi gösterme yolunda ilerleyen yeni araştırmalar selinin bir parçasıdır. ... Son on yıldır sinirbilimciler ve bilişsel psikologlar bu bilinçdışı işletim sisteminin şifresini yavaş yavaş çözüyorlar ve onu artık, durumun farkında olmayan deneklerde temizlikten ferasete her konuda belli eğilimler uyandırmak için kullanabiliyorlar.

Bu çalışma bana sandalyenin rahatlığıyla pazarlık gücü arasında bir ilişki olduğunu söylüyor ama bu etkileşimin nedenini açıklamıyor. Burada neyin “şifresi çözülmüştür”? Sertlik duyumu karar vermeyi nasıl etkiler? Hangi sistem iş başındadır? Diğer fenomenlere bağlanabilecek ve uygulanabilecek hangi model keşfedilmiştir?

Bu çalışma bir kara kutu testi örneğidir. Tıpkı yazılım tasarımcısı gibi, deneyi yapanların da altta yatan “şifre”ye erişimi yoktur. Girdiler ve çıktıların yönelimini gözlemlerler ama makinenin, o yönelimi oluşturan kritik mekanizmaları gizli kalır.

Bu kitapta, beynin kara kutusunu açıp içindeki mekanizmaları gözler önüne seren, insan bilincine dair soruları araştıracağız. Bu süreçte, insan deneyiminin en gizemli fenomenlerinden pek çoğunun, hatta basit günlük kararların dahi altında, yaşam deneyimimizin bağlantısızmış gibi görünen veçhelerini tek bir açıklamayla birleştiren farklı nörolojik devreler olduğunu göreceğiz.

Bu kitabın iskeleti sorularla kuruldu. Kafamda hep bir yığın soru vardır. Ben, arabanın arka koltuğunda oturmuş, anne babasına bir şey sorup da yanıtını aldıktan sonra, sürekli “ama neden?” sorusuyla onları deli eden çocuğun erişkin haliyim. Üniversitede bu eğilim beni soru sorma sanatı olan felsefeye itti. Felsefe bize net sorular sormayı, bir konuyu bütün yönleriyle açıklayan merkezi ilkeye ulaşana dek derine inmeyi öğretir. Eğitimim felsefeden sinirbilime, tıbba ve sonunda ikisinin kesiştiği tıbbi nörolojiye ilerledikçe, aynı titizliği yeni bir soru kümesinde göstermeye çalıştım: Karar verme mekanizması nasıl işler? Akıl hastalıkları düşünme biçimimizi nasıl etkiler? Beynimizle nasıl etkileşime gireriz ve beynimiz bizi olduğumuz kişi haline nasıl getirir?

Sorularımız bizi algı, alışkanlık, öğrenme, bellek ve dilin gizemlerine, benliğimizin ve kimliğimizin özüne götürecek. Uzaylılar tarafından kaçırılmaktan sahte gülüşleri yakalamaya, şizofreninin gerçek hikâyesinden cinayet işleyen uyurgezerlere, spor fanatiklerinin beyninden gıdıklanmanın sırrına kadar her konuya değineceğiz. Kara kutuyu açacağız ve sinirbilimin bulgularını elimizden geldiğince kullanarak bu davranışların izini, kaynaklandıkları beyin mekanizmalarına dek süreceğiz. Her yanıt yeni sorular doğuracak. Biz modern sinirbilimin yüz yüze geldiği merkezi soruları anlamaya adım adım yaklaştıkça, her soru-yanıt bir öncekinin üzerine eklenecek.

Bu kitapta beyindeki iki sistemin –bilinçli ve bilinçdışı sistemlerin– işleyişini takip ederek, bunların yaşam deneyimimizi yaratmak ve benlik algımızı korumak için nasıl birbirine paralel çalıştığını, daha da önemlisi birbiriyle nasıl etkileştiğini araştıracağız. Kitabın sonuna geldiğinizde, beyindeki bilinçdışı mekanizmaların davranışımızı yönlendirme biçiminde farklı örüntüler olduğunu anlamış olacağınızı umuyorum. Dünyaya ilişkin deneyimimizi, altta yatan bir sinirsel mantık (nöro-lojik) yönlendirir. Onu bir yazılım parçası olarak düşünebilirsiniz. Yapmamız gereken, bu mantık sistemini, sadece girdi ve çıktıları gözlemleyerek değil, onu oluşturan beyin sistemlerini araştırarak deşifre etmektir. İç yazılımımızın şifresini kırmanın, nörolojik ve psikiyatrik araştırmalar, insan ilişki ve etkileşimlerinin incelenmesi ve kendimizi anlamamız açısından geniş kapsamlı içerimleri vardır.

Peki, nereden başlayalım? Walter’dan kısaca bahsederken (kitapta sözünü ettiğim kişilerin isimlerini, hastaların kimliğini ve mahremiyetini korumak adına değiştirdim), görme donanımı ile o donanımı izlemesi gereken beyin sistemleri arasındaki bağlantı kopukluğu nedeniyle körlüğünü fark edemediğini söylemiştim. Ancak bir başka açıklama daha olabilir. Anton sendromlu hastalar dış dünyaya karşı kör olmalarına rağmen görüntüleri zihinlerinde canlandırabilirler. Birçok araştırmacı, Anton sendromlu kişilerin kör olduklarını hissetmemelerinin ikinci nedeninin bu olduğuna inanıyor: Bu hastalar hayal ettikleri görsel imgeleri gerçekten gördüklerini zannediyorlar.7 Dolayısıyla Walter’ın, nöroloğunun “kısa boylu, toplu” bir adam olduğunu söylemesi basit bir tahminden fazlası olabilir. Belki de Walter onu böyle hayal etmişti.

Walter doğuştan kör olmadığı için zihninde görsel imgeler yaratabiliyordu, ama ya öyle olsaydı? Doğuştan kör birinin kafasında görmenin neye benzediğine ilişkin bir kavram var mıdır? Böyle biri nesneleri ya da insanları zihninde nasıl “canlandırır”? Körler rüyalarında ne “görür”?

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Bürkem Cevher, "Beynin mantığını anlamak", Agos Kitap/Kirk, 10 Aralık 2019

Babaannem, ölümünden on yıl kadar önce yavaş yavaş görme yetisini kaybetmeye, görme yetisi azaldıkça da halüsinasyonlar görmeye başladı. Aynı günlerde Alzheimer teşhisi de konmuştu. Uzunca bir süre gördüğü halüsinasyonların Alzheimer ile ilintili olduğunu düşündü halalarım. Günler ilerledikçe babaannemin gördüğü halüsinasyonlar da çeşitlendi. Sık sık rahmetli dedemi görüyordu mesela, sonra zamanla babaannemi halüsinasyonlarında çocuklar ziyaret etmeye başladı. Göz doktoru bu görüntülerin normal olduğunu, bunun sarı nokta hastalığında çok yaygın olduğunu söylese de babaannemin çevresindekiler buna inanmakta zorlandılar. Nasıl olur da görmesi azaldıkça halüsinasyonları artardı bir insanın? O zaman okuduğum bir makalede bunun nedenini bulmuş, dilim döndüğünce halalarıma bu sebebi anlatmaya çalışmıştım ama ne kadar anlatabildim emin değilim.

Eliezer J. Sternberg’in yazdığı, Şiirsel Taş’ın Türkçe’ye çevirdiği ve geçen ay Metis Yayınları’nın yayımladığı NöroLojik: Beynin Mantıksız Davranışlarımızın Ardındaki Gizli Mantığı’nın ilk bölümünü okur okumaz babaannemin gördüğü halüsinasyonları hatırladım.

Halüsinasyonda buluşma

Sternmerg, kitabın ilk bölümünde yer alan ‘Körlerde Hayali Görüntü’ alt başlıklı kısımda Charles Bonnet sendromundan bahsediyor. “Charles Bonnet sendromu olan insanlar, nörolojik değil görsel bir sorundan ötürü zengin görsel halüsinasyonlar yaşar. Bu durum tam ya da kısmi körlük yaşayanlarda ortaya çıkar. Halüsinasyonlar birkaç saniye sürebileceği gibi gün boyu devam edebilir ve yıllarca bir ortaya çıkıp bir kaybolabilir. Halüsinasyonlar insanlar, hayvanlar, binalar ve biçim örüntülerini de kapsayan değişken bir içeriğe sahiptir” diyor, yazar. Altta yatan sebepten bağımsız olarak görme sorunu olan insanların yüzde onunda Charles Bonnet sendromu görülüyor.

Charles Bonnet sendromunda gözlerden herhangi bir girdi sinyali olmasa da görme korteksinin aktifleştiğini bulmuş araştırmacılar. Bunun neden meydana geldiğini açıklamak için de şu anda iki farklı kuramın olduğunu söylüyor Sternberg. Birinci kurama göre “görme korteksinin gerekenden az kullanılmasından ötürü nöronlar sebepsiz ateşlenmeye başlar.” Beyin ise bu deşarjları anlamlı görsel sinyaller olarak algılar. İkinci kurama göre ise beyinde çok fazla sayıda nöron ağı vardır. “Beş duyumuzun birbirinden tamamen farklı olduğunu düşünürüz ama beynimiz duyularımıza öyle davranmaz.” Yani beyne göre işitsel, görsel veya dokunsal sinyaller arasında bir fark yoktur. Ancak bu sinyaller farklı yolaklar üzerinden işlenir. Ne var ki “her duyu kanalının kendi yolu olmakla birlikte bu yollar kendi aralarında kesişir... Bir insan kör olduktan sonra oksipital lob gözlerden görsel girdi alamayacağı için görme yolağı bozulur.” Böylece görme korteksi olan oksipital loba giden yol boşalır. Görme dışı sistemlerden gelen sinyaller birdenbire bu yollardaki tek girdi sinyalleri olur. Bu sinyallerin bir kısmı (her ne kadar küçük bir yüzdesi de olsa) görme korteksine gider ve “yanlışlıkla gözlerden gelen görsel girdiler şeklinde yorumlanabilir.” Yani kulaklardan giren işitsel bir sinyal bir anda bir çocuk halüsinasyonu olarak belirebilir.

Charles Bonnet sendromu sadece görme yetisini kaybeden insanlarda ortaya çıkmaz, işitme yetisini sonradan kaybeden kişiler de işitsel halüsinasyonlar duyabiliyor. Her iki kuram işitsel halüsinasyonlar için de geçerli.

Hayalet uzuvlar

Kitapta Charles Bonnet sendromu gibi başınıza gelmedikçe asla bilemeyeceğiniz pek çok sendrom ve hastalıktan bahsediliyor. Yıllar evvel bir vesile ile Oliver Sacks kitaplarını okumaya başlamış ve sinirbilimin evreninden öylesine etkilenmiştim ki üniversitede sinirbilimi dersleri almaya başladım. İlk sinirbilimi dersinin ilerleyen günlerinde karşılaştığım “hayalet uzuv sendromu” beni en etkileyen sendromlardan biri oldu. Sternberg hayalet uzuv sendromunu şöyle açıklar: “Ampütasyon geçiren hastalar sıklıkla kesilen uzvu hissetmeye devam ettikleri, hayalet uzuv sendromu olarak bilinen sorundan mustarip olurlar. Eli ampüte edilmiş birini düşünün. El bileğini, el ayasını ve parmaklarını hâlâ hissedebilir. Görünmeyen elinin uzaydaki konumunu duyumsayabilir, hatta hareket ettiğini hissedebilir. Ne var ki sorun birçok hastanın, uzvun daha önce yer kapladığı boşlukta rahatsız edici duyumlar hissetmesidir. Isı, basınç hissi ya da karıncalanma sık görülür. En kötüsü, çoğu hasta şiddetli olabilen hayalet ağrı çeker. Hatta hayalet kaşıntı bile hissedebilirler.”

O zamanki ders kitaplarında hayalet uzuv sendromunun nedenine ilişkin pek çok kuramdan bahsediliyordu. Bu sendromun nedeni her ne kadar hâlâ tam olarak bilinmiyorsa da bir önceki bölümde anlatılan, körlükte görülen halüsinasyonların nedenine ilişkin kuramlar hayalet uzuv sendromunu da açıklar. Sternberg’e göre, “Elimizdeki en iyi açıklama, uzuv artık orada olmadığı halde o uzuvdan gelen duyumu yorumlayan nöron altyapısının hâlâ yerli yerinde olduğudur. Hasta artık bir elinin olmadığını bilinçli olarak idrak etse de bilinçdışı sistem durumu henüz kabullenmemiştir. Artık yerinde olmayan uzantıdan duyusal sinyaller almaya alışkın olan beyin, aslında sinir yolağının başka bir yerinde ortaya çıkmasına rağmen belli bazı duyumları yanlışlıkla eksik uzva atfeder.”

O halde olmayan bir uzvu nasıl kaşırsınız? Yapılan araştırmalara göre “ampütasyon geçirmiş kişiler, eksik uzvu kaşıma hareketini biçimde taklit ederek nöron devresini kandırma yoluyla rahatsızlık hissini giderebilirler.” İnanılmaz gibi geliyor, değil mi? Olmayan bir uzvunuz kaşınıyor ve siz olmayan uzvu varmış gibi kaşıma hareketini yapıyorsunuz; böylece kaşınma ya yok oluyor ya da artık sizi rahatsız etmiyor. Beynimiz hem çok akıllı hem de bazen çok kolay kandırılabiliyor. Sternberg bu durumu şöyle açıklamaktadır: “Yarattığımız zihinsel simülasyonlar gerçek hayattaki olayların isabetli tasvirlerinden ibaret değildir; bunlar aynı zamanda beyin işlevlerinin, nöral mimarimizin dünyayı yorumlayışını değiştiren aktif katılımcılarıdır. Zihinsel simülasyon, bilinçli sistemin bilinçdışını manipüle etmesinin bir yoludur.”

Hepimizin hayatımızın belli dönemlerinde yaptığımız kötü davranışlardan biri de aç olmasak bile yemek ve abur cubur yemektir. Kitapta bu konuya da değinilmiş ve yapılan bazı deneylerden bahsedilmiş. Ancak işin teknik boyutuna hiç girmeden basitçe anlatacak olursak beynimizde davranışlarımızı yöneten iki sistem vardır; işlemsel alışkanlık sistemi ve düşünceye dayalı bilinçli sistem. “Her bir sistem tek başına ya da eşzamanlı çalışabilir ama hiçbiri aynı anda iki işi birden yapamaz.” Örneğin araba kullanırken aynı zamanda o gün yapacağınız sunumu düşünüyorsanız, bilinçli sistem ya araba kullanabilir ya da sunumu düşünebilir ama aynı anda ikisini birden yapamaz. “Bilinçli sistem meşgulse, alışkanlık sistemi araba kullanma işini üstlenir.”

Diyetisyenler ve doktorlar sağlıklı beslenmek isteyen kişilere yemek yerken başka bir işle meşgul olmamalarını salık verir. Televizyon seyrederken yemek yemeniz halinde televizyonda olup biteni anlamanız için bilinçli sistem televizyon izleme işini yüklenir. Bu durumda alışkanlık sistemi de yemek yeme görevini üzerine alır ki, bilinçli sistem devre dışı kaldığından önünüzdeki bütün abur cuburu yiyip bitirdiğinizi fark etmezsiniz bile. Üstelik bu yeme davranışı ile alışkanlık sistemindeki ödül mekanizmasını pekiştirir, bir sonraki atıştırma davranışında tokluk duyma ve yemeyi bırakma düzeyinizi daha yukarılara çeker, böylece abur cubur yeme davranışınızı güçlendirirsiniz. Yapılan deneylerde abur cubur yeme davranışı geliştirmemiş bireyler bir noktadan sonra doyup yemeyi bırakırken abur cubur yeme davranışı geliştirenlerde doyma hissi kaybolmakta ve yedikçe yemeye devam etmektedirler. İşin sırrı, aç değilken yeme davranışını alışkanlık haline getirmemekte o halde. Yemek yerken bilinçli sistemi bloke etmemekte fayda var.

NöroLojik hem günlük davranışlarımızı hem de hiç duymadığımızı sendrom ve hastalıkları anlamamıza yardım eden, beynin bilinçli ve bilinçaltı sistemlerinin nasıl koordineli çalıştığını gösteren çok iyi yazılmış bir kitap. Beynimizin bazen de büyük travmaları atlatmamıza yardım ederken çoklu kişilik geliştirmeye kadar varan aşırı önlemleri alabildiğini görüyoruz kitabı okudukça. Hayal gücünü kullanarak sporda daha başarılı olunabileceğinden hipnozla cinayet işlenip işlenemeyeceğine kadar pek çok konu örneklerle anlatılmış, teori ile desteklenmiş. Konuya ilgi duyan, beynimizin nasıl çalıştığını anlamak isteyen herkese tavsiye ederim.

Kitabın çevirmeni Şiirsel Taş’ı ve yayıma hazırlayan Özde Duygu Gürkan’ı özellikle tebrik etmek istiyorum. Benim gözüme çarpan hata olmadı kitabı okurken; terimler doğru çevrilmiş, okuyucuyu yormayan, anlaşılır bir çeviri olmuş. Kendi adıma çok teşekkür ediyorum. Metis Bilim çeviri ve dil konusunda çok hassas; gerçekten çok iyi kitapları çok özenle yayına hazırlıyorlar. Herkesin ellerine sağlık.

Devamını görmek için bkz.
 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova