ISBN13 978-975-342-976-4
13x19.5 cm, 144 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Giriş bölümünden, "Ne Beklenmeli", s. 11-14

Bu ince kitap sanatı açıklamada yaygın bir tarza tepki olarak yazıldı. Bu tarza göre sanat, sanat görüşlerinin ve tanımlarının, felsefi iddiaların özetlerinin ve üçüncü şahısların ortaya koyduğu eleştirel yargıların bir araya getirilmesiyle açıklanmalıdır. Bu kitap ise genel güçlükleri ortaya koymak ve sanatın neye benzediğini tarif etmeye çalışmak gibi daha deneysel ve makul bir amaca sahip.

Başlıca iki nedenle tepki niteliğinde bir kitap bu. Birincisi, sadece birkaç sorunu dile getirip, dolaylı olarak sanat hakkında pek az genel sorun olduğunu öne sürüyor. Bu sorunların arasında şunlar üzerinde duruluyor: sanat ile, sanat hakkında bulanık fikirlere sahip olmak arasındaki bağlantı (1. Bölüm); sanatsal mobilyanın sanata özgü olmadığı anlayışının savunması (2. Bölüm); sanat kararlarının, sizin hem yargıçlığını hem de jüriliğini yaptığınız sanat mahkemelerince çıkarıldığını hayal etme hatası (3. Bölüm) ve sanatla her ne oluyorsa, en azından size de olması gerektiği yolundaki esasen doğru ama bulanık fikir (4. Bölüm). Bunun tepki niteliğinde bir kitap olmasının ikinci sebebi ise, söz dağarcığını herhangi bir entelektüel alan içerisindeki tartışmalardan çıkarmak yerine, bu az sayıdaki sorunların Alice kitaplarını okumuş olanlar tarafından layıkıyla anlaşılabileceğini ileri sürmesi. Alice kitapları Lewis Carroll’ın yazdığı Alice Harikalar Diyarında (1865) ve Aynanın İçinden’dir (1871). Bundan sonraki bölümlerde kullanılan teknik kelime ve ifadelerin büyük bir kısmı Alice kitaplarından alınmıştır; tabii bunların çoğu, geldikleri yerde herhangi bir teknik biçimde asla kullanılmış değil.

Bu durum sanat felsefesinde, estetikte ve edebiyat eleştirisi dahil sanat eleştirisinin çeşitli türlerinde süregiden mevcut tartışmaların halinden gözü korkmuş olanların içini rahatlatabilir. Ama şu var ki, sanat üzerine neredeyse hiçbir görüş sunmayan iki Alice kitabı böyle tartışmaların çoğunu zorluk ve önem bakımından geride bırakır. Alice kitapları yedi yaşındakiler için yazılmış olduğundan, bu kitap aynı zamanda dolaylı olarak, yedi yaşındaki herkesin sanata dair az sayıdaki genel sorunlar hakkında bir fikir edinebileceğini iddia etmektedir. Fakat bu kitabın yedi yaşındakiler tarafından okunması pek muhtemel olmadığına göre, kitabın derdini anlatış şekli, yetişkin okur kitlesinin bu meseleler hakkında düşünme biçimlerinde değişikliğe gitmeleri için bir yakarış olarak da anlaşılmalıdır.

Sırada birkaç tekzip ve uyarı bulunuyor. Öncelikle, bu, Alice kitapları hakkında bir kitap değil. Bu konudaki muazzam ikincil kaynak yığınına katkı sunmayı amaçlayan bir eleştiri çalışması değil; ne de bütün sanat türleri, hatta herhangi bir sanat hakkında. Bir bütün üzerine mesafeli bir tefekkürü de hedeflemiyor. Böylesi bir mesafeli duruş ne var, ne mümkün, ne de arzu edilir bir şey. Daha ziyade, bu kitap sanat hakkında konuşmanın, konuyla ilgili ve önemli başka pek çok şey hakkında konuşmakla, hatta pek çok insan etkinliğiyle yakından bağlantılı olarak görülmesi gerektiğinde ısrar ediyor. Alice kitaplarını yeterince iyi biliyorsanız, burada söylenmek istenileni anlayabileceğiniz umudunu dile getiriyor. Böyle umutların sağlam bir temeli varsa, o zaman Alice kitapları, dünyada bildiğiniz tek şey olmasa bile,* en azından bu konu için bilmeniz gerekebilecek tek şeydir. O yüzden bu kitabı okumaya başlamadan önce onları okumuş olmanız ya da okumanız gerekir. Bu kitap Alice kitaplarına ikincil kaynak olmayabilir, fakat daima onlardan sonra gelir.

Bir zamanlar biri “Sokrates’e yoğun göndermelerle” bir kitap yazmıştı. “Yoğun göndermelerle” kullanışlı bir deyim. Bir meseleyi hakkıyla ele alma ve bunu yaparken kullanılan terimlerin –kendileri bu meseleyi ele almamış olsalar bile– belli yazarlara, insanlara, okumalara ya da deneyimlere borçlu olunduğunun farkına varma teşebbüsünü belirtiyor. O zaman, bir kimsenin sanatı görme biçimi Alice kitaplarına çok şey borçlu olabilir demektir; oysa bu kitaplar gözle görülür bir anlamda sanat hakkında değildir.

Ve bu kitapta doğrudan alıntılanan tek metin, iki Alice kitabının eleştirel basımıdır. Savın amaçları gereği Alice kitaplarına aynı zamanda yazılmış tek bir kitap muamelesi yapılmıştır. Bu herhangi bir özensizliği değil, daha ziyade çok ciddiye alınan kitapların sıradan bir biçimde ele alınışını gösterir. Sadece Özdeyişler ve Luka, Pickwick ve Küçük Dorrit, Kral Lear ve III. Richard’dan değil, aynı zamanda Luka ve Kral Lear, Özdeyişler ve Pickwick, Dorrit ve Alice’ten de bir solukta ve tek bir kitap gibi alıntı yapmak bu ciddiyetin bir işaretidir, hayatımızın başka pek çok şeyin yanı sıra böyle kitaplarla da sıkı sıkıya bağlantılı olduğunun işareti. Ayrıca bu sadece felsefi eğilimleri olanların alışkanlığı değildir. Bu meseleleri herkes böyle ele alır.

Belirtilmesi gereken iki tekzip daha var. Birincisi, kitabın yazılma biçimi bazılarına daha önce belki okumuş oldukları başka kitapları hatırlatacaktır. Kitabın, bırakın dâhice üslubu, herhangi bir özgün üslup iddiası yoktur. Ne var ki böyle kitapları taklit edermiş gibi yapmasa da, alışıldık düşünsel türün kolay düşülecek tuzaklarından kaçınmak için, yorumların sıklıkla savlar biçiminde çoğalıp birikeceği belli bir üslubun gerektiği anlayışında onlarla birleşir. Şu halde, bu kitabın önemli bir kısmı, çoğu ancak ilk karşımıza çıktığı bağlamda bir anlam ifade eden bir dizi analoji ve benzetmeyi hiç yorulmadan ve belki de bıktırırcasına ileri sürmeye dayanıyor. Okur bunun çoğu zaman, normalde çok farklı görünen şeylerin, kelimelerin ya da durumların benzerliklerine işaret etmeyi de içerdiğinin farkına varacaktır. Kitap boyunca okur böyle ölçüsüz analojileri enine boyuna düşünmeye ve belki de onları düşünmemeye teşvik ediliyor, ama aynı zamanda bu analojileri, veciz ya da şatafatlı fragmanlar halinde değil geliştikçe düşünmeye teşvik ediliyor. Ne zaman bir şeyin neye benzediğini açıklamaya kalkışsak bir nebze ölçüsüzlük gerekli gibi görünüyor. Ölçüsüzlük çoğunlukla “yargıç-ve-jüri”, “mahkemedeki-turta” ya da “balık-kenteti” gibi tireyle ayrılmış garabetler olarak kendini gösteriyor. Son bir tekzip de, kitabın bundan sonraki kısmında çoğu hayati kelimenin kullanıldığı geniş anlamla ilgili. Okur savdaki en önemli kelimelerin bazılarının gündelik anlamıyla anlaşılması gerektiği imasını fark edecek ve belki de buna içerleyecektir. Bunların arasında “kişi”, “zımbırtı”, “şeyler”, “konuşma”, “hakkında” ve onlardan geri kalmayan “gibi” sayılabilir. Bunun için özür diliyor değilim, fakat açıklık getirsin diye kitabın sonunda tahliller içeren bir içindekiler bölümü yer alıyor.

*John Keats’in “Ode on a Grecian Urn” adlı şiirine gönderme. “Güzellik hakikattir, hakikat de güzellik – işte bu /?Dünyada bildiğin tek şeydir, bilmen gereken tek şey.” –y.n.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova