ISBN13 978-975-342-934-4
19.5x25 cm, 400 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Pınar Öğünç, "İnsanlar başkaldırır, imparatorluklar yıkılır", Radikal Kitap Eki, 13 Mart 2014

Uruguaylı yazar Eduardo Galeano’nun Tepetaklak diye bir kitabı vardır. Ruhunu da anlatan ikinci başlığı ise Tersine Dünya Okulu. Galeano, gezegen ahvalini gazete haberlerinden, istatistiklerden, mesellerden ve efsanelerden kardığı özgün bir müfredatla çıkar bu “okulda” karşımıza. Adaletsizliğin temel ilkeleri, Korku eğitimi, Biçki-dikiş kursları: Ismarlama düşman nasıl yaratılır?, Gezegen yokedicilerinin dokunulmazlığı, Çıldırma hakkı... Ders programı böyle mesela.

Tersine Dünya Okulu 1998’de yayımlanmış; Türkçe baskısı ise 2004’te (Çitlembik Yayınları, çeviren: Bülent Kale). İki yıl önce basılan ve bu hafta Metis Yayınları ve Express dergisi işbirliğiyle Türkçesi çıkan Mim Savaşları’nı okurken, aklımın orta yerine Tersine Dünya Okulu’nun düşmesinin birkaç nedeni var. İlki Mim Savaşları’nın görünür ilk hitapta dünyanın bütün iktisat öğrencilerine sesleniyor oluşu... Bir tür uyandırma servisi, yapıcı bir imha ve “yenisini” üretme çağrısı, hatta üniversitelerde var olan iktisat derslerini durdurmaya varan bir isyan teşviği... Ama sadece alternatif bir tür ders kitabı olmanın ötesinde sözü var.

Tersine Dünya Okulu’nu anımsatmasının ikinci nedeni de fikir akrabalığı. Mim Savaşları’nı hazırlayan Kalle Lasn, Galeano’nun kendi kitabı için dünya gazetelerinden kupür kestiği günlerde, aslında 90’ların başından itibaren kapitalizm ve tüketim sorgusu temelli, yeni bir sol arayışıyla yayın yapan Adbusters ekibinden. Küreselleşen Occupy hareketinin de ilham kaynaklarından olan bir damar bu. Neoklasik İktisadın Yaratıcı İmhası altbaşlıklı Mim Savaşları, Lasn’ın başka vesilelerle ifade ettiği Occupy tipi hareketlerin hakiki bir öneriden uzak oluşu gibi zaaflara karşı seçilen yeni bir mücadele/propaganda yönteminin somutlaşmış hali gibi. O yeni yöntem de şuna benziyor: Sokak tamam, sokağın taleplerini tartışmak tamam, ama bu gerçekten işe yarıyor mu? Bir de şu iktisat öğrencilerini, akademiyi örgütlesek. Alternatifin inşasını bir de böyle denesek...

“İktisat kaderdir! Bir şeyleri yanlış yap bakalım: İnsanlar başkaldırır, ekosistemler çöker, imparatorluklar yıkılır” deniyor ilk sayfalarda. Yazılı ve görsel farklı tarihsel kaynaklardan fragmanlarla misal kurban, tefecilik, mülk, borç gibi kavramlara dair bugünle düğümlenebilecek ipler uzatılmış. Yeni bakış açısı sunan makalelelerin yanı sıra kitap alternatif bir albüm gibi, sloganvari alıntılarla ve malum Adbusters estetiğiyle tasarlanmış.

Kendi “matematiğine” kapalı iktisat neden bu kadar kibirli? (Bağımsız olanları dahi) Ekonomistler nasıl oldu da 2008 krizinin gelişini okuyamadı? Bu saatten sonra iklim değişikliğini hesaba katmayan, toplumsal cinsiyet bakış açısı olmayan ekonomik pradigma mümkün mü? Son yılların fiyakalı kavramlarından olan ve çok yana sündürmeye müsait “sürdürülebilirlik” aslında neyi sürdürmeyi hedefliyor? Reformist alternatiflerle bir yere varmak mümkün mü?

Makalelerarası zıplayarak gideceğim. Eleştirinin öncelikli başlıklarından biri büyümeye dayalı ekonomi. Ekolojik iktisatçıların sunabileceği verilere gelmeden bile şurası net ki, neoklasik iktisatçılar dahi artan gayri safi milli hasılanın yoksulluğu değiştirebileceğini kanıtlayamaz. Zaten gaye de bu değil, aslen eşitsizliğin sürdürülmesinden söz ediyoruz. Fakat sistemin baki kaldığı halde “sıfır büyümenin” de kendi sakıncaları var. O zaman mesele tüketime dayalı modelden vazgeçmek. Bu da yaşama felsefesini, bireysellik idrakini değiştirmekle mümkün ancak. Peki sadece alternatif gelişim modelleri, farklı yerli topluluk ve kabilelerden ilham alan hayat ve ekonomi modelleri büyük çerçevede neyi değiştirir? Devlet ne olacak? Sıkça anılan dayanışma ekonomisinin ayakları nereye basacak? Velhasıl kapitalizm sonrası için solun gerçekçi ekonomi tahayyülü ne?

Dünya bir şirket olsaydı...

Kitabın genelinde ekolojik perspektif sıkça karışımıza çıkıyor. Şu bilgi ilginç. Çevreci iktisatçı Robert Costanza ve ekibi 1997’de “ekosistem hizmetlerine küresel ekonomiye katkıları ölçüsünde bedel ödenseydi ne olurdu”yu hesaplamış. Gezegenin bu anlamda bize bilabedel sunduğu “hizmetin” karşılığı 33 trilyon dolar. Yani o anki dünya servetinin iki katı. Costanza, “Dünya bir şirket olsaydı, CEO’nun işine hemen son verirdik” diyor.

Bu bakışla ilişkilendirilebilecek bir öneri de “gerçek maliyetler” üzerinden yeniden ücretlendirme yapmak. Örneğin plastik poşetleri, kahve bardaklarını ekolojik sisteme maliyetleri açısından yeniden fiyatlandırmakla başlanıp ileride gerçek maliyetli beslenme düzenine geçilebileceğinden söz ediliyor. Meksika’dan avokado, Çin’den karides istiyorsan bunun gerçek maliyetini ödemeye hazır olmak gerekecek. Bu da (mümkünse) yerel ürünlerin piştiği mutfakları teşvik edecek. Otomobil mesela 100 bin dolar. İstersen alırsın... Toplu taşımaya mecburiyet, daha fazla bisiklet ve yaya yolu kent planlarını da değiştirebilir. Nihayetinde geleneksel iktisatçılara göre büyümeyi yavaşlatacak, dünya ticaret hacmini küçültecek, ürkütücü ve sapkın bir fikir bu. O yüzden de üzerinde düşünmeye değer.

Mim Savaşları’nın Türkçe baskısının kapağı için Gezi’den bir fotoğraf seçilmiş. Parkta Çapulcu Kütüphanesi açılmadan daha evvel, tek masalık bir kitap standında kendine kitap seçmiş bir genç kadın hatırlıyorum. “Alabilirsin” diyen karşısındaki kadına şöyle diyordu: “Ama bir şeyi alıp da karşılığında hiçbir şey vermemek çok garip geliyor.” Malum sonra Gezi direnişinin arkasından “faiz lobisi” komplosu kurdular.

Mim Savaşları ilham verici bir fikrî kolaj. Hetorojen katılımlı Gezi hareketinin içinde de aynı yerlerden yola çıkan, aynı soruları sorup aynı açmazları yaşayan bir damar var. Zihin açıcı olabilir.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova