| ISBN13 978-975-342-956-6 | 13x19,5 cm, 44 s. |
|
Görme Biçimleri, 1978 | G., 1984 | Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü, 1987 | O Ana Adanmış, 1988 | Picasso'nun Başarısı ve Başarısızlığı, 1989 | Düğüne, 1996 | Fotokopiler, 1997 | 2000 Yılında 25 Yaşına Basacak Olan Yunus, 1997 | Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar, 1999 | Kral, 2001 | Buluştuğumuz Yer Burası, 2006 | A'dan X'e, 2008 | Kıymetini Bil Herşeyin, 2009 | Bento’nun Eskiz Defteri, 2012 | Bir Fotoğrafı Anlamak, 2015 | İstanbul'dan Gelen Telefon, 2016 | Hoşbeş, 2016 | Sanatla Direniş, 2017 | Portreler (sert kapak), 2018 | Yedinci Adam, 2018 | Portreler (karton kapak), 2018 | Manzaralar (karton kapak), 2019 | Manzaralar (sert kapak), 2019 | Top Sende, 2020 | Yaranın Sayfaları, 2024 |
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et | | Ali Çakmak, "Aşığın kederi", Özgür Gündem, 16 Temmuz 2014 Aşkın şiddetli ve kaçınılmaz bir “çarpışma” olduğunu söyleyen genellikle erkeklerdir. Muhtemelen onun varlığını, niteliğini kavrama konusundaki eksikleri, aşkın akıp giden hayatlarındaki muhteşem bir kesintiden, çarpışmanın bizzat kendisinden ibaret olduğuna inanmalarını sağlar. Andrê Gorz ve John Berger’ı onlardan sayamayız; ikisi de aşkın bir eksiklikten, insanın kendi yetersizliğinden kaçma olanağı olduğunu hissediyorlar. Elli sekiz yıl birlikte yaşadığı Dorine ölümün eşiğine gelecek kadar hastalandığında onunla birlikte ölümü seçen Gorz, “İnsanın neden sevdiğini ve neden herkes bir yana, sadece o belirli kişi tarafından sevilmek istediğini felsefi olarak açıklamanın imkânsız” olduğunun farkında. Daha henüz hiçbir şey yokken her şeyi paylaşabilme kararlığıdır o. Ama bu güçlü kararlılık da aşkı açıklanabilir kılmayacaktır: “Kağıt üstünde, aşkın, iki insanın sahip olduğu, en az açıklanabilen, en az toplumsallaşabilen ve toplumun onlara dayattığı kendileriyle ilgili imge ve rollere, kültürel aidiyetlere uymayan şey kapsamında karşılıklı büyülenmesi olduğunu... gösterebilirdim” (Andrê Gorz, Son Mektup, Bir Aşk Hikâyesi, Ayrıntı Yay, 2007). İçinde hiçbir şeyin şaşırtıcı olmadığı, her şeyi tanıdık kılan bir büyülenme: “Dünyayla ilişkimin olmaması seni şaşırtmıyordu. Senin bunu kabul etmen karşısında da ben şaşırmıyordum.” Eğer Gorz haklıysa ve büyülenmenin doğasını açıklayamıyor, kavrayamıyorsak muhtemelen âşıklardan birinin kaybının yol açtığı kederi de kavrayamıyoruzdur. Öyleyse John Berger yanılıyor; kırk yıllık aşkı Beverly’nin ardından yazdığı satırlar “Başkalarının kayıplarına, yaslarına yardımcı” olamaz (Hürriyet Pazar, 15 Haziran 2014). Nasıl iki aşığa yeni bir dünya yaratan büyünün içine başkası sığamıyorsa, o kaybın kederli dünyasına da yerleşemeyiz. Denemişizdir bunu; acısı henüz tütene bu günlerin geçeceğini, şimdi dayanılmaz gibi görünen acının seyreleceğini, kederin uçuşacağını söylemişizdir. Ama içinde olamayacağımız bir dünyaya girmeye çalıştığımız duygusundan hiç kurtulamayız. Teselli çabasını biraz abartırız; rol çalmaya başladığımızı, gülünç olduğumuzu hissederek... Yine de rolümüzü fazla abartmadan ve çok derinden hissettiğimizi iddia etmeden başkalarının kederine tanıklık edebiliriz. Andrê Gorz’un, Yves ve John Berger’inkine de (Uçuşan Etekler, Bir Ağıt). Onlara bu kitapları yazdıran da ölümün gölgesinin Dorine’i ve Beverly’yi büyülü dünyalarının dışına çekmesine çaresizce tanık olmaları değil mi? “Başın yüzünden o kadar ıstırap çekiyordun ki uzanıp yatamaz olmuştun. Geceyi balkonda ayakta ya da bir koltukta oturarak geçiriyordun. Her şeyi paylaştığımıza inanmak istemiştim; ama sen yaşadığın acıda tek başınaydın” (Gorz, Son Mektup). “Sadece sırtüstü yatabiliyordun; morfine rağmen ufacık bir hareket bile son derece ıstırap vericiydi” (Y.-J. Berger, Uçuşan Etekler). Artık kederli âşığın önünde iki yol uzanmaktadır; ya Gorz gibi kendini silikleşmeye başlayan büyünün içine yerleştirecek ve onunla birlikte sönmeyi göze alacaktır ya da her seferinde biraz daha eksilmesine rağmen büyüyü tek başına tekrar etmeye çalışacaktır: “Gözlerimi yumup senin tekrarlarını, kendini zapt edişlerini, kırk yıllık mücadele, araştırma, kayboluş ve yarım yamalak cevapların dönüşmesini, kırk yılın tek bir edime dönüşmesini görüyorum” (Uçuşan Etekler). Dünyada bundan daha yalın bir umut olabilir mi? |