ISBN13 978-975-342-796-8
13x19,5 cm, 336 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Yarınki Yüzün, 3 Kitap Takım,
Yarınki Yüzün, Cilt 2: Dans ve Rüya, 2011
Yarınki Yüzün, Cilt 3: Zehir, Gölge, Veda, 2012
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

A. Ömer Türkeş, "Ateş, mızrak, dans, rüya, zehir, gölge, veda", Radikal Kitap Eki, 5 Ekim 2012

Yarınki Yüzün’ün ilk cildi Ateş ve Mızrak Türkçeye 2011’de , Dans ve Rüya yılın sonuna yetiştirilmişti. Zehir, Gölge, Veda ile üçleme tamamlanmış oldu.

İsmini IV. Henry’den alan, Proust’a gönderme anlamına gelecek şekilde yedi bölümden oluşan Yarınki Yüzün, üç ciltlik tek bir roman. Bu nedenle genel bir özet yapmakta yarar var.

Zehir, Gölge, Veda’nın başında ve sonunda bir ithaf cümlesi göreceksiniz; “Babam Julián Marías ve doğumundaki adı Peter Wheeler olan Sir Peter Russell’a ayrıca teşekkür borçluyum; onlar hayatlarını bana sunmuş olmasalar bu kitap yazılamazdı. Ruhları bu sayfaların kurmacasında da şad olsun.” Gerçekten de bu uzun hikâyeyi babanın ve Peter Wheeler’in anlattıklarına dayandırmakla kalmamış, onları birer roman kişisi olarak da canlandırmış.

Javier Marías’ın babası Julian Marías, Franco döneminde uzun süre hapis yatan bir aydın. Yarınki Yüzün’de onun faşist rejimde maruz kaldığı baskılar önemli bir yer tutuyor. Anlatıcının hayat hikâyesi ile yazar arasındaki benzerlikler çok açık. Ancak anlatılan Marías’ın ya da babasının hayat hikâyesi değil. Zaten Marías’a göre “kimlik gerçekten önemsiz, hayatta olduğumuz gerçeği ise tamamıyla rastlantısal”. Buna karşılık 20. yüzyılda yaşanan acılar fazlasıyla gerçek. İşte o gerçeği, bugünkü kimliklerimizi yaratan süreci ve geleceği kavramak için yazmış romanını. 20.yüzyıl tarihinin en karanlık bölgelerinde dolaşıyor Marías. Başka bir gelecek hayaliyle geçmişle ve bugünle keskin bir hesaplaşmaya girişmek niyetinde. Her üç cildiyle Yarinki Yüzün bugünü anlamak için geçmişle gelecek arasında mekik dokuyan zihinsel bir serüven romanı.

Ateş ve Mızrak’ta Yarınki Yüzün’ün kahramanı Jaime Deza ile tanışmıştık. Karısından ve çocuklarından ayrı yaşayan, karısını düşündükçe içini kıskançlık kaplayan İspanyol vatandaşı Deza, BBC’de çevirmenlik yapmak için gelmişti İngiltere’ye. İngilizcesinin mükemmelliği dışında bir özelliği daha var ki, Deza için neredeyse bir lanete dönüşmüş. Keskin bir gözlem gücüne, gözlediklerini yorumlama yeteneğine sahip. Bu özelliklerini fark eden dostu Peter Wheeler’in tavsiyesiyle İngiliz Gizli Servisi’ne -Güney Amerikalıların sorgusunda çevirmenlik yapmak için- alınmıştı. Ne var ki servis şefi Tupra’nın ondan beklentisi farklıydı; sorguladıkları kişiler hakkında yorumlarda bulunmasını bekliyordu Deza’dan.

Dans ve Rüya’da Deza’nın mesai arkadaşı Pérez Nuix’in ricası Deza’nın aklını karıştıracaktı. Genç kadın yorumlayacağı bir kişi hakkında olumsuz rapor vermemesini rica etmişti Deza’dan ve bu “küçük” rica Deza’nın belleğini ateşlemiş, amiri Tupra’yı sorgulamaya başlamış ve belki de en önemlisi kendisiyle iç heaplaşmasına girişmişti. Zehir, Gölge, Veda’da ilk iki ciltte tartışılan meseleler derinleşerek varlıklarını sürdürürken Deza’nın hayat hikâyesinde de bir ilerleme kaydediliyor. Yaptığı işten, tanık olduğu olaylardan, özel yaşamın tıkanıklığından sıkılan Deza karısı ile ilişkilerini düzeltmek için İspanya’ya döner. Ne tuhaf ki yeni bir hayat kurmak için şefi Tupra’nın –aslında hiç hoşlanmadığı- yöntemlerini kullanmak zorunda kalacaktır; “zehrin işlevi budur, içimize sızar ve her şeye bulaşır”...

Bilincin yolculuğu

Yarınki Yüzün Avrupa ve İspanya tarihine bakarak kavramaya çalışan dev bir eser. Javier Marías, kahramanı Deza’nın zihninden birinci tekil şahıs anlatımıyla geriye dönüşlü bir anlatım kurmuş; hiç unutmayan, her ayrıntıyı kaydeden bir belleğin zihninden aktarıyor hikayesini. Roman kahramanın ya da kişilerini diyerek genişletelim, şimdiki zamanda başlarından geçen dişe dokunur bir olay yok. Ama çarpıcı olaylar var; bütün bu savaşlarla dolu –uzak, yakın- siyasi tarih Deza ile o tarihe tanıklık etmiş dostu Wheeler ya da şefi Tulpa arasındaki konuşmalar aracılığıyla aktarılıyor. Savaşlarla, şiddetle, insanın insana yaptığı zulümle dolu bir tarih bu. İspanya İç Savaşı ile başlayıp II. Dünya Savaşı’na, oradan birçoğu emperyal güçler tarafından tezgâhlanmış günümüzdeki bölgesel savaşlara uzanan, hatırlaması bile travmatik bir dizi olay. Öyle ki Marías da bu işi daha fazla sürdüremeyeceğini fark edecektir...

İnsan yüzünü bir metafor olarak kullanıyor Marías. Alında Deza ve şefi Tulpa arasındaki ilişki de İspanya ve İngiltere arasındaki ilişkilerin bir metaforu olarak okunabilir. Bugünkü yüzümüzle –kimliğimizle- yarınki arasında doğrusal bir ilişki kurulup kurulamayacağını, insanın görme konusunda kendisine uyguladığı sansürü, gerçeklerden bu nedenle tarihten kaçışını ya da tarihi çarpıtışını sorgularken kendi kuşağından pek çok yazar gibi Marías da -Franco dönemiyle, kirletilmiş her şeyle hesaplaşırken- geçmişi kavramaya ve kendi yolunu bulmaya çalışan bir yaklaşım içinde. Deza ile birlikte kendi tarihini de aydınlatmaya, geçmişle yüzleşmeye, hesaplaşmaya çalışıyor. Siyasi tarihin dışında, belki bu tarihle biçimlenmiş gündelik hayat manzaraları da yansımış; insan ilişkileri, aşklar, evlilikler, geçmiş, adalet, iyilik, kötülük, sevgi ve şiddet. Anlatı zamanındaki her olay kahramanın zihninde bambaşka olayları çağrıştırırken zamanlar zamanlara, isimler isimlere, mekânlar mekânlara karışıyor. Sonra fırtına bir süreliğine diniyor, taşlar yerine oturuyor, şimdiki zamana geri dönüyoruz; yeni bir zihin fırtınası kopana kadar...

Her ne kadar kişilik çözümlemeleri geniş bir yer kaplasa, romanın gözle görülür bir kahramanı olsa da Yarınki Yüzün’de özne konumundan söz edemeyiz. Onun yerine tıpkı Proust, Kafka ve Joyce’un yapıtlarında olduğu gibi modern dünyanın mitolojisiyle karşılaşıyoruz. Javier Marías’ın roman kahramanının belleğinden sunulan modern insanın ve modern toplumun görünümü, aynı zamanda eleştirisi;

"...babam hâlâ eylemlerin bir iz bıraktığı, vicdanın sesini duyurduğu bir dünyayı düşünüyor. O dünyada vicdanlar elbette her zaman olmasa da genellikle seslerini yükseltiyorlardı. Oysa şimdi dünya tersine döndü; vicdanı susturmak, ağzını tıkamak kolay, hatta buna gerek bile yok, konuşması için bir sebep olmadığına onu ikna etmek daha da kolay. Günümüzde genel eğilim kendini masum hissetmek, her şey için derhal bir gerekçe bulmak, hesap vermemek ve ileride daha sağlam dayanaklara sahip olabilmek için sabretmek..." Günümüzde bununla elbette yaşanır, çok daha beteriyle bile. Günümüzde kendi kendini yiyip bitirenler, “mızrak, ateş, ıstırap, söz, rüya” ve bu tür fuzuli şeyler düşünen çağdışı insanlar istisna sayılıyor.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova