|
|
|
|
|
|
| Roberto BolañoKatil Orospular Çeviri: Peral Bayaz
"Kadınlar katil orospulardır, Max, hasta bir ağaçtan ufku seyreden soğuktan donmuş maymunlardır, karanlıkta ağlayarak, hiçbir zaman söyleyemeyecekleri sözlerin peşinde, seni arayan prenseslerdir. Yaşamımızı yanlışlıklarla planlıyor ve yaşıyoruz." -Böyle diyor bu kitaba adını veren öykünün kahramanı (Katil mi? Orospu mu? Yoksa ikisi birden mi?) "Yeryüzünde Son Günbatımları" öyküsünde giderek cehennem azabına dönüşen bir Acapulco yolculuğu anlatılıyor. "Dişçi", gizemli bir delikanlı ile onu uçurumun tepesinden seyreden görmüş geçirmiş iki yetişkinin öyküsü. "Buba"da üç bölümde bir futbol öyküsü anlatılıyor: Bir Latin Amerikalı, bir Afrikalı ve bir İspanyol oyuncunun içine kara büyü sızan maceraları. "Dans Notları"nda Pablo Neruda ile dans etmemek için 69 neden öne sürülüyor. "Lalo Cura'nın Tasavvurları"nda ise kendimizi uyuşturucu kaçakçıları ile porno film yönetmenlerinin arasında buluyoruz... Ayrıntılı bilgi için bkz. | | |
| Benjamin ArditiLiberalizmin Kıyılarında Siyaset Farklılık, Popülizm, Devrim, Ajitasyon Çeviri: Emine Ayhan
Liberalizmin perspektifi dışında bir demokrasi mümkün mü? Meksikalı siyasetbilimci Benjamin Arditi, günümüzün önde gelen düşünürleriyle (örneğin Laclau, Zizek, Rancière, Badiou) yaratıcı bir biçimde hesaplaşmaya girişerek "liberal demokrat mutabakat"ı sorguluyor. Farklılık, popülizm, devrim ve ajitasyon kavramları çevresinde girişilen bu sorgulama sonucunda "başka tür bir demokratik siyaset" için stratejiler öneriyor. Bugün siyasal alanın hepimiz tarafından az çok hissedilen bir özelliğini vurguluyor Arditi: "Farklılık"ın öne çıkarılması üzerine kurulu olan kimlik siyasetinin sahip olduğu itici gücün eşitlik talebi yerine gitgide ayrıcalık talebine dönüşmesinin taşıdığı parçalayıcı risklere dikkat çekiyor ve liberalizmin öcü olarak gördüğü iktisadi ve siyasi "popülizm"in iddia edildiği kadar demokrasiye ters olmadığını savunuyor (Freud'un "dahili yabancı ülke" metaforundan da yardım alarak)... Ayrıntılı bilgi için bkz. | | |
| Engin GeçtanZamane
"Askeri darbenin ardından otorite figürlerine ve kurumlarına karşı tepkiler sindirilmişti, ama daha uzun vadede bunun yerini farklı ve çoklu dinamikler aldı. Artık siyasi ya da toplumsal bir kutuplaşma olduğunda, şaşırtıcı bir hızla karşıt bir kutup odağı oluşmakta. Bu bir bakıma yoğun bir dinamizmin de ifadesi, tabii beraberinde bir soruyla birlikte. Bu dinamikler bizi ileriye doğru mu taşıyor, yoksa kısırdöngüye kapılıp sürüklenmemize mi neden oluyor? Yönetilen ülkeden neredeyse bağımsız, kendi kendini ileriye taşıyan bir başka ülke de var gibi. Psikoterapide de zaman zaman mehteran yürüyüşüne benzer bir süreç yaşandığından benim için oldukça bildik. Askeri darbe olmasaydı neler yaşardık sorusunun cevabını ise hiçbir zaman bilemeyeceğiz." Engin Geçtan geniş bir zaman aralığında, Türkiye'de yaşanan süreçlere uzmanlık alanı olan psikiyatri perspektifinden bakıyor, toplumun ve bireylerin değişmesine dair değerlendirmeler ve yorumlarda .. Ayrıntılı bilgi için bkz. | | |
| Lukas BärfussYüz Gün Çeviri: Zehra Aksu Yılmazer
Nisan 1994'te Ruanda'da tarihin en büyük soykırımlarından biri yaşandı. İktidardaki Hutuların açıkça desteklediği aşırılıkçı Hutu milisleri, yaklaşık yüz gün içinde büyük çoğunluğunu Tutsilerin ve ılımlı Hutuların oluşturduğu toplam sekiz yüz bin kişiyi öldürdü. Başta Belçika ve Fransa olmak üzere Ruanda'yla uzun yıllar aktif olarak "ilgilenmiş" olan Batılı ülkeler katliama tam anlamıyla seyirci kaldı. İsviçreli yazar Lukas Bärfuss işte bu katliamın, daha çok da bu suç ortaklığının romanını yazıyor Yüz Gün'de. Her türlü ırkçılık ve adaletsizliğe tepki göstermeye çalışan David, bu hislerle, Ruanda'da otuz yıldır faaliyet gösteren İsviçre Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı'na katılarak ülkenin başkenti Kigali'ye gelir. Ülkede konuşulan dili bilen kimsenin olmadığı Teşkilat mensuplarının mevcut iktidarla aralarını iyi tutmaya çalışarak, etliye sütlüye bulaşmadan .. Ayrıntılı bilgi için bkz. | | |
| Chantal DeltenreBebek Töreni Çeviri: Sosi Dolanoğlu
"Rahip, başı önde, kalıplaşmış ayin sözlerini söylemeyi bitirdi, fakat küçük kız yerinden kımıldamıyor. Rahip başını kaldırıyor, oyuncak bebek yığınını gösteriyor ona gülümseyerek. Çocuğun yüzü mermer gibi, akkor halinde iki siyah bilye olan gözlerindeki hiddet, beline kadar inen uzun örgülerin uysallığıyla çelişiyor. Annesi elini küçük kızın ensesine koyuyor, kız bu okşamayla elektrik çarpmış gibi çekiliyor." İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Fransa'ya göç etmiş Japon bir ailenin tam bir Fransız gibi yetiştirilmiş kızı Keiko ile, kusursuz Japonca bilen, sarışın, mavi gözlü sevgilisi Pierre üniversite bursuyla Japonya'ya giderler. Kendini adeta evinde hisseden Pierre'in aksine Keiko tuhaf bir hastalığa tutulur burada: Gizlenmiş, üstü örtülmüş, bastırılmış acıların eline geçer sanki yavaş yavaş ve evinin taraçasında kurmaya başladığı taş bahçesi ile Pierre'den gitgide uzaklaştığı bir dünyanın peşine .. Ayrıntılı bilgi için bkz. | | |
| Levent YılmazModern Zamanın Tarihi Batı'da Yeni'nin Değer Haline Gelişi Çeviri: M. Emin Özcan
1687 yılının Ocak ayında, Fransız Akademisi'nde, sonradan "Eskilerle Modernler Kavgası" diye anılacak büyük bir tartışma koptu. Bu, aslında zaman olgusu ve kavramının algılanışına dair radikal bir dönüşümdü: Tanrılar yavaş yavaş dünyayı terkediyor, insanlar ise tarihi hem yapmaya hem de yeni bir bakışla yazmaya başlıyordu. Bu kavga, kimilerinin dediği gibi Avrupa bilincinin geçirdiği büyük buhranın bir göstergesiydi. Böylece "Eski"nin hızla daha da eskidiği, "Yeni"nin ise sadece yeni oluşuyla bir değer haline geldiği bir zamana girilecekti. Levent Yılmaz bize işte Batı tarihindeki bu eşiği, bu kırılmayı küçük, incelikli fırça darbeleriyle resmediyor: Batılı toplumlar Tarih'e ilk adımlarını nasıl attılar? Tarih'e - yani geçmişle araya mesafe koymaya, şimdinin doluluğu duygusuna ve geleceği planlama, düzenleme faaliyetine? Nasıl oldu da Batılı toplumlar, olan biten herşeyin bir alınyazısı, geleceğin aslında geçmişin bir yansıması, tarihin ise .. Ayrıntılı bilgi için bkz. | | |
| Hazırlayanlar: Müge Gürsoy Sökmen, Başak ErtürBarbarları Beklerken Edward W. Said Anısına Çeviri: Sona Ertekin, Doğan Şahiner
"Edward Said'in adaletsizliğe karşı öfkesi, bizim öfkemiz olmalı; onun kılıca meydan okuyan kalemi, insani değerler uğruna kavgamızda bizim silahımız olmalı." - Elias Khoury Barbarları Beklerken, Edward W. Said'in yapıtlarından ve eleştirel kuramcı, entelektüel ve aktivist sıfatıyla ardında bıraktığı mirastan esinlenerek yeni bir diyalog imkânı yaratmak, dünyada oluşumuz hakkında yeni baştan düşünmek için girişilen bir çabanın ürünü. Bu kitap, aynı adlı sempozyumda bir araya gelen Said'in meslektaşları, öğrencileri ve dostları tarafından "Edebiyatın Gücü", "İktidara Hakikati Söylemek", "Filistin Sorunu" ve "Bugüne Said'in Gözüyle Bakmak" konularında verilen sunumları bir araya getiriyor. Ayrıntılı bilgi için bkz. | |
|
|