13X19,5 cm, 232 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

"Tercih Etmek" ve "Yapmak", s. 14-18

Tercih Etmek

Televizyonda son günlerde sık sık izlediğimiz çocuk dergisi reklamındaki gibi, "çocukların en çok tercih ettiği dergi" demeyin, ya "çocukların tercih ettiği dergi" ya da "çocukların en çok beğendiği dergi" diyin. Çünkü tercih etmek iki veya ikiden çok şey arasında bir seçim yapmak, bunlardan bazılarını diğerlerinden üstün görmektir (bu bir beğeni, bir kanı, bir yargı olabilir). Bunun çoğu, azı olmaz. Eğer çocukların çoğunun bu dergiyi tercih ettiğini belirtmek istiyorsanız, o zaman da "bütün çocuklar veya çocukların büyük çoğunluğu falanca dergiyi tercih ediyorlar" diyin.

"Ayriyeten", "peşinen", "gün be gün", "kat be kat", "can ü gönülden", "envai çeşit" tâbirlerini kullanmayın; "ayrıca", "peşin olarak", "günden güne", "kat kat", "yürekten", "çeşit çeşit" veya "her türlü" diyin. Baştakilere Frenkçede "barbarizm" denir; halk dilinde sık sık kullanılmalarına rağmen gramer kurallarına veya yerleşmiş teamüllere aykırıdırlar. Bu kelime ve tâbirler niçin yanlıştır? Çünkü öteden beri câri olan bir kurala göre, Türkçe bir kelimenin yabancı kökenli bir ek alması veya yabancı bir kelimeyle bir terip oluşturması hoş karşılanmamış, dil uzmanları tarafından kınanmıştır. Hattâ Farsça ve Arapça kelime ve eklerin aynı tâbir içinde yer alması da caiz görülmemiştir. Bunun klasik örneği Abdülhak Hamid'in Makber mukaddimesinde kullandığı "nâkâfi" (yetersiz) kelimesinin Muallim Naci tarafından eleştirilmesi üzerine, "şair-i âzamın" buna cevap vermek için yazdığı bir kıtanın son dizesinde "Bugün ben yazdım, elbette yazar ahfâd nâkâfi" demiş olmasıdır! "Kâfi" Arapça bir kelime, "nâ" ise Farsça nefi edatı, yani olumsuzluk önekidir. Aynı şekilde, yukarda verdiğimiz örneklerde, "ayrı" Türkçe, "yeten" biraz tahrif edilmiş bir Arapça ek, "peşin" Farsça, "en" Arapça, "gün", "kat", "gönül" ve "çeşit" Türkçe, "be" edatı ve "can" Farsça, "enva" ("nevi"nin çoğulu) Arapçadır. (Üstelik "envai çeşit" abes bir tâbirdir çünkü "çeşitin çeşitleri" demektir!) Gerçi bu kurala, özellikle Arapça ve Farsça kelime ve eklerin birlikte kullanılmaması bakımından her zaman riayet edilmemiş, "nâkâfi" Hamit'ten önce pek kullanılmamış olmakla beraber (onun yerine "gayrı kâfi" denirdi), nâmahrem, nâtamam vs. gibi Farsça ek + Arapça kelime kullanılmıştır. Ama "püristler"ce bunlar da yanlış sayılmıştır. Buna karşılık, "nâmert", "nâbeca", vs., kelime de ek de Farsça olduğu için, doğrudur. Tabiî Hamid'in kehaneti tahakkuk etmemiş, ahfâd (torunlar) bugün "nâkâfi" demediği gibi, kerameti kendinden menkul dil zabıtasının şerrinden çekinerek artık kolay kolay kâfi bile diyememektedir!

"Restorant" demeyin, "restoran" veya "lokanta" diyin, ya da, Fransızca bildiğinizi göstermeye meraklı iseniz, bu kelimeyi aslına uygun olarak "restaurant" diye yazın, fakat sondaki "t"yi telâffuz etmeyin. Gerçi İngilizceye Fransızcadan geçen bu kelime İngilizcede bu dilin telâffuz kurallarına göre (varsa???) "restorant" diye okunur ama bizim dilimize öteden beri "restoran" diye girmiş ve hep o şekilde kullanılmıştır. "Restorant" söylenişini ben beş-on yıldır işitiyorum.

Gelibolu'daki son feci orman yangınıyla ilgili bir haberde dendiği gibi, "yangın alanında iş makineleriyle ağaçlar sökülerek yangının sirayeti önlenmeye çalışılmıştır" demeyin, "yangın alanındaki ağaçlar iş makineleriyle sökülerek..." diyin. Yoksa mantıkan değilse bile gramer bakımından iş makineleriyle ağaçların birlikte söküldüğü (!) gibi bir izlenim verebilirsiniz. Cümlelerinizi daima böyle iltibaslara (yanlış anlaşılmalara) yer bırakmayacak şekilde kurmaya çalışın.

Birçok gazetelerde ve radyo-televizyonlarda dendiği gibi, "falanca bugün mahkeme edilecek" veya "mahkemesi bugün yapılacak" demeyin, "muhakeme edilecek" veya "muhakemesi yapılacak" diyin. Tabiî bunun yerine, temel yasalarımıza değilse bile, konuşma ve yazı dilimize yerleşmiş olan "yargılanacak" fiilini de kullanabilirsiniz. Ama mahkeme isimdir ve muhakemeyi yapacak hakimleri ya da yeri (binayı) ifade eder, muhakeme (etmek) ise fiildir ve bu bakımdan "mahkeme etmek" kesinlikle yanlıştır.

Yapmak

Yakup Kadri, Gençlik ve Edebiyat Hatıraları'nda, bir yazısında "vazifesini yaptı" diye bir tâbir kullandığı için Süleyman Nazif'in kendisini bir ortaokul öğrencisi gibi payladığını ve "şu 'yapmak' fiili çıkalı birçok şey yıkıldı" diye kükrediğini nakleder.

Gerçekten de, "yapmak" yardımcı fiili son zamanlarda iyice kötüye kullanılmaya başlandı (yoksa "başladı" mı demek gerekir? Arka arkaya iki edilgen fiil olur mu? Ama "kullanılmaya başladı" da selikamıza pek uygun değil gibime geliyor. Gramercilerin düşüncelerini bekliyorum). İşte bazı yaygın örnekleri: konuşma yapmak, müzik yapmak, açıklama yapmak, hatâ yapmak, katkı yapmak, özveri yapmak, etki yapmak, hatırlatma yapmak, kesin dönüş yapmak ve "aşk yapmak"!

İsterseniz bunların üzerinde biraz duralım ve "yapmak" fiilinin yerine ne ikame edilebileceğini düşünelim.

Yakup Kadri'nin kullandığı "vazifesini yaptı" pek yanlış sayılamaz; hattâ bilmediğimiz bağlamı içinde en uygun şekil o olabilir. Ama acaba bir başka bağlam içinde, meselâ "polisin bunda bir kabahati yoktu; o sadece vazifesini yerine getirdi" demek kulağa "vazifesini yaptı"dan daha hoş gelmiyor mu?

Konuşma yapmak artık günlük dilimize iyice girip yerleşti; gazetelerde, radyo ve televizyonlarda hemen hemen her gün arz-ı endam ediyor. Eskiden böyle bir tâbir kullanılmazdı. Çünkü isim-fiil "konuşma" yerine "nutuk", "hitabe" gibi isimler kullanılır ve bunlar da yerine göre "nutuk vermek" veya biraz pejoratif anlamda "nutuk çekmek" ya da "hitabe irat etmek" gibi şekiller alırdı. Politikacı Taksim meydanında niçin "konuşmaz" da illâ "konuşma yapar"? O zaman tiyatro sanatçısı niçin sahnede veya futbolcu sahada "oynama yapmasın"??? Falanca konuşmasında şunu söyledi demek dururken, falanca yaptığı konuşmada şunu söyledi demenin ne âlemi var? Meselâ bir gazetede çıkan şu haberde: "Açılış töreninde yapılan konuşmalarda Rusya'da sanayiinin (sic.) yeni bir dönemine geçildiğine ... dikkat çekildi" yerine "Açılış töreninde konuşanlardan bazıları ... dikkati çektiler" denilse bu hem daha sade hem daha güzel bir ifade tarzı olmaz mı?

Müzik yapmak tâbirine gelince, bu semantik (anlambilim) bakımından da doğru değildir. Müzik yapan besteci miymiş, keman mı çalarmış, yoksa şarkı mı söylermiş?

Açıklama yaptı yerine, falanca şunları söyleyerek konuya açıklık getirdi demek; hatâ yapmak yerine hatâ etmek, hatâ işlemek şekillerini kullanmak; özveri (veya fedakârlık) yapmak yerine özveride (veya fedakârlıkta) bulunmak; keza katkı yapmak yerine katkıda bulunmak, etki yapmak yerine etkilemek, hatırlatma yapmak yerine sadece hatırlatmak ("okuyucularımıza şu hatırlatmayı yapalım ki" yerine "okuyucularımıza şunu hatırlatalım ki") demek daha isabetli olmaz mı? Ve nihayet işçilerimiz "yurda kesin dönüş yapmak" yerine güzel güzel "temelli olarak yurda dönemezler" mi?

Gelelim örneklerin en zevklisine, "aşk yapmaya"!!! Bizim gençliğimizde böyle bir tâbir yoktu. Ama Fransızcada "faire l'amour" ve İngilizcede "to make love" her zaman vardı (Shakespeare buna Othello'sunda daha da renkli bir karşılık bulmuş, İago'nun ağzından Othello ile Desdemona için "iki sırtlı hayvanı yapıyorlar" demiştir!) Ama biz niçin âhır ömründe şehvet düşkünlüğüne kapılarak "aşk şehvet, hüsn de şehvettir" diyen Abdülhak Hamid'e hak verircesine illâ "yapmaya" dayanan bir fiilin bu fiziksel ve hayvanî veçhesini vurgulayacak yerde, fiilin duygusal ve yaratıcı yönünü ön plana alan "sevişmek" kelimesini kullanmayalım? Dante İlahî Komedi'sinin o muhteşem son dizesinde "L'amor che muove il sole e l'altre stelle" (güneşi ve öteki yıldızları döndüren aşk) diyerek aşkın evrensel anlam ve misyonunu en veciz bir şekilde ifade etmemiş miydi? Aşk yapılmaz, aşk yapar. Gelin biz de "aşk yapmak" yerine "sevişelim" ve böylece hem yapmak fiilini tahtından indirelim, hem de Yahya Kemal'in Vuslat'ında terennüm ettiği gerçek aşkın o "hazzı tükenmez" saltanatını kuralım!

Bana bu yazıyı ilham etmiş olan sayın Dr. Bülent Aksoy'a teşekkür eder ve bir gün Ankara'ya "geliş yaparlarsa" (!) kendileriyle tanışmaktan ve görüşmekten mutluluk duyacağımı buradan duyurmak isterim.

 


Kişisel Veri Politikası
Aydınlatma Metni
Üye Aydınlatma Metni
Çerez Politikası


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2022. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova









İnternet sitemizi kullanırken deneyiminizi iyileştirmek için çerezlerden faydalanmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
X