ISBN13 978-605-316-444-9
13x19,5 cm, 80 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Leyla Yelken, "Yağmur Kuşları kitap incelemesi", esliksizdergi.com, 22 Nisan 2026

Bu yazıda Deniz Faruk Zeren’in Yağmur Kuşları adlı öykü kitabını inceleyeceğiz. Öncelikle kitabı okurken farklı duyguları yaşadık, daha uzun sürmesini istedik ve sonunda da hafif bir burukluk ve kitapta birçok zaman hissettiğimiz bitmemiş bir yolculuk hissini yaşadık. Kitap kısa olmasına ve pasajlardan oluşmasına rağmen hızlıca okunup bitirilecek bir kitap değil, yavaş ve özenli bir okuma gerektirdiğini, daha ilk öyküde kadının ve adamın vardiyadan geliş ve çıkışlarının tekrarlı yazımından anlıyoruz. Kitap yer alan eylemler tanıklık değil, paylaşım istiyor. Biz de karakterlerin eylemlerinin parçası olmaya, kendi yaşanmışlıklarımızla bağdaştırmaya çalışarak okuduk.

Kitabın başında belirtilen, karakterlerin üşüdüğü ve ıslandığı hissi öykülerde hissediliyor. Karakterlerin yalnız olduklarını, dünyaya karşı savunmasızlıklarını hissediyoruz. Buna rağmen karakterlerin bu soğuk, yalnız dünyaya karşı başkaldırısını da görüyoruz:

“Nemlenip kurtlanmış unu eledi, kurtçukları ayırıp topakları ufaladı, her bir un taneciğini sahiplendi, eleğini bir güzel çırpıp geri beline doladı.”

Bu öyküde karakterin her bir un taneciğini sahiplenişinden yaptığı işe yabancılaşmadığını, onu sahiplendiğini görüyoruz. Emeğimize, kendimize yabancılaşmamıza sebep olan bir dünyada yaptığı işi bu kadar sahiplenmek bir başkaldırıdır. Karakterler bunu farklı şekillerde yapacaklar.

Öykülerde karakterlerin isimlerinin anılmaması, ve her işi neredeyse birlikte yapmalarından, aralarındaki yoldaşlığı da hissediyoruz. Bir öyküde karakterler bir ovadan geçiyorlar, ovanın üzerine serili beyaz tülü darmadağın ederek karşıya geçiyorlar. Bu öyküyü okurken aklımıza ister istemez Denizler, Sinanlar geldi, onların yoldaşlığını hatırlayıp bir bağlantı kurduk. Dünyanın yalnızlığını, soğukluğunu hissettiğimiz kadar karakterlerin bir aradalığını da hissedebiliyoruz. Arkadaşları içecek diye suyun her damlasına sahip çıkıyor karakterler. Dünyaya karşı bir kabul ediş kadar birlikte durma hâli de sık sık görülüyor öykülerde. Bu yoldaşlık ve arkadaşlığı daha yoğun da hissedeceğiz kitabın ilerleyen kısımlarında.

Karakterlerin yaptıkları her işi sahiplenişlerini farklı yerlerde yeniden görüyoruz. Yaktıkları ateşi söndürdükten sonra üstünü yapraklarla süslemeleri, karakterlerin başkaldırısının farklı bir izini taşıyor. Sıradan bir iş, bittikten sonra normalde hemen terk edeceğimiz bir iş, karakter için kendileştirebileceği, güzelleştirebileceği bir alana dönüşüyor. Daha sonra sönen ateşin, toprak ve yaprakla birlikte onun arkasından konuştuğunu okuyoruz. Bu şekilde ölüm aşılıyor, nesnelerin ya da ögelerin cisimsel boyutlarına değil, ruhlarına açıkça şahit oluyoruz.

Kitaptaki Absürt Teması

Karakterler bazen iç dünyalarını dış dünyaya tercih ediyorlar. Bunu, kitabın genelinde var olan absürt temasına bağlayabiliriz. Dünya karakterlere birçok zaman iyi davranmayacak. Karakterlerin de birçok zaman bunu kabul ettiklerini, Camus’de gördüğümüz bir “absürtün kabul edilişini” okuyacağız. Karakterin düşüncelerini not ettiği bir defter var, bu defteri ondan alanlar, “Dışarıda daha iyileri var” deseler de karakter bu duruma karşı boynunu büküyor. Karakter eşyaya materyalist bir yerden bakmıyor, daha iyilerinin olması onu tatmin etmiyor. Yine de zaman zaman parayı karakterlerin iyiliğine tercih edenler oluyor. Kış ayında yazlık giysilerle gezen karakterlere, kışlıkları vermek için para isteyen birinin olması gibi. Ama o da “yılın ilk kar banyosuyla” cezalandırılıyor. Yani menfaatçilik yolunu kolayca bulamıyor, karşılaştığı sonuçlar oluyor.

Kitapta absürt teması var dedik. Dünyanın acımasız sessizliği ve kayıtsızlığı karşısında görünmez olduğumuz hisi. Bu hissi

“Avucunun içinde sigara. Ta derisinin altında. En zifir karanlıkta bile görünmez ateşi.”

Cümlelerinde de hissediyoruz. Ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın görünmeyen bir ateş, öykünün görünmezlik temasını işliyor. Çamların altında uyudukları bir gece, kıyafetlerinin içinden tırtıllar giriyor ve boyunlarında, yüzlerinde kızarıklıklar oluşuyor. Buna hem kendileri hem de tırtıllar gülüyor. Absürtü hissettiğimiz bir yer de burası. Çünkü sonrasında tırtılların yine de çırpılıp atıldıklarını okuyoruz ve bunların hepsi okuyucu için bir anda gelişiyor. Bütün eylemler, hem güzel hem kötü anlar, eşit öneme sahip. Birini diğerinden daha üst sıraya koyamıyoruz, dünyanın gözünde her şey eşit. Bu yüzden hikayenin tanrısal bakış açısını tam yerinde hissediyoruz, gerçekten de absürt bir dünyada bu gözle görüyoruz olayları.

Karakterlerin daha iyisine sahip olabilecekken kötüsüne kaldıkları durumlar var. Kışlıkların yerini bilen kişinin rüşvet istemesi, karakterler domuzların biriktirdiği suyu içerken biraz aşağıda temiz bir dere aktığını bilmemeleri gibi. Buna rağmen karakterler birçok öyküde gülüyorlar ya da mutlular. Buradan karakterlerin içlerinde bulundukları dünyaya başkaldırısını farklı şekillerde görüyoruz. Daha iyisi varken eskisini istemelerini, kötü koşullardan sonra bile mutlu olabilmelerini; onları anlık olarak aldatan ya da kötü koşullara iten dünyaya karşı başkaldırıları olarak ele alıyoruz. Dünya seninle alay ederken, bunu değiştiremeyeceksen, ona katılmayı tercih etmek; domuzların biriktirdiği suyu içerken domuzlara teşekkür etmek gibi. Kitap, biçim itibariyle de absürdü hissettiriyor. Kısa, tekrarlı cümleler, içinde bulunduğumuz dünyanın soğukluğunu hissettiriyor. Kitap bu anlamda okuyucuyu, karakterlerin içinde bulunduğu dünyaya çekme konusunda başarılı. Karakterlerin de absürde verdikleri tepkilerin aslında belki de hepimizin vermesi gereken tepkiler olduğunu söyleyebiliriz.

Bunlara karşılık tabii ki karakterlerimiz bir ideali temsil etmiyorlar, tekdüze değiller. Bir öyküde onlar hakkında yaptığımız çıkarımları diğer bir öyküde terk etmemiz gerekebiliyor. Bu da onları insanlaştırıyor. Bazen anın keyfini çıkardıklarını hissederken bir başka öyküde etraflarındaki güzelliklere aldırmadan aceleyle bir yamacı aştıklarını okuyoruz. Öyle ki uyurken bile zaman kaybetmiyorlar:

“Şimdi bir kovukta uyuyorlar. Dişlerini gıcırdatmak için bile zaman harcamadan.”

Bazense bu dünya acaba karakterlerimizi yenebiliyor mu diye düşünüyoruz, çünkü yeri geliyor, sabah olmuyor:

“Hamurun yanına kıvrılıp uyudu. Sabah olmadı ama.”

Ancak bu düşünceyi tekrardan güldüklerinde, ya da arkadaşlıkları pekiştiğinde terk ediyoruz. Karakterler her şeye rağmen gülebiliyor, mutlu olabiliyor, kendilerini yalnızlaştırmaya çalışan dünyayla arkadaşlıklarıyla başa çıkabiliyorlar.

Ancak bu arkadaşlıkları anlamında en beğendiğimiz, içimizi en çok ısıtan kısım, normalde neşesiz, kokusuz, suratsız görünen bir yere vardıklarında, “Günlerdir buraya varmak için mi yürüyoruz!” diyen karaktere, diğer karakterin “Arkadaşlar gelince görürsün, nasıl güzel görünecek o zaman buralar.” dediği öykü oldu. Bütün kitap boyunca karakterlerin arkadaşlıklarını, yoldaşlıklarını beğene beğene okumuştuk ama burada içimiz gitti. Dikenli, kıraç, sarp bir alanı arkadaşlıkları güzelleştirecek. Yolculuğun anlamını burada buluyoruz, yolculuğun o yolu yürüdüğün kişilerle güzel olduğunu burada hissediyoruz ve absürde karşı adeta kazanmış gibi hissediyoruz.

Yeri geliyor, dünya karakterlerimize gülmeye başlıyor. Bir öyküde karakter, başucunda çiçekler görüyor ve bunların dün burada olmadığını, ya da belki de onun fark etmediğini düşünüyor. Her iki durumda da ya dünya, ya da karakterin çevresine bakış açısı değişiyor, artık ya çiçek açıyor etrafı ya da o, onları görmesini biliyor. Kendilerine eziyet eden, pis su içirten, üşüten dünya belki de artık yüzlerine gülüyor. Anlaşılan Newroz sırasında oluyor bu. Çiçeği bu şekilde selamlıyor.

Hapishane ve Yolculuk Teması

“Üçüncü kat” ve “Tıraş” isimli öykülerde hapishane teması görüyoruz, bu da karakterlerin profillerini çeşitlendiriyor. Karakterin biri hareketsiz yatıyor, tabanları patlak, diğer bir karakterin ise zorla saçları kesiliyor. Belki de bir hapishane eylemi sırasında oluyor bu, çünkü bazıları kaşıklarla demirlere vuruyorlar. Bu şekilde kitapta bir yandan özgürlük, bir yandan mahkumluk temasını alıyoruz. Kimi karakterler yolculukta iken, kimi karakterler parmaklıklar arasında, ve dünya her birine farklı açılardan yaklaşıyor.

“Fren” isimli öykü de ayrıca ilgi çekici, çünkü burada karakter adı, soyadı, anne baba adı gibi bilgileri ezberlemeye çalışıyor. Kendimize dair en temel bilgilerimizi ezberlemeye çalışması, ya yeni bir kimliğe sahip olduğunu, ya da kendisine ne denli yabancılaştığını hissettiriyor. İçinde bulunduğu araç ani frenler yapıyor, o da kuşkuyla etrafına bakıyor, bu da kaçak olabileceğini düşündürüyor. Kitapta bir özgürlük teması var, ancak kazanılan bir özgürlük bu; ya fiziksel ya da felsefi olarak.

Yolculuk teması farklı şekillerde işlenmiş. Kimi karakter belki de kaçak bir şekilde bir arabada yolculuk ederken kimi karakter otobüs yolculuğu yapıyor. Ama işlerinin kolay olmadığı, bunların zorlu yolculuklar olduğu belli. Kimlik kontrolü yapan görevli dikkatle bir kimlikteki fotoğrafa, bir karaktere bakıyor, sanki gördüğü kişi aynı değilmiş gibi. Görevliler pek güvenilir insanlar da değiller, çünkü çantasını emaneten yazıhaneye bıraktıktan sonra karıştırılmış olduğunu fark ediyor. Daha sonra bir komüncünün sigara dağıttığını okuyoruz. Belki de yolculuğun anlamı buydu; yaşadıkları yerden kurtulmak için bir komüne sığındılar.

Son olarak nedense “Şşşşt” isimli öyküyü okurken aklımıza Suruç olayları geldi. Suruç olayları hakkında yazılmış, “Kobane Calling” isimli okuduğumuz çizgi romanı hatırladık, oradaki geceyi, sessiz kalınması gereken anları düşündük. Öykünün genel yolculuk, kaçış, özgürlük temasıyla bağdaştırdık.

Son öyküleri okurun okuma deneyiminin bozulmaması adına incelemeye katmıyoruz, ancak tatmin edici bir sonu var. Biraz açık kalmışlık hissediliyor ve bir burukluk bırakıyor ama güzel bir anlamda açıklık. Kısacası kitap, hem biçimiyle hem de karakterlerin tepkileri ve davranışlarıyla absürt duygusunu ve aslında onu hepimizin zaman zaman nasıl deneyimlediğini başarılı bir şekilde okuyucuya geçirebiliyor. Başta kitap keşke daha uzun olsaydı demiştik, ancak bu şekilde yoğun bir okuma deneyimi ve duygu deneyimi yaşatan bir kitap için kesinlikle ince olmasına bakılmaması gerektiğini düşünüyoruz. Bu anlamda okuma deneyimi açısından kesinlikle tatmin edici, hem kısa sürede biten hem de dolu dolu hissettiren bir kitap.

 
 

Kişisel Veri Politikası
Aydınlatma Metni
Üye Aydınlatma Metni
Çerez Politikası


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2026. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova









İnternet sitemizi kullanırken deneyiminizi iyileştirmek için çerezlerden faydalanmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
X