ISBN13 978-975-342-439-4
13x19,5 cm, 160 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Roni Margulies, Sunuş, "İkincil Değil, Temel Bir Talep: Cinsel Baskıdan Arınmış Bir Dünya", s. 9-13

Tahminimce, Antikapitalist Hareket İçin Kılavuzlar dizisini?* izleyenler arasında bu kitabı görünce "Bu konunun anti kapitalist hareketle ne ilişkisi var?" tepkisini gösterenlerin sayısı az olmayacak.

Tahminimin nedeni şu. Herhangi bir nedenle ezilen, hem kurumsal ve resmi, hem toplumsal ve genel baskıya maruz kalan bir insan grubunun, söz konusu durumda cinsel eğilimleri nedeniyle ezilen ve baskı altında kalan insanların, mücadeleleri ve talepleri karşısında sosyalistlerin özellikle duyarlı olması beklenir, değil mi? On, on beş yıl kadar önceydi, üyesi olduğum örgütün gazetesinde eşcinselliğin tarihi ve eşcinsellerin mücadelesi hakkında bir sayfa hazırladık. Biraz da gurur duyduk bundan, Türkiye solunun yayınlarında sık rastlanan bir sayfa değildi çünkü. Neden sonra, büyük taşra illerinden birindeki arkadaşlarımızın gazetenin o sayısını o sayfayı yırtarak sattıklarını öğrendik! Sert bir tartışma yaşamaya gerek kalmadı, çünkü arada o arkadaşlar bizden ayrılmışlardı zaten; bu konuyla ilgili anlaşmazlığımız nedeniyle değil, ama bu konuyla ilişkisiz olmayan, bir bütünlük oluşturan bir dizi anlaşmazlık nedeniyle. Onlarla ayrılmayıp hâlâ aramızda bulunan arkadaşlardan öğrendiğime göre, "İşçiler bu konuyla ilgilenmezler, bu konunun tartışılmasına iyi gözle bakmazlar" diye düşündükleri için yırtmışlar sayfaları.

Bu anlayış, işçilerin insan değil de, başka tür bir yaratık, örneğin lise biyoloji derslerinden hatırladığım amip veya terliksi gibi tek hücreli olup cinsel ilişkide bulunmadan üreyen bir yaratık türü oldukları düşüncesinden kaynaklanmıyordu elbet. Siyasi bir anlayıştan, "sosyalizm" olduğu zannedilen bir anlayıştan kaynaklanıyordu.

Bu dizide bu kitabın yayınlanmasına şaşıranlar olacağını tahmin ettiğim gibi, sosyalislerin cinsel baskıyı ciddiye almalarını bekliyor olmama şaşıranlar da olacağını biliyorum. Birinciler değil ama, heyhat, ikinciler şaşırmakta haklı. İnsanlığın özgürlük mücadelesinin eşcinsellikle, cinsel özgürlükle ilgili sayfalarını yazmamak, yazılınca da okumamak, yırtmak, yukarıda sözünü ettiğim arkadaşlarıma özgü bir körlük değil. Dahası, Türkiye soluna bile özgü değil.

Eşcinsel hareketin 1960'larda radikal, militan, kitlesel bir hareket olarak ortaya çıkmasından, 1969 Haziranı'nda New York'ta Stonewall barının polis tarafından basılması üzerine eşcinsellerin birkaç saat güvenlik güçleriyle çatışmasından sonra, bu olayın Batı dünyasının her yanında eşcinselleri harekete geçirmesi, yüzlerce, binlerce eşcinsel örgütü doğurması ve cinsel özgürlüğü toplumsal değişim gündeminin maddelerinden biri haline getirmesi karşısında, geleneksel solun, Komünist ve sosyal demokrat partilerin tavrı tümüyle olumsuz oldu.

Oysa, hiç olmazsa, bu hareket karşısında egemen sınıfların tavrına bakıp uyanmaları gerekirdi. Eşcinseller Rusya'da ve Orta Doğu'nun birçok ülkesinde ölüm cezasına çarptırılabiliyor, pek çok ülkede "tedavi" altına alınıyor, Küba ve Mozambik'ten sınırdışı ediliyor, kamuoyunun ve yasaların bu konuda belki de en hoşgörülü olduğu ülke olan İngiltere'de bile işten atılıyor, kamu görevlerinden istifa etmek zorunda kalıyor ve bir dizi ayırımcı uygulama altında yaşıyordu. Hareketin Türkiye'de canlanması biraz daha geç oldu, ama burada da egemen sınıfın tepkisi aynıydı. Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu'na 1985 yılında eklenen bir madde polise "davranışları ahlaki değerlere ve toplum geleneklerine uymayan" kişilere karşı polise yeni yetkiler tanırken, dönemin İçişleri Bakanı ve daha sonra Başbakanlık yapacak olan Yıldırım Akbulut şöyle diyordu: "Yeni kanun bizlere homoseksüellik şüphesi olan kişileri 24 saat gözaltında tutma yetkisi veriyor... Homoseksüelliğin anti-sosyal eğilimlerden biri olmadığına inanmıyoruz. Böyle sapık düşünceleri ve eğilimleri olan kişilere karşı katı olmalıyız. Bu tür insanların sayısı her geçen gün artmakta... Bu yüzden biz, her yerde, özellikle büyük şehirlerde bu insanlara karşı kanunlar çıkaracağız."

Yıldırım Akbulut'un karşı olduğu her şeye olumlu bir gözle yaklaşmak sosyalistler için şaşmaz bir kıstas değil kuşkusuz, ama çok yanıltıcı olabileceğini de sanmıyorum. Üstelik, Akbulut'la birlikte, Latin Amerika'dan Orta Doğu'ya, İngiltere ve Amerika'dan Küba, Mozambik ve Rusya'ya kadar tüm devletler ve resmi ideolojiler eşcinsellik hakkında benzer bir yaklaşımı benimsiyor ve tüm yasalar eşcinselliğe karşı benzer baskıcı hükümler uyguluyorsa, düzen karşıtı partilerin, örgütlerin, bireylerin durup bir düşünmesi gerekirdi.

Oysa, geleneksel solun hemen tümü, 1968-69 öncesinde olduğu gibi, sonrasında da, sadece eşcinselliği değil, anne baba ve ortalama 1,7 çocuktan oluşan geleneksel aile yapısı dışındaki her türlü cinsel ilişkiyi, her türlü cinsel eğilim ve tercihi "ahlaksızlık", "sapıklık", "anormallik" ve "hastalık" olarak görmeye devam etti. Ve bunu yaparken, müthiş bir ahlakçılık sergiledi; sanki ahlak egemen ideolojinin bir parçası değilmiş, egemen sınıfın tüm değerlerini reddederken ahlak anlayışını kabullenmek gerekirmiş gibi. Karl Marx "Her toplumda egemen olan fikirler egemen sınıfın fikirleridir" dememiş gibi.

Cinsel baskı ve ayrımcılık, her yerde her zaman geçerli soyut bir "ahlak"tan kaynaklanmıyor. Kişi olarak kapitalistlerin ahlakçılığı ile de ilişkili değil. Kapitalizmin cinsel çeşitliliği dışlamasının, toplumsal, ideolojik ve yasal baskılarla ezmesinin, sınırlamaya çalışmasının maddi nedenleri var. Kadınların ezilmesi gibi, cinsel baskı da, aile kurumunun kapitalizm için temel öneminden kaynaklanıyor. Bir sonraki işçi kuşağını en ucuz şekilde üretmenin, egemen ideolojiyi her kuşak yeniden üretmenin, mülkiyet ve miras ilişkilerini sürekli kılmanın temel aracı olan aileyi tehdit eden her şey bizzat kapitalist sistemin kendisi için bir tehdit oluşturuyor.

Sosyalistlerin bunu ısrarla görmemesi, üç paragraf yukarıda kullandığım dört kelimeden kaynaklanıyordu: "Küba, Mozambik ve Rusya". "Sosyalist" Doğu Bloku ülkelerinde ve başarılı ulusal, anti emperyalist mücadeleler vermiş "sosyalist" ülkelerde eşcinsellere karşı uygulanan baskı çok zaman Batı ülkelerinden de daha acımasız olduğuna göre, aile Sovyetler Birliği'nde de Amerika'daki kadar "kutsal" bir kurum olduğuna göre, bu ülkeleri sosyalist olarak niteleyenler için eşcinselliğin sapıklık olduğundan kuşku yoktu. Oysa, on çocuk doğuran kadınlara madalyalar verilen Stalinist Rusya'da, cinsel çeşitliliğe de izin verilmemesi doğaldı; Amerika'da olduğu kadar doğaldı ve aynı maddi temelden kaynaklanıyordu.

Sovyetler Birliği, Küba veya Çin'de işçi sınıfına karşı uygulanan baskıyı bile sorgulamayan, meşru ve haklı gören bir "sosyalist", eşcinsellere yapılanları elbette sorgulamayacaktı. Hâlâ bugün Türkiye'de "ulusal değerler" adına mevcut toplumun belki de en geri değerlerini "sosyalizm" kisvesi altında savunan anlayışlar da, cinsel özgürlüğe karşı olmayı sürdürecekler kuşkusuz.

Ama bu anlayışlar, daha pek çok anlayış gibi, "sol" milliyetçilik gibi, örgüt çıkarlarını her şeyin önünde gören sekterlik gibi, birkaç yıldır tüm dünyada yükselen anti kapitalist hareket tarafında sollanıp geçilmeye mahkûm. Antikapitalist hareketin temel bir özelliği, yeni bir kuşağın –hem genç olması hem de siyasete yeni atılması anlamında yeni bir kuşağın– hareketi olması ve bu kuşağın tarih sahnesine Stalinizmin çöküşünden sonra çıkmış olması. Bu kuşak omuzunda Stalinist bürokrasinin ağır elini hissetmiyor. Tüm özgürlükleri talep ediyor, tüm ezilenleri arasına alıyor. Londra'da 2003 yılı içinde Irak savaşına ve işgale karşı en küçüğü 250.000, en büyüğü iki milyon kişilik altı tane gösteri düzenleyen Stop the War Coalition sözcülerinden Lindsey German "Her ırktan, her dinsel inançtan, her cinsel eğilimden, hepimiz" diye tanımlıyor göstericileri. Kasım ayında Paris'te Avrupa Sosyal Forumu'nun bir dizi panel ve seminerinde cinsel özgürlüğün her yönü tartışılıyor, Forum'a cinsel özgürlük mücadelesinin her alanından örgütler, kampanyalar, hareketler katılıyor. Avrupa'nın dört bir yanından her tür toplumsal muhalefet hareketi tartışmalarda yer alırken, cinsel özgürlük hareketlerinin de katılımını herkes doğal ve önemli buluyor. "Başka bir dünya mümkün" genel sloganı altında, "Nasıl bir dünya?" sorusu tartışılırken, "ikincil" değil, temel bir talep olarak cinsel baskıdan arınmış bir dünya özlediğimizden kimsenin kuşkusu yok.

Kuşkum yok, 1968'de olduğu gibi, bu büyük hareket de kapitalizmin ezdiği, güdükleştirdiği, kısıtladığı tüm insanları mücadelenin içine çekmeye, hareketlendirmeye devam edecek, daha örgütlü olmaya, diğer hareketlerle birlikte davranmaya özendirecek. Ve yine 1968'deki gibi, hep birlikte özgürleştireceğimiz alanlardan biri de bu kitabın konusu olan alan olacak.

* Kitabın ilk baskısı bu dizide yer almıştı. -y.n.

 


Kişisel Veri Politikası
Aydınlatma Metni
Üye Aydınlatma Metni
Çerez Politikası


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2022. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova









İnternet sitemizi kullanırken deneyiminizi iyileştirmek için çerezlerden faydalanmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
X