ISBN13 978-975-342-330-4
13X19,5 cm, 212 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Berat Günçıkan, “Kadının gizli diliyle tanışın...”, Cumhuriyet Dergi, 9 Aralık 2001

"... O kadar bezgin ki su, gene de ardında bıraktığı köpüklü salya parlıyor. İştahlı bir dil gibi, upuzun bir dil gibi. Çünkü yutmadan önce yalıyor... Çevresini saran dalgalar büyük; onlardan birinin içine kolayca sığıp kıvrılabilirim!

İşte tümü burada... Güzeller ve lanetliler, geceleyin sevecenliği gelenler, çöplük turnaları, yüzü yaralılar, ciciği bereliler, şekli bozulmuşlar, rahmi alınmışlar...

Bu dili ya ben koparırım, ya onlar."

Gizliliğin esas olduğu bir dilin, yani argo sözlüğünün girişinde, derdini bu sözlerle anlatıyor Gazeteci Filiz Bingölçe. Kadın Argosu Sözlüğü kadınların, kendi ürettikleri ya da erkeklerle ortak kullandıkları argonun örneklerini veriyor. Kelime, Fransızca kökenli. Onu toplumlardaki geçerli dillerden ayıran; içe dönük yaşanması, toplumdan kendini ayırmak ya da toplumdan korunmak isteyenlerce kullanılması. Yolu küfürle de birleşiyor, çünkü aidiyet alanlarının sınırlarını çizdiği gibi, alt kültürün derdini, öfkesini, alayını aktarıyor. İlk ortaya çıkışı, 16. yüzyıl. Bu yüzyıldan itibaren Avrupa ülkelerinde kullanılmış, ancak tanımını bir yüzyıl sonra, yani 17. yüzyılda Fransa'da "Hırsızlar Birliği" olarak almış. Argoda kelimeler ve deyimler, mevcut dille oynanarak, somutları soyuta çevrilerek (fırça yemek/ azar işitmek) de kuruluyor...

Bingölçe'nin kitabı ise, bu dilin kadınlar arasındaki kullanımına dair. Hemşire, hasta bakıcı, işçi, öğrenci, gazeteci, memur, kuaför, ağdacı, yani yazarının anlatımıyla "temiz aile" kadınları... Çeşitli mesleklerden iki bin beş yüzü aşkın kadınla görüşen Bingölçe, argoyu, bir başka argo sözlüğü hazırlayıcısı Hulki Aktunç'un sözleriyle tanımlıyor: Argo en mazlum olduğu anda en saldırgan olabilendir. Yazarın eksik bıraktığını söylediği alanlar da var, örneğin hapishane ve genelevlerdeki kadınlarla temasa ya geçilmedi ya da yeterince görüşülmedi. Kırsal alanın söyleyişlerine ise hiç girilmedi.

Biz de Kadın Argosu Sözlüğü'nden yola çıktık ve argo kullanan kadınlarla konuştuk:

Müjde Ar (Sinema oyuncusu): Ben daha çok küfürbaz sınıfına giriyorum. Argo kullanmıyorum, o çok ayrı bir kültür. Küfrü ise bazen başım çok sıkıştığında, bazen de espri olarak kullanıyorum. Çoğu kez, kendi kendime de küfrederim. İzmir Fuarı'nda sahneye çıktığım zamanlarda gazeteciler de küfürlerimden payını almıştı. Çünkü "Türk parasına bastı, ayağında kıl vardı" gibi abuk sabuk şeyler yazarlardı. Küfür, kendimi bildim bileli dilimde var. Biz İtalyan ailesi gibiydik, teyzem gelir anneme "kahpe" diye bağırırdı, annem kızdığında bizlere "Piçler" derdi, "sizi Çocuk Esirgeme Kurumu'na vereceğim". Bense daha çok, "hödük" ve "hıyar"ı kullanıyorum, bazen de Almanca "scheisse" diyorum. Son zamanlarda siyasetçiler için kullandığım bir söz var; "Süpürgeye s...., etrafa saçtı". Abuk sabuk durumlar için "dallama"yı, hoşlanmadığım erkekler ve olumsuzluklar içinse "korku filmi"ni söylüyorum. Ancak son altı-yedi yıldır dilime çok özen gösteriyorum, çünkü Mehtap'ın oğlu ile yaşıyorum. Birkaç kez ağzımdan kaçırdım ve yeğenim bana ceza verdi, yani beni terbiye etti.

Yıldız Tilbe (Şarkıcı): Argonun ille de bir kelime ya da cümle olması gerekmiyor, bir ifade de argo olabilir. Pek çok argo kelime de Türkçeye yerleşmiştir. "Yahu" bile argo bir kelimedir. Ben özgür büyüdüm, ailem herkes kadar argo konuşuyordu, ben de herkes kadar konuşuyorum. En sık kullandığım sözcük "Hadi ya..."

Necef Uğurlu (Oyun yazarı): Kadınların argo kullanmadığı bir ortamda yetiştim. Bu yüzden de kendi argomu oluşturdum, kendim icatlar yaptım. Örneğin, kadınları gezdirenlere, onlar için para harcayanlara "seyis", o bu işle meşgulken o kadınla birlikte olanlara da jokey diyorum. Cinsellik dillerine vurmuş zamparaları "orta yaş fiyaskoları", genç, yakışıklı ve seksapeli önde gelen erkekleri, yani çıtırları "pipilati" diye isimlendiriyorum. Tarkan bu erkeklere bir örnektir. 60-70 yaşlarındaki erkekleri ikiye ayırıyorum; bir kısmına "bypass mafyası" diyorum ki, onlar pek iştahlıdırlar, öbürleri yani "prostat mafyası" daha sakin olurlar. Saçları boyalı erkekler -ki toplumda geniş bir yer tutarlar- için "ak yok bey", 50 yaşının üzerinde, toplumda saygın bir yeri olan gizli gay'lere "papyonlu hanımefendi", yine elli yaşın üzerinde, göğüs kıllarını boyayan erkeklere - bu erkekler boya tenlerine de geçtiği için Kıbrıs haritası gibi görünen göğüsleriyle yazın meydana çıkarlar- "Kıbrıs Haritası Grubu" adını veriyorum.

Meral Okay (Tiyatro oyuncusu): Kullanıyorum, herhalde. Küfreden bir insan değilim, derdimi anlatamadığım, gündelik dilimin tükendiği anlarda, öfkeliyken, bazen de gırgır durumlarda argoyu kullanıyorum. Aslında, hangisi argo, hangisi değil, birbirine karışıyor. Argo tek başına kullanabileceğiniz bir şey değil, iletişim kurabilmeniz için karşı tarafın da bu dili bilmesi gerekiyor. Dili maharetli kullanan bir kadın olduğumu sanıyorum. Daha çok erkeklerle konuşuyorum, argo kullanan kadın sayısının çok fazla olduğunu düşünmüyorum. Çünkü argo sokakta, çatışmanın içinde üretilen bir dil, oysa kadın üretimin içinde değil. Argoyu biliyorsa da yanındaki erkekten duymuştur. Ben çok derli toplu bir ailede büyüdüm. Argoyu lisede, üniversitede, daha çok da sokakta öğrendim, bağımsız dilimi oluşturmaya başladım.

Leyla Tavşanoğlu (Gazeteci): Argo kullanmayı severim. Çocukluğumdan bu yana da kullanıyorum. Babam, beni karşısına alıp küfür öğretirdi ama ben ona karşı kullanınca çok kızardı. Annem, ciddi bir burjuva ailesinden olduğu için küfretmemi onaylamazdı. Ben kendimi rahat ifade ederdim ve annem "Seni yanlış doğurmuşum" derdi, "sen oğlan olmalıymışsın". Ablamla aramızda ise kuş dili konuşurduk. Kendi ürettiğim bir argo pek yok, sevdiğim erkek arkadaşlarıma "horozun oğlu" derim. Tepki almadım, tarzımı sanırım herkes kabul etti, üstelik bana küfrettirmek için uğraşırlar, eğer beceremiyorlarsa hasta olduğumu düşünürler. Argoyu, gizli bir şey söylemek istediğim , sözcüklerin uçuşmasını istediğim zamanlarda kullanıyorum. Çok tepem attığı zamanlarda ise küfre kayıyorum, "dümbük", "geçmişi kınalı", "ölüsü kandilli" sıklıkla ağzımdan dökülen sözler. Kadın argosunun varlığının farkındayım, bir kadın tuvalete gideceği zaman "papatya toplamaya gidiyorum", ağda yaptıracağı zaman "çektireceğim", saç boyatacağı zaman da "boya-badanaya gidiyorum" der... Ben, işim çok ters gitmişse küfrederim. İş sırasında ağzımdan kaçtığı da oldu. Bir röportajda, teyp takılınca "içine s....." dedim, ama çok utandım. Özel yaşantımda da argoyu kullanıyorum, kocam da arkadaşlarım da buna alıştı.

Ramize Erer (karikatürist): Günlük yaşamda çok fazla argo kullanmıyorum, belki herkesin kullandığı kadar... Karikatürlerimde yapmaya çalıştığım, dilimizde olanı çizgiye geçirmek. Gazetede daha dikkatli olmak, okuyucu tepkisini dikkate almak zorundasınız. Bazen espriler sert kaçabiliyor, sizden daha hanım hanımcık şeyler bekliyorlar. Orta yaşın üstündeki insanlar daha tutucu, hayata bakışları, karikatüre bakışlarına da yansıyor. Bazen kaçırdığımı hissediyorum, tepki almasam da bunu hissedip yakalayabiliyorum.

Dergilerde ise hareket alanı daha geniş, daha çok küfür kullanabiliyorsunuz. Espri yaparken kadını aşağılayacak bir şey yapmak istemiyorum, buna özen gösteriyorum. Günlük dilimde kendimi rahat hissettiğim insanların yanında argo kullanabiliyorum, en sıklıkla "herif" diyorum. Kadınlar kendilerini çok rahat ifade ediyor, çok rahat argo kullanıyor, hiç sınırlandırmadan bir şeyleri anlatabiliyor, her şeyi isimleriyle söyleyebiliyorlar. Ben birkaç kadın arkadaşımın yanında rahatım, diğerlerinin yanında tutuklaşıyorum.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova