13X19,5 cm, 232 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Bülent Somay, “Dilimizi sokan bal arısı”, Virgül, Sayı 6, Mart 1998

Şuursuz bir protoplazma yığınından "insan" olmaya geçişteki en önemli adımlardan biri dil öğrenmektir kuşkusuz. Günümüz insanı "dil"i hazır bulur gözlerini açtığında; öğrenmesi, ezberlemesi gereken bir dizi kural yığını gibidir dil. Dil de her canlı varlık gibi değişir, gelişir; ancak "canlı" teşbihi, bir hayvana yapılan bir benzetmeden ziyade, dev bir bitkiye yapılan benzetme gibidir: Çok ağır hareket eder dil, yavaş yavaş güneşe döner, yılda, onyılda birkaç santim hesabıyla köklerini yayar. O yüzden de, kısa ömürlü, dikkatleri çabuk dağılan insanlar nasıl bitkilerin hareket etmediğini sanırlarsa, dilin de cansız, hareketsiz olduğunu sanırlar.

Bitki teşbihini biraz daha ilerletelim: Dil, bir hayvan gibi kendini savunamaz; bir bitki gibi hantal, ama bir bitki kadar da dayanıklıdır. Dalını, gövdesini baltayla keser, köküne kezzap dökerseniz, kendini savunmaya kalkmaz, size pençe ya da boynuz atmaya çalışmaz; ama bir kenarda canlı bir kökü bile kalsa, o kökten kendini yeniden üretir, yaşamaya devam eder.

Bu tür hunharca saldırılara uğrayan dilleri öğrenmek kolay değildir. Eski kurallar tamamen ölmemiş, yeni kurallar tamamen yerleşmemiştir. Bu arada o dilin dışındaki diller, dışarıdaki dünya yaşamaya, gelişmeye devam ettiği için, bir sürü yeni kavram ortaya çıkar. Kurallarından bir türlü emin olamayan dil, bu gelişmelere cevap veremez, o kavramları ortaya çıktığı biçimiyle alır, içermeye çalışır.

Burada Türkçenin hikâyesini anlatmaya çalıştığımı söylemeye gerek yok: Devrim küstahtır, küstah olmaya da hakkı vardır. Fransız Devrimi kendisine yeni bir takvim yaratmaya çalıştı; kendisini yepyeni bir başlangıç olarak görmek istiyordu çünkü. O takvim uzun ömürlü olamadı; tarihin küstahlığa tahammülü yoktur: "Germinal"in hangi ay olduğunu hatırlayanınız var mı? Birçok başka devrim, takvimden dile kadar her şeyi kendi suretinde değiştirmeye çalıştı: Tarihi kendisiyle başlatmak ister devrim. Bu çabaya itiraz etmek mümkün değil, ama başarılı olanı da görülmedi bugüne dek.

Kemalist "devrim" de, kendisini bir milat olarak yerleştirmeye çalıştı tarihe; yeni bir dil yaratmak istedi. Eski dili biraz tahrip etti, yeni dil için bazı öncüller getirdi. Ama o "devrim"in benzini bitince, dil de ortalık yerde kaldı. Yarı soyunuk, yarı giyinik. Zaman zaman ayıp yerleri görünür halde. Dünyada yeni kavramlar çıktı, "yeni" dilin bunları karşılamaya nefesi yetmedi, aynen devralındı o kavramlar. Eski dil zaten yabancıydı "televizyon"a, "otomobil"e, "radar"a, "rock"a ve "café"ye.

Sonunda geldiğimiz yerde, hâlâ terkedilememiş Arapça ve Farsça kelimeler, kimi "uymuş" ama kimi de uymamış "yeni" sözcükler, Fransızca ve İngilizceden devralınmış, ama nasıl yazılacağı ve nasıl okunacağına dair bir fikir birliğine varılamamış kelimelerden oluşan bir dil kaldı elimizde. Dilin kaynakları farklı farklı olduğu için, gramer ve telaffuz konusunda tek bir otorite de yoktu. Otorite sevdamdan söylemiyorum bunu: Keşke bir otorite olsaydı da onunla tartışarak, isyan ederek, isyanın yetmediği yerde boyun eğerek kendi gündelik ve yazınsal dillerimizi yaratabilseydik. Ama elimizde karmaşa var şimdi yalnızca.

Şiar Yalçın bu otorite boşluğunda, pek de hevesli olmadan, yalnızca son zamanlarda medyanın da başıboş ve şuursuz katkılarıyla iyice alıp yürümüş olan bu kargaşa tahammül sınırlarını aştığı için, "tek kişilik bir akademi" olma angaryasını üstlenen bir yazar. Onun dili doğru kullanma uyarıları birkaç yıldır sistemli bir biçimde sürüyor -medyanın yarattığı kaosu gene medya içinden geri çevirmeye çalışıyor. Onun bu gayretini sınırlı ölçüde paylaşan bir de Hakkı Devrim var "Dil Yâresi" köşesinde. Ama Şiar Yalçın hem daha uzun süredir yapıyor bu işi, hem de daha kapsamlı bir biçimde.

Yalçın, hem Türkçeye en çok kelime ödünç veren iki Avrupa dilini (İngilizce ve Fransızca) iyi bildiği, bu dillerden çeviriler yaptığı ve gramerlerine vakıf olduğu için, hem de yazılışı ve okunuşuyla "Eski Türkçe"yi, bu dilin kavramlarının etimolojisini iyi bildiği için, bu angaryayı yıllardır layıkıyla üstlenmeyi becerdi. Onun uyarılarına katılırsınız, katılmazsınız; ben yaklaşık yüzde yetmişine katılıyorum. Önemli olan katılmak ya da katılmamak değil zaten: Düşünmek. Demokles yazarken, dahi anlamındaki "de"leri bitişik yazıp "de" anlamındaki "dahi"leri "dâhi" diye okurken, "Eski Türkçe"den yaptığımız alıntıları keyfimizce yazıp, keyfimizce okurken, arada bir Şiar Yalçın'a danışmakta fayda var.

Yalçın'ın çabası, Türkçeyi içine düştüğü kaostan kurtarmakta yeterli olamaz tabii ki. Ama artık güvenebileceğimiz bir otorite de kalmadığı için, kişilerin çabalarından başkaca bir umudumuz yokmuş gibi görünüyor. Eğer bir gün bu ülkenin aydınları içinde bulunduğumuz dil karmaşasının ciddiyetini gerçekten farkeder ve devletten bağımsız, kendi inisiyatifleriyle bir "Dil Kurultayı" toplamaya kalkışırlarsa, bu kurultayın başkanlığına, ya da en azından fahri başkanlığına adayım şimdiden bellidir.

 


Kişisel Veri Politikası
Aydınlatma Metni
Üye Aydınlatma Metni
Çerez Politikası


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2022. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova









İnternet sitemizi kullanırken deneyiminizi iyileştirmek için çerezlerden faydalanmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
X