ISBN13 978-975-342-283-3
13x19,5 cm, 208 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Giriş, s. 7-10

1966'dan itibaren ABD, Japonya ve Batı Avrupa'da gelişen öğrenci hareketleriyle birlikte sanayileşmiş ülkelerde devrimci şiddet yeniden ortaya çıkar. Protestolar kendini kitle gösterileri, fabrika işgalleri ve sokak çatışmaları şeklinde gösterir. Önce Amerikan, ardından Alman öğrenci hareketlerinin içinde en baştan beri kültürel sistemdeki yeni bir boyut –sanayi toplumunun ve bütün tahakküm biçimlerinin radikal olarak sorgulanması– bulunsa da, protestoların aldığı biçim, tarihsel bir devrim modelinin hâlâ varlığını sürdürdüğünün kanıtı olmuştur.

Öğrenci hareketlerinin ardından kendini gösteren gerilla gruplarıysa 19. yüzyıl sonu anarşistlerini çağrıştıran pratikleriyle tüm "geleneksel" devrimci şemaları bir kenara itmişlerdir. Böylece metropol ülkelerdeki "toplumsal barış"ın kırılganlığını gözler önüne serip, mevcut siyasal oyunu altüst ederler. Medya, kamuoyu ve hükümetler, belli anlarda, geri kalan tüm siyasal ve toplumsal sorunları arka plana itip bu olguyu gündemlerinin birinci maddesi yapmak durumunda kalmışlardır.

Konuyla ilgili olarak çeşitli niteliklerde çok sayıda metin kaleme alınmıştır. Ancak bu metinlerin neredeyse hepsi, tüm bu hareketleri bir bütün gibi ele almakla, onlara basitçe göz atmakla yetinip, terimin ne anlamda kullanıldığını bile tartışmadan tümünü "terörizm" gibi muğlak bir terimle değerlendirmekte mutabıktırlar. Bu metinler sıklıkla, olayların arkasında kimi zaman Batılı, kimi zaman Doğulu gizli servislerin, hatta kimi sağcı partilerin; veya Batılı değerlerin krizine bağlı olarak "gençlik krizi"nin parmağını aramışlardır. İçlerinden bazıları silahlı mücadele gruplarının ortaya çıkışını toplumsal hareketlerin düşmesine ya da zayıflamasına bağlamıştır.(1) Bu başlangıç varsayımları çoğu durumda veri seçimini yönlendiren bir perde işlevi görmüş, veriler başlangıç önermelerini doğrulayacak biçimde yorumlanmıştır.

Üstelik, kullanılan malzemeler nadir olarak birinci eldendir. Silahlı mücadele gruplarının teorik görüşlerini tahlil ederken, onların metinlerine değil de bu metinler üzerine yapılmış yorumlara başvurulur. Basının ve resmi kayıtların eksiksiz ve titiz bir biçimde taranmasının yerini gerilla örgütlerinin tarihlerini aktarma iddiasındaki bazı kitap ve makalelerin okunması almıştır. Tek tek gruplar hakkında çok az derinlemesine çalışma yapılmıştır. Bunun yerine "terörizm", daha çok "liberal demokrasiler"deki patolojik bir tezahür olarak kabul edilmiştir. Bunlarda da anlamaya çalışmak yerine o şeytan kovma anlayışı söz konusudur.

Avrupalı silahlı mücadele grupları içerisinde, Avrupa radikal aşırı solunun bir kesimi ile bazı aydın ve sanatçılar nezdinde en fazla cazibe uyandırmış olanı RAF'tır. RAF, hakkında en çok konuşulmuş ve garip bir biçimde en az bilinen, bir diğer deyişle en fazla yakıştırmaya maruz kalmış gruptur. RAF geliştirilmiş ve tutarlı bir söyleme sahip olmasına rağmen, daha baştan onun hiçbir siyasi yönünün olmadığına hükmedilmiştir. Gruba hemen hemen her seferinde "Baader çetesi" ya da "Baader-Meinhof grubu" adlandırmaları uygun görülmüş, "RAF" ismi çoğunlukla kaale alınmamış ve çok ender olarak kullanılmıştır. Aksiyomatik dili iletişim diline cephe alan tehditkâr bir dil olarak gören Barthes Çağdaş Söylenler'de şöyle der: "(Haydutlar, asiler ya da adli suçlular) çetesi sözcüğü tek başına aksiyomatik bir dile örnek teşkil etmektedir.

Sözdağarcığının değersizleştirilmesi, burada savaş halini yoksaymaya, muhatap kavramını ortadan kaldırmaya yaramaktadır." "Kızıl Tugaylar" için "Curcio Çetesi", "Doğrudan Eylem" için de "Rouillan Çetesi" dendiği vâki değildir.

RAF militanları ilgi ve sempati uyandırmanın dışında, aynı zamanda, belki de diğer militanlara oranla daha büyük bir öfke ve ölümlerinden sonra bile kendini gösteren belli bir nefret uyandırmıştır. Bu, grubun Alman olmasıyla kuşkusuz ilintilidir. Zaten Almanya'yla ilgili herhangi bir konuda tepkiler, özellikle Fransa'da çeşitli duygusallıklarla yüklüdür. Bazılarına göre Alman kamuoyu onlardan bu kadar nefret ettiğine göre RAF militanları herhalde iyi insanlardır; hatta "tek iyi Alman" onlardır. Kimilerine göre de onlar kötüdür, şeytani karakterdedir; bunun nedeni de Alman olmalarıdır.

Bu çalışma, diğer önyargılarla aynı safta yer almamak için, tek bir belirleyici neden aramaktan ziyade ekonomik olarak gelişmiş ve demokratik kurumlara sahip bir ülkede, belirli bir anda bir silahlı mücadele grubunun nasıl oluşabildiğini göstermeye gayret edecektir. RAF nasıl bir zemine oturmaktadır? Alman öğrenci hareketiyle ve daha genel olarak 60'lı yılların dünya çapındaki protesto hareketiyle devamlılık içinde midir, yoksa onlardan kopmuş mudur? Federal Almanya'nın toplumsal, siyasal ve ekonomik ortamında böylesi bir pratiğin doğuşuna yol açan şey nedir?

Bu çalışma için 1968-1977 arasındaki Alman basınını(2) eksiksiz bir şekilde taradık, Jan-Carl Raspe, Andreas Baader, Ulrike Meinhof ve Gudrun Ensslin aleyhine açılan Stammheim Davası dosyasını titiz bir şekilde okuduk ve RAF militanları tarafından 1970-1984 arasında kaleme alınmış metinlerin tümünü inceledik. Grubun eski üyeleriyle, RAF' ın ilk militanlarının yakınlarıyla, avukatlarıyla ve sempatizanlarıyla yapılan görüşmeler de bu malzemeye eklendi.(3)

RAF'la ilintili olgu ve olayları bir arada tahlil ederek grubun ne gibi mekanizmalar yoluyla oluştuğunu ortaya çıkarabildik; onun ritmini, aşamalarını, gelişim süreci içindeki muhtemel aksamaları belirleyebildik; nihayet grubun sürekliliğini ya da yeniden üretimini sağlayan sürecin altını çizebildik.

İncelenen dönem 1968-1977 arasını, yaklaşık on yılı kapsıyor. Kuşkusuz, bir silahlı mücadele grubunu tahlil etmek için gereken temel süreçleri belirlemek açısından hayli uzun bir zaman aralığıdır bu. İncelememizde 2 Nisan 1968'in, RAF'ın birçok müstakbel militanının yollarının kesiştiği tarih olduğunu saptadık. Aynı kişilerin bir gerilla grubu halinde örgütlenmeleri ise bundan iki yıl sonradır. Ama militanların karşılaşmalarının altını çizmemiz ve onların dönüşümünü izleme kaygısı bizi bu tarihi seçmeye itmiştir. Çalışmamız, RAF'ın önde gelen üyelerinin hapishanede ölü bulunduğu Ekim 1977'de sona ermektedir.

Grup üyelerinin kimi özelliklerinin ve örnek teşkil eden kimi güzergâhların tahlili, öğrenci hareketi ile RAF arasında bir devamlılık olup olmadığını saptamakta yardımcı olacaktır. Her bir güzergâha özgü kopuşlar, grubun oluşumuna vesile olan her bir karşılaşma ve ilmek özel olarak değerlendirilmiştir. Bu güzergâhların tipolojisini çıkarmak, muhtemel militan dalgalarını birbirinden ayırmaya ve bir dalgadan diğerine geçişleri tahlil etmeye yardımcı olacaktır.

Devamlılık ve yeniden üretim mekanizmaları ise grubun yapılanması ile işleyişinin ve bunlara ek olarak legal aşırı sol ve diğer silahlı mücadele gruplarıyla ilişkilerinin incelenmesiyle aydınlatılacaktır. Bu yolla grup içinde yaşanan bölünme, bazı başka örgütlerle birleşme, hatta başkalarını bünyesinde eritme olguları da ortaya konacaktır.

Bu çalışmada RAF'ın yazılarına ve hedeflerine özel önem verdik. Grubun teorik görüşleri pratiğini aydınlatmakta mıdır yoksa bu görüşler, grup tarafından, kendisini önceden ya da sonradan meşrulaştırma amacıyla mı geliştirilmiştir? Bu görüşler yalnızca militanlar üzerinde mi etkili olmuştur, yoksa grup dışında birtakım yansımalara yol açmış mıdır? RAF'ın etik ufku nedir? "Mücadele etmek gerekir" önkabulü nereden doğmuştur? RAF ne gibi etkilenmelerle, referanslarla oluşmuştur?

Bu çalışmanın amaçlarından biri RAF'ın tekilliğini, kendisine atfedilen çeşitli amaçların hangilerini değiştirmiş, hangilerini aşmış olduğunu ortaya çıkarmaktır. "Tüm toplumsal hareketleri tanımlayan şu üç temel boyutun; yani kimlik, muhalefet ve bütünsellik ilkeleri"nin(4) RAF'ta ne halde olduklarını göreceğiz. Grup hangi toplumsal varlık adına konuşma iddiasındadır? Teorisinde proletarya ve kitlelerin yeri nedir? RAF hangi hasma karşı mücadele etmektedir? Grubun geleceğe yönelik bir toplum projesi var mıdır?

RAF'ın tarihi yeniden temellük etmeye mi çalıştığını, yoksa tarihin dışına çıkmaya mı kalkıştığını göreceğiz. Kümülatif zaman yerini fırsatlar zamanına bırakmıştır. Bu zaman da, iç/dış, çevre/merkez, zayıf noktalar/kuvvetli noktalar gibi ayrımları daha baştan belirlemeyi imkânsız kılan, karmaşık sınırlara sahip bir mekân kavramıyla ilintilidir. Berlin Almanya'nın merkezinde midir, yoksa çevresinde mi? Batı'da mıdır, Doğu'da mı? İşte RAF'ın stratejisi bu mekân-zaman'da faaliyete geçecektir.

Notlar


(1) Alain Touraine şöyle diyor: "Terörizm, askeri, hukuki ve ideolojik baskı karşısında toplumsal mücadele imkânsız olduğunda boy verir." (L'après socialisme, Grasset, s. 71.) Öte yandan M. Wieviorka da şu tespiti yapıyor: "Birçok ülkede, silahlı mücadele olgusu tam da bir toplumsal hareketin tarihsel olarak düşüşe geçtiği, başka hareketlerin ise ilk mücadelelerini vermeye başladıkları anda ortaya çıkar." (Sociologie du travail, sayı 28, Nisan 1986, s. 445.) Yukarı
(2) Bu amaçla iki günlük gazete, Frankfurter Rundschau ile Frankfurter Allgemeine Zeitung ve haftalık Der Spiegel ile aylık Konkret'in tüm sayıları tarandı. Springer grubuna ait Bild ile Süddeutsche Zeitung gibi günlük gazetelerle haftalık Stern dergisinden de yararlanıldı. Amerikan ve Fransız basınına ise bazı olaylarla ilgili olarak başvuruldu. Yukarı
(3) Bu görüşmeler 1982 ile 1984 arasında gerçekleştirildi. Yukarı
(4) Alain Touraine'e ait bu kavramlar, sözünü ettiğimiz "Toplumsal şiddet ve terörizm" adlı makalede M. Wieviorka tarafından kullanılmıştır. Yukarı

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova